Yazarımız Mehmet Yıldız yazdı

Advert

Okul, eğitim ve öğretim tüm ailelerin dünyalarını işgal eden temel gündemlerin başında gelir. Akşam eve geldiğimizde çocuklarımıza okulda neler yaptın, dersler nasıl geçti vs. sorularla; sabah uyanınca okulda öğretmenlerinizi iyi dinleyin, arkadaşlarınızla kavga etmeyin, paylaşımcı olun vs. sorularla sürdürürüz. Misafirlikte gördüğümüz her çocuğa ilk sorduğumuz soru okula gidiyor musun? Kaçıncı sınıfta okuyorsun?  Derslerin nasıl vb. sorularla muhabbet ederiz. Kısaca; fırıncıdan duvar ustasına, kasaptan manava, tatlıcıdan memura kadar toplumun tüm kesimlerinin öncelikli gündemleri eğitim-öğretim, okul ve öğretmenlerdir.

Okul, insanlığın eğitilip terbiye edildiği yer olmasından dolayı çok önemlidir. Çocuğu ana kucağından alıp her yönden donatarak topluma faydalı bireyler yetiştirmek,  karşılaşılan problemlerin çözüm yollarını hak, hukuk ve adalet ilkelerinden şaşmadan uymak ve uygulamak temel amaçlarından vazgeçilmeyeni kabul etmesi daha da önemli kılmaktadır.  Bebek (anasının kuzusu), belirlenen bu plan dâhilinde erdemli çizgiden yürütülerek mutlu olabileceğini ileri sürer. Eğitimin son aşaması olan özgür bireyler ancak mutlu olabilirler önermesiyle sonlanır.  Bu önerme son itibarı ile birey topluma hizmet ve fayda katmaya başlar. Bundan dolayıdır ki eğitim tüm toplumun gündemini meşgul edebilmektedir. Bu çarkın içinden geçmemiş veya geçmeye imkân bulamamış anne ve baba bu şekilde ( terbiye edilme, hak, hukuk, adalet yolunda, özgür ve mutlu birey olacağına)  inandığı eğitim sistemine daha bağlı oldukları görülmektedir. “Biz adam olamadık bari siz adam olun.” (çocuklarına biz okuyamadık bari siz okuyun) söylemleri verileri kanıtlar niteliktedir. Çoğu öğretmen, veli toplantılarında ya da veli görüşmelerinde bu tür söylemlere şahit olduklarını anımsayacaktır.

Okulun böyle ideal bir zeminde olması ve taşıdığı amaçlar bakımından değer taşıması elbette doğaldır. Sabah, akşamlar yerine her an içli dışlı olsak bile azdır. Ancak saf, berrak ve tertemiz çocuklar bu zeminlerde büyüdükçe canavarlaşmalarına şahit olmak; okulun belirlenen amaçların paralelin zıddına faaliyet gösterdiği söylenebilir.

Kutsal sayılabilecek amaçlarla değerli mekânlarda şiddeti, yalanı, hırsızlığı, haksızlığı, vb.ni bilmeyen; sevgi dolu, saf, berrak ve tertemiz çocuklar büyüdüğünde hırsızlık yapabiliyor. Yalan söyleyebiliyor. Hak yiyebiliyor. Şiddet uygulayabiliyor.  Sahte ilaç öretip hasta kardeşini mağdur edebiliyor. 3 aylık bebeği kurşunlayabiliyor. 70 yaşındaki anaları öldürüp cesedini günlerce sokaklarda almasına izin vermeyebiliyor. Kışın ortasında insanları evlerinde mahkûm ya da sürgün edebiliyor. Hırs, kin ve nefret kusabiliyor. Tüm bunlar ve daha sayamadıklarım eğitim sistemine dayatılan anlayışlardan kaynaklandığı aşikârdır. İl ve ilçe amirleri, yöneticileri, ücret karşılığında taşeron sistem ile çalıştırılan taze beyinleri, hatta okullara mevsimlik atanan temizlik elemanlarını siyasi partilerin il veya ilçe başkanları, sendika yöneticileri atamalar yaparak sisteme dayatılan anlayışı pratikte deşifre ederek güçlüyüm haklıyım şeklinde gerçekleştirebiliyor. Bu davranışlara tanıklık eden öğrenciler erdemli, karakterli, kişilikli yetişmeleri mümkün olamayacağı gibi özgür de olamazlar.

Diğer yanda ilkokul 2.sınıftan itibaren İngilizce ( yabancı dil) sistem tarafından benimsemesi ve branş öğretmenleri ders olarak okutmaları ne kadar iyi görülse de, bunun yanında anadilde eğitim yapılmaması bu sistemin çarklarının içinde büyüyen öğrencileri ırkçı duygulardan kurtaramazlar. Çünkü inkâr, fıtrata aykırıdır. Fıtrata aykırı olan, insanda er ya da geç kendini gösterir. İşte bu türden anlayışlar faziletli ve erdemli toplum oluşumuna engel olduğu gibi toplumsal problemlerin alt zeminini de hazırlamış olur.

İlkçağ filozofların tamamı faziletli ve erdemli toplumlar oluşturabilmenin ilk koşulunu sağlam bir eğitime bağlarlar. Bunu adaletli bir sistem içinde erdemli eğitmenlerle sağlayabileceğine vurgu yaparlar. O zaman adil yönetici, güvenilir güvenlikçi, temiz siyasetçi ve faziletli bir toplum gerçeğinden bahsedilebilir.

 Yüce Allah, çukurun kenarındaki bir toplumu kurtarma reçetesinin ilk kalemini “oku” çağrısıyla duyurur. Ancak şart koşar. Oku ama yaratanın adıyla oku. Yaratanın bu emrine riayet ederek okuyanlar üzerine çökmüş tüm esaret zincirlerini parçalayarak kurtuldular. Putlarını ayaklar altına aldılar. Hak karşısında mal, mevki, makam, birer tuzak olduğunu anladılar. “yaratıcının adıyla oku”  okuyanlar ancak zalim kimselerin karşısında dik durup hakkı söyleyebildiler.  

Bu analizlerle varılacak sonuç, eğitim hep gündemin önceliklerinden olacaktır. Ancak anlayışlardan kurtulamamış bir eğitim sistemi ile de belirlenen amaçlara ulaşması mümkün olamayacaktır.  Eğitmenler ne zamanki,  üst tabakaların emirlerinden arınıp; ilim-irfan ile üst tabakaları yönlendirmeye yönetmeye başlarsa, işte o zaman sağlıklı bir toplumdan da bahsedebileceğiz.

MEHMET YILDIZ

Mehmet Yıldız
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Motosiklet Pikapa Çarptı: 2 Yaralı
Motosiklet Pikapa Çarptı: 2 Yaralı
Kendi İsminin verildiği Okula Kitap yardımı yaptı
Kendi İsminin verildiği Okula Kitap yardımı yaptı