Yazarımız Feyzi Çelik yazdı

Advert

Toplumsal Bilimler Sözlüğüne göre ideoloji: "Bireylere ve toplumsal gruplara sosyo-politik seçenekler karşısında yön alabilmeleri için oluşan ve karmaşık toplumsal realiteyi açıklamayı amaçlayan, bir inançlar ve kavramlar modelidir. Bu geçici tanımı dikkate aldığımızda ideoloji toplumun yaşadığı gerçeği bir iç mantığa kavuşturan zihinsel bir kurgu olarak tanımlanmaktadır. İdeolojinin amacı  bireylere ve toplumsal gruplara yaşadıkları toplumsal ve siyasal gerçeğin çelişkilerini gidermek için mantıksal bir model kurmaktır. İdeoloji  bireylerin toplumu anlamalarını ve toplumsal gerçeklere egemen olmalarını sağlar. Ya da bireylerin zihninde böyle bir görüntü yaratır.


İdeolojinin bireyler ve genel olarak toplum için yol gösterici, yaşanan toplumsal gerçeğe bir anlam veren model oluşturma işlevi vurgulanmaktadır. Bu da ideolojilerin insanlara toplum içinde yaşamlarında yön verdiren dolayısıyla normatif ve değerlerle yüklü bir "dünya görüşü" olduklarını göstermektedir. İdeolojinin başına kişinin adını getirerek yeni İZM'ler oluşturmak da ideoloji demek değildir.


İdeolojinin doktrin ve kuram ile ilişkisi ideoloji ile doktrin eş anlamda kullanılmıştır. İkisi de iç tutarlılığa sahiptir.


Doktrin siyasal olgunun soyut biçimde incelenmesine dayanan, kendi içerisinde tutarlı bir bütün oluşturan bir düşünce sistemidir. Doktrin eylemle ilgili, düzenli ve tutarlı bir düşünceler bütünüdür. Doktrin ile kuramı birbirinden ayıran başlıca nokta ise kuramın tutarlı bir bütün oluşturmakla beraber aynı zamanda da doktrine karşıt olarak geleceği önceden saptama niteliğine sahip olmasıdır. Eğer doktrin sadece sosyo-politik alanda yol gösterme niteliğine sahipse kuram hem toplumsal alanda yapılacak tercihler ve alınacak kararların ussallaştırılması konusunda yol göstericidir hem de bilimsel alanda bilginin geliştirilmesine ve bilgi üretmesine ışık tutar. 


Kürt Bilinçlenmesi ve İdeoloji ihtiyacı


Kürt Siyasal hareketinde bilinçliliğin önemi Öcalan'ın İmralı Cezaevine kapatılmasından sonra yeni bir boyut kazandı. Daha önceleri daha çok politik öncelikler doğrultusunda dünyadaki sosyalist hareketler örnek alınıyordu. Bu da siyasal hareketlerin toplumsal bağını sağlam temellere bağlayacak ideolojik yapısında sıkıntılara neden olmuştur. Daha çok eylemsel/siyasal yönelimlerin öne alınması neredeyse hareketler için ideolojik yapının gereksizliğini dahi gündeme getirmiştir. Öcalan'ın yakalanması, PKK ve KSH'nin bu konudaki yetmezliği açıkça kendisini gösterdi. Siyasal bağlılık ve güçlü örgütsel yapı sayesinde bu ideolojik boşluk bir süre görülmedi. Öcalan bununla uzun süre yürünmeyeceğini anladıktan sonra partisi için yeniden ideolojik bir yapılanma yoluna gitti. Öcalan'ın İmralı'dan önceki görüşleri daha çok günlük politik ihtiyaçlarını karşılamaya yöneliktir. Daha çok savaş pratiği içinde gelişen kahramanlıklar, devletin hukuka aykırılıkları, keyfilikleri üzerinden bilinçlenme geliştirildi. Özellikle cezaevi direnişleri bunun motoru oldu. Bu hem PKK'yi hem de Kürt toplumunu daha fazla politikleştirdi. Bilinçlilik yönü zayıf bir politiklik belli bir süre sonra siyasal hareketlerin önünde engel haline gelebilir. Nitekim olan da buydu. Kürt Siyasal hareketinin liderinin uluslar arası alanda hiçbir destek görmeden yalnızlaşma salt eylemsellik/siyasallıkla ilgili olabilir. Devlet-dışı yapılanmalar için uzun süreli eylemsellik/siyasallık kısır döngüye de neden olabilir. Öcalan bunu fark etti. Uzun yıllar mücadele verdiği 'düşmanın' eline düştükten sonra PKK ve Öcalan bu yeni durum karşısında ne yapabileceği konusunda fikir sahibi değildi. Büyük bir şaşkınlık vardı. PKK'nin ideolojiden anladığı daha çok Leninizm/Stalinizm kalıpları çerçevesindeydi. Öcalan'ın İmralı'ya kapatılmasından sonra bu paradigmada bir dönüşüm yaşandı. Çerçevesi demokratik cumhuriyet ve ortak vatan olan bu yeni paradigmanın ne şekilde uygulanacağı da bilinmezliklerle doluydu. Bir süre sonra bunun yürümeyeceği anlaşıldığı için temeli Batılı kaynaklı felsefi/sosyolojik arayışlara girildi. Özellikle Post-Marksizm esas alındı. Bunların Kürtlerin ideolojik yapılanmasına etkisi ne kadar olabilirdi ki' Bu ideolojik/paradigmatik yönelimin belirli kadrolar çerçevesinde kabullenmesi, bunun toplumun geniş kesimleri üzerindeki etkinliğinin azalmış olması ne yazık ki ideolojik boşluğu doldurmaya yetmedi. Tartışmaların çerçevesi de ideolojik temelden yoksun olduğundan dolayı ayrılanların da bütünsel bir ideolojik yapıdan yoksun oldukları görüldü. Bu nedenle ayrılanlardan yeni siyasal/ideolojik varlığı söz konusu olmadı. Bu da geride kalan ana gövdenin bilinçlilik olmadan eylemliliğin yeterli olduğu görüşünü güçlendirdi. Öcalan'ın okumaları ve ideoloji oluşturma çabası da yeterli karşılığını bulamadı. Daha doğrusu politik/stratejik önderlikle ideolojik önderliğin iç içeliği veya bir kişinin şahsında toplanmasının güçlükleri bunu imkansız kılmaktadır. Örgüt ve toplumuyla doğrudan bağ oluşturmadaki zorluklar, cezaevi koşullarıyla birlikte ele alındığında bunun zorluklarının göründüğünden daha büyük olduğu bilinmelidir. İdeolojinin iki önemli yönü vardır. Bunlardan birincisi genelleştirme yapabilmek başka bir deyişle teori, ikincisi yöntemdir. Kürt hareketinin yaşadığı pratik, geçirdiği aşamalar, değişim ve dönüşümünü anlamlandırmak da bundan sonraki değişim yönünü açıklamak da ideolojinin temelinin sağlamlığına bağlıdır. İdeoloji, günlük siyasetin de vazgeçilmezi olsa da onu günlük siyasetin çerezi haline getirip tüketmenin de uzun vadede kazandırıcılığı yoktur. Burada nihai amaç genel bir bilinçlenme düzeyi yaratmaktır. Bunun önceliği toplumsal gerçekliğe uygun tanımlamalar yapmakla başlar. Bu şekilde toplum kendisini kendi gözüyle tanımlamış olur. Bu da o toplumun kendisine karşı öz güveniyle ilgilidir. Bu güven başlı başına bir güven değildir. Onun gerisinde yatan tarih bilinciyle birlikte ete kemiğe bürünür. Tarihte toplumların yer alışı onların tarihsel bilincini bir sonraki evreye taşımakla kalıcılık kazandırır. İdeoloji, dogmatizmden farklıdır. Kalıpçılık asla değildir. Çünkü toplum olaylarının tekrarı mümkün değildir. Her toplumsal olayın gerçekleşme koşulları birbirinden farklıdır ancak başka değildir. Çünkü toplum olayları her defasında bir önceki deneyimin birikimini yeni olaylara taşırlar. Eskinin karakterinin tamamen kaybolması mümkün değildir. Bu bir anlamda köktür. Üst üste gelmiş toprak tabakaları gibi alttaki toprak tabakalarının kalıcılığı gibi gitmesi de mümkün değildir. Bu sabit kalmak değildir. Sabit kalmamak demek tekrarlamamak demektir. Bazen bir toplum adına ortaya çıkanlar siyaset/ideoloji ilişkisini ters yüz edebilirler. Bunlar genellikle siyasal dogmalarını ideolojik bir yapı gibi topluma empoze etme çabası içindeler. Her türlü eylemliliği yöntemden yoksun bir şekilde gösterirler. Başlangıçta eylemin her şey demek olduğunu kanıtlarcasına bunun gerisinde sağlam bir ideolojik yapının gereksizliğinden dem vururlar. Bu tür hareketlerin taraftarları da kolayca ortaya çıkabilirler. Kısa sürede kitlesellik de yakalanabilir. Bunlar çoğunlukla önce eylem yaparlar sonradan eyleme uygun kalıplar geliştirip bunu topluma teori/yöntem olarak benimsetmeye çalışırlar. Eyleme geçme nedenlerini dahi topluma anlatmakta zorlanan bu tür gruplar bir sonraki eylemlerinde savrulma ve sapmalara neden olurlar. Bu aynı zamanda toplumun çözümsüzlüğe razı olması anlamına gelir. Sömürgecilere en ağır darbenin vurulacağı bir anda sömürgecinin sömürüsünü daha da kalıcılaştırması bu yöntemsizlikle ilgilidir. Çünkü sömürücü de belirli bir ideolojik yönelimle onun üstüne gitmektedir. Onun yöntemi, karşısındakinin yöntemsizliğiyle birleştiğinde başarının gelme şansı yoktur. İdeoloji ile günlük politik/propagantif dili de birbirinden ayırmak lazım. İdeolojinin basma kalıp klişelere takılıp kalması onu dondurur. Ayrıca ideolojinin etkisi, kendiliğinden değişik alanlarda kendisini gösterir. Ekonomiden kültürel yaşama kadar. Ortadoğu'nun gerçek anlamda ideolojik yönelimi temelini İslam'dan alır. İdeolojik tarihsel en önemli kaynak İslamiyet'in kendisidir. Çözümlerin İslam içi geliştirilmesine karşı sert-devletçi-ortodoks İslam'ın katı müdahalesi İslamiyet'in sorunları çözmede rol oynayışını önlemektedir. Kendisini yenileyip çözüm geliştirecek farklı yorumları da kendi içinde eritmektedir. Bunun sonucunda mücadele ideolojik temelden çok iktidar mücadelesine dönüşmektedir. İdeolojinin bir yerden başka bir yere taşınması mümkün gibi görünse de taşındığı toplumda kendisine özgü bir anlama kavuşabilir. Özellikle Avrupa kökenli liberalizm/sosyalizm/anarşizm gibi ideolojiler doğdukları toplumlarda dahi farklı yorumları çıkmıştır. Bunu model aldığınız zaman tartışmalarını da almış olursunuz. Yerlilik/evrensellik tartışmaları gündeme gelecektir. Kimisi enternasyonalizm diyerek yerel özelliklerin ele alınmamasını kimisi de yerliliğe vurgu yapar. Yerli-sosyalizm daha çok kendisini Arap Milliyetçiliği içinde taraftar buldu. İslam'la iç içe geçmiş bulunan Arap Milliyetçiliğinin yeni yorumu BAAS'çılık oluşturdu. BAAS'çılık dahi her ülkede farklıydı. Kürdistan'da olanın da bundan bir farkı yoktu. Fark Kürdistan'da Araplara benzer devlet yapılarına sahip olmayışıydı. Bunun olmayacağını Öcalan da anladığı için Batı ile ilişkilerin yeni bir yorumu olan Türkiye'yi örnek aldı. Bu da Türkiye/Demokrasi ilişkisiydi. Ancak politik kaynak olarak yetersizdi.


İdeolojik sağlamlık


İdeolojik sağlamlık, örgütsel yapıların ayakta durmasının olmazsa olmaz şartıdır. İdeoloji, günlük ihtiyaçlara göre belirlenmez. Geçmişin imbiğinden geçerek gelecek için topluma bir bakış açısı sağlar. Örgütsel yapı ne kadar disiplinli olursa olsun, ideolojik zayıflık durumunda örgütlü toplum örgütüyle birlikte savrulma yaşayabilir. Özellikle 1920'li yıllarda İtalya ve Almanya'da örgütlü bir işçi sınıfı olduğu halde, işçi sınıfının ideolojik yetmezliği ve bunalımı geniş işçi kitleleri faşizm karşısında zayıf kalmakla kalmamış, bir kısmının faşizme yakınlaştırmıştır. İdeolojik yetmezlik karşısında faşizm tarafından yürütülen yıpratma da dikkate alındığında ideolojik bunalım giderek örgütsel yapıyı etkisi altına almıştır. Bunun sonucunda Almanya ve İtalya'da faşistleşme süreci geri dönülmez bir şekilde devam etmiştir.


Kürt Siyasal Hareketi uzun döneme yayılan mücadelesi ile güçler dengesini değiştirmiş,belirleyici bir nitelik kazanmıştır. Bu nitelik bir çok kazanımlar getirmiştir. Kazanımların kalıcılaşması, bunların ete kemiğe bürünmesine bağlıdır. İdeolojik perspektif ancak bu şekilde güçlenir. Aksi durumda bu kazanımları yok etmede yeminli olanlar geri durmayacaktır. Kazanımlara karşı her türlü yöntemlerle saldırılar yapılır. Özellikle Kürt mücadelesini geniş Kürt kitlelerinden gizleyerek kötülemek, kitlelerin gözünden düşürmek için yapamayacakları plan yoktur.
AKP, Mart 2014 belediye seçimlerinde bu yöntemi denedi. Özellikle seçimlerden önce Diyarbakır'da Barzani-Şıvan-Tatlıses üzerinden bunu gerçekleştirmeye çalıştı. Kürt Siyasal Hareketi Kürt ulusal bilinci açısından buna yaklaşmak yerine Kürtlerin siyasal, tarihi ve kültürel evrelerinde yer alan bu sembol kişiler hakkında çok yüzeysel yaklaşım içine girdi. Bunun sonuçları KSH açısından çok daha kötü olabilirdi. KSH adına Osman Baydemir ve Leyla Zana gösterdikleri yaklaşımlarla tahribatın boyutunu azaltma başarısı gösterdiler. KSH'nin sembol şehirleri olan Hakkari ve Diyarbakır'da meydana gelen düşüş bununla ilgili olabilir. Osman Baydemir'in aday göstermesinin etkisiyle Urfa'da BDP oylarında önemli artış olması Osman Baydemir'in Barzani'nin Diyarbakır'a gelişinde oynadığı rolle doğrudan doğruya bağlantılıdır. Özellikle Baydemir'in Urfa'da aşiretsel ilişkinin ötesinde Kürt ve Kürdistaniliği ön plana alışı bunda etkili olmuştur. Yine Urfa'da Büyükşehir'de alınan oylar ile ilçe belediyelerinde Büyükşehir'de oyların daha fazla çıkmış olması da ulusal Kürt bilincini ön plana alan bakış açısına Kürt halkının mutlak bir teveccüh gösterdiğinin önemli bir belirtisidir.


Burada Kürtlerin üzerinde durması gereken en önemli nokta geçmişte ulusal ideolojik yapının kalıcısında önemli bir etken olan Kürtlerin kendi devletlerini kurmak konusunda uzak kalışları Kürtlerin ideolojik yapılanmasında aşiretin ve İslam'ın rolünü benzerlerinden farklılaştırılmıştır. Buna rağmen Laik karakterli Kürt hareketi ilişki partneri olarak Türkiye solunu seçmiştir. Solun kendi içindeki İslam ve aşiret yapısı konusundaki görüşlerinden etkilenme olmuştur. Bunun nedeni Kürtlerin modernleşmeyi Türkiye üzerinden almış olmasıdır. Modernleşmenin en önemli belirtisi laiklik konusunda kendisini göstermiştir. Laiklik, liberalizm ve sosyalizm tartışmaları aslında modernleşmenin ideolojik boyutunu teşkil ediyordu. Bu tartışmaların en etkili yönü sınıf/ulusal sorun ilişkisindeki öncelik/sonralık boyutudur. Bu tartışma, hem Kürt siyaseti bakımından hem de Türkiye solu açısından farklı sonuçları doğurmuştur. Aslında Kürt siyaseti ile Türkiye sol siyasetinin ideolojik yol ayırımı TİP içinde yaşanan tartışma ile başlamıştır. Bu hem Türkiye solu içinde bölünme hem de Kürt siyasetinin ayrı örgütlenme anlayışı gelişti. Özellikle Kürt siyasetinin ayrı örgütlenişinin gereği olan ideolojik yetmezlik hiç bir zaman giderilmedi. Kendisini tarihsel gerçekler ışığında güçlendirme bakış açısından çok sürekli ayrı düşmek zorunda kaldığı kesimlerin ideolojisi ile yürümeye devam etmiştir. Ulusal hedeflerle ortaya çıkan bir yapının Türkiye solunun dar ideolojik kalıplarını esas alması Kürt siyaseti için önemli bir açmazdı. Kürt siyasi hareketi devasa bir boyuta gelmesine rağmen kendisini bu açmazdan kurtarmayışı Kürt halkının hedefine ulaşması ve bu hedef çerçevesinde KSH ile birlikte bir bütün olarak hareket etmesini zorlamaktadır. Bunun söylem düzeyinde dışa vurumu "Türkiyeleşme" şeklindedir. Türkiyeleşmeden anlaşılan KSH'nin Kürtlerin dışındaki kesimlerin KSH'ni anlaması, ona destek vermesi şeklindeyse bunu anlamak kolaydır. Ancak bunun tersi olmaktadır. Kürt siyasetinin anlaşılmasından çok daha fazla gerici-milliyetçi eğilimlerin artmasına neden olunmaktadır.


KSH'nin çok kritik karar verme sürecinde hızlı ve doğru karar vermede zorlanışı net ideolojik duruş yokluğundan ileri gelmektedir. Çözüm ve barış sürecinde bir türlü sonuca gidilmemesinde AKP'nin tutarsız politikası kadar KSH'nin de Kürt toplumsal yapısına uygun ideolojinin yetmezliği de etkili olmuştur. 2010 yılında Anayasa değişikliğinde izlenen politikada bu yetmezlik görünür olmuştur. Referandumda "boykot" yönünde oy veme çağrısı karşısında sandık başına giden Kürtlerin büyük oranda "evet" oyu vermiş olmaları Kürtlerin genel eğiliminin Türkiye solundan farklı olduğunu göstermektedir.


DTK-HDK/HDP-DBP Parçalı görünüşü


Mart 2014 yerel seçimlerde BDP ile mi yoksa HDP ile seçimlere girileceği tartışıldı. Sonunda dünyada benzeri olmayan bir şekilde kazanılacak yerlerde BDP, kazanılmayacak yerlerde HDP ile seçimlere gidildi. İki parti ile seçime girilse bile HDP olarak girilen yerler yine BDP olarak adlandırıldı. Belediye seçimlerinden Türkiye genelinde HDP, Bölge ve belediyeler bakımından BDP(DBP) olarak devam kararı alındı. Siyasi gelişmelerden anlaşılacağı gibi, HDP olarak Türkiye genelinde siyaset yapmak, Kürt hareketini Türkiyeleştirmediği gibi,  Bölgesel olarak DBP'yle devam etmek demek siyasetin Kürdileşmesi/Kürdistanileşmesi anlamına gelmiyor. Kürt siyasetinin Demokratik Toplum Kongresi(DTK), HDP ve DBP olarak üçlü bir görüntü içinde oluşu, üstüne üstlük Türkiye geneli için kongre tarzı örgütlenmeyi esas alan Halkların Demokratik Kongresinin varlığıyla birlikte ele alındığında, tabansal bakımdan birebir aynı olan bu yapıların kendi özgül koşulları doğrultusundaki ideolojik karmaşa, örgütsel karmaşaya neden olmaktadır. Farklı kulvarlardaki Türk siyasetinin dahi giderek ikili/parti anlayışına doğru gittiği gerçeği dikkate alınırsa, dört parçalı bir siyasi hareketin varlığını devam ettirmesini zorlaştırıyor. Özellikle, DTK'nın kendisinden beklenen Kürt siyaset ve sosyal yaşamının meclis/kongre tarzı bir çekim merkezine dönüşmeyişi, ana akım Kürt siyasetinin partisi benzeri bir konumda kalmaya devam etmesi, DTK üzerinden tartışmayı zorunlu kılmaktadır. Kürt siyasetinin KCK ve İmralı boyutu da iyi analiz edilmelidir.  


Ortadoğu'da çöken devlet/toplum olayı ve Kürtlerin devletleşme zorunluluğu


Ortadoğu'nun en önemli ulus-devletlerinden biri olan Irak'ın dağılmasına benzer süreçler, Yemen, Libya, Mısır ve Suriye'de yaşanmıştır. 2011'den sonra Suriye'nin genelinde Esad'ın otoritesini kaybetmesi, Suriye'yi Irak'a benzer bir süreçle karşı karşıya getirmiştir. Devletlerin çöküşü, toplumların çöküşünü de beraberinde getirmiştir. ABD, Rusya ve Avrupa Birliği çöken devlet/toplum yapısını ayakta tutmak için hiçbir formül geliştirmiyor. Çöküş, IŞİD benzeri radikal milliyetçi/İslamcı yapıların ortaya çıkmasına neden oluyor. Türkiye ve İran'ın da çözümsüzlük siyaseti Kürt toplumunu ulusal bir Kürt Cumhuriyetini/devletini zorunlu kılıyor. Aksi bir durumda, Arap toplumunu içten içe kemiren ve onları sonsuz bir terör sarmalıyla baş başa bırakan radikal milliyetçi/İslamcı akımlar Kürtler için de tehlikelidir. Türkiye yöneticilerinin IŞİD'e kucak açmaları ve Kürtlere yönelimlerini sağlamaları bu tehlikeyi artırmaktan öte Türk/Kürt birliğinin maddi koşullarını ortadan kaldırıyor. Bütün bunlar, Kürtlerin ve Kürdistan'ın genel çıkarlarını ortaklaştıracak ideolojik inşaları zorunlu kılıyor. Mevcut durumda yetmezlikler fazladır.


Kürt siyasetindeki ideolojik yetmezliğin aşılması için "Türkiyelileşme" perspektifinden çok gerek Türkiye Kürdistan'ında gerekse Kürdistan'nın diğer parçalarında genel kabul görmesi ve Kürtlerin mücadelesinin uluslar arası meşruiyetinin ve resmiyetinin tanınması ile birlikte bir aşama kaydedebilir. Günümüzde, genel bir örgütleme çabasında başarılı olan Rojava'da bir aşamadan sonra Türkiye Kürdistanında yaşanan yetmezlik ve belli bir çizgiye mahkum olma durumu Rojava için de tehlikeli bir durumdur. Bunun aşılmaması halinde, KSH'nin bu örgütsel yapısını olası bölünme/dağılma sürecine girerse karşı-devrim için elerini oğuşturanlara da fırsat verilebilir. AKP'nin bütün çabası da buna endekslidir. Çünkü KSH, sadece Türkiye'de değil, Ortadoğu'da da AKP'nin en büyük rakibidir. AKP'nin bunda başarılı olması Türkiye'de otoriterleşmenin daha fazla yerleşmesi anlamına gelir. Türk toplumsal yapısındaki " devletçi" geleneğin de karşı çıkmayacağı otoriterleşmenin dolaylı sonucu da ABD'nin Ortadoğu'daki küresel muhafazakar otoriterleşmesinin kalıcı bir şekilde hegemonya kurmasına hizmet edecektir. Yapılanlar 1998'de başlayıp 15 Şubat  1999'da "teslimatla" sonuçlanan sürecin devamıdır. AKP de Türk ideolojik yapılanmasında ideolojik  tıkanmada İslami yönü kullanarak geçen süre içinde rolünü oynamıştır. Oyun büyüktür, zihin bulanıklığının devamı bunları Kürt toplumu üzerinde yeniden hegemonya kurmasına yol açacaktır. Toplumsal ve tarihsel gerçeklere uygun ideolojik sağlamlık bunun önünde en büyük engel olacaktır.


7 Haziran'dan 1 Kasım'a kazanımlar kayıplar


Siyasal kazanımlar bakımından KSH, yapılan 7 Haziran'da seçimlerinde büyük bir başarı elde ederek, Türkiye Kürdistan'ında AKP silindi.  1 Kasım tekrar seçimlerinde ise HDP oylarında azalma, AKP oylarında artış görüldü. Her ne kadar, Kürt siyaseti bunu savaşın tırmandırmasıyla açıklıyorsa da, Türk milliyetçiliğine iyice yaklaşan AKP gibi bir partinin yeniden HDP'nin düşüşü karşısında, artışa geçmiş olması geçiştirilecek bir sonuç değildir. Alınan bu sonuçla devletin, Kürt siyasi kazanımlarına karşı saldırıya geçmesi arasında ilişki vardır. Kürdistaniliğin bu kadar yoğunlaştığı bir dönemde bir devlet partisi olan AKP'deki oy artışının hem Kürtlerin siyasi karar alma sürecini olumsuz etkileyebilir. Bu da Kürt halkını, KSH'inden uzaklaştırabilir. Büyük bedeller vermiş bulunan Kürt siyaseti, nispetten demokratik siyasette de "başarılı değilmiş gibi" gösterilerek Kürt siyasetini yeniden şiddet sarmalına da sürüklemesi bu süreci hızlandırabilir. Altı ayı geçen bu süreçte, Cizre, Silopi ve Sur gibi yerlerde büyük bir direnişten söz edilse de, bunun yeniden şiddet sarmalına giren Kürt siyasetine kazancı bir yana var olan kazanımlarına dahi zarar verdiği bir gerçektir. Çünkü, Türkiye'deki Kürt siyaseti tüm kazanımlarını siyasal şiddet yoluyla elde etmedi. Irak ve Suriye ulus-devletlerinin çözülüşü sonucu oluşan Kürtlerin kendilerini Irak Kürdistan'ı ve Rojava'da kendi kendilerini yönetme imkanına kavuşmalarının oluşturduğu dinamiklerin de etkisi vardır. Bu nedenle, Kürt siyasetinin, önceki kazanımları şiddet yöntemiyle koruması o kadar kolay olmayacaktır. Siyasal/demokratik alanda darlaşmayı daha da büyütüp saldırılar karşısında savunmalarının zorlaşabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.


Demokratik Özerklik/Öz yönetim tartışmaları


İdeolojik/kuramsal perspektif yetmezliği kendisini daha çok Demokratik Özerklik/Öz Yönetim tartışmasındaki belirsizlikte gösteriyor. Öz-yönetim ilanlarına karşı HDP/DTK'nin öz-yönetimin tartışmaya açılması yönündeki eğilimine karşı DBP'nin Belediyeler üzerinden bunu fiili bir durum haline getirişi sorunu daha da büyütmüştür. Öz-yönetim ilan edilen bir husus mu yoksa tartışılması gereken bir husus mu' Sorusu orta yerde duruyor. Kaldı ki, Kürt siyasetinin içeriğini bir türlü doldurmadığı "demokratik özerkliğin" bir anda "özgür kimliğe, öz yönetime" dönüşümü de açıklamaya muhtaçtır. İdeolojik yön verme işlevindeki yetmezlik bununla daha da büyümüştür. Bu da egemen ideoloji durumunda bulunan liberal eğilim ve ideolojilere kapıyı sonuna kadar açmaktadır.


Siyasal bir hareketin ideolojik sağlamlılığın en önemli göstergelerinden biri de karşısında mücadele verdiği gücü tanıma, strateji ve taktiklerini bilebilmesidir. Aynı zamanda kendisiyle işbirliği veya dayanışma yapabilecekleri de iyi tahlil etmesi gerekir. Aksi durumda onunla ilgili olarak yürütülecek politika onu size yakınlaştırabileceği gibi karşı tarafla işbirliğine de girebilir. Almanya ve İtalya'da faşizm öncesinde işçi sınıfı ve komünist partilerin gerek faşizmi tanıması gerekse diğer güçleri tanımlamadaki zorluklar faşizme alan açtığı söylenebilir. KSH açısından rakibi olan AKP ile ilgili olarak değişik zamanlarda ya tam red ya da tam kabul şeklinde söylemlerin geliştirildiği görüldü. Bunun dışında yer alan CHP ve Cemaat gibi güçler konusundaki bakış açısı AKP'ye bakış açısına göre değişkenlik göstermiştir. Bunun en önemli nedeni kendisini başkasına göre tanımlama çabasından kurtulamamasıdır.


 
Petrol ve enerji kaynaklarından pay istenmesi, İslam'a yaklaşım


Daha objektif kriterler etrafında oluşturulacak ekonomi, gündelik yaşam,sosyallik konular gündeme getirilmelidir. Bu bakımdan Osman Baydemir'in Urfa'da gündeme getirdiği hidroelektrik,Gültan Kışanak'ın Diyarbakır'da üretilen petrolden yerel yönetim payını istemesi Kürt halkının taleplerinin somutlaşması bakımından önemlidir.
BDP, eş başkanlığı yapmış Gültan Kışanak'ın ilk açıklamasında ekonomik sorunlara duyarlılık göstermiş olması KSH'nin bundan sonraki süreçte daha somut icraatlara imza atacağını işaret ediyor. Gültan Kışanak'ın Diyarbakır'da çıkarılan petrolden Diyarbakır'a pay verilmesi konusundaki açıklamasına Enerji Bakanı anında karşılık verdi. Tamamen merkezi devlet anlayışını ortaya koyan Enerji Bakanının açıklaması tipik bir sömürgeci anlayışını yansıtmaktadır. Diyarbakır'a ait olan 2.400 dönümlük araziyi OSB için Diyarbakır'a verdiklerini söylemektedir. Bakana sormak lazım "kimin arazisini kime veriyorsun'" İşte Kürdistan'ın temel sorunu budur. TC'nin Kürdistan'daki her şeye sahip olmak. Kürdü, Kürdistan'da kendisine mahkum etmek, kendisine karşı çıkan siyasetçiyi hapse atmak, rehin almak, sürgün etmek.


KSH, Demokratik İslam Konferansları, kutlu doğum haftasının kutlaması üzerinde de durmak gerekiyor. Klasik Türkiye solu DTK'nın bu kararını "Kürt hareketini İslam'a yakınlaşması" olarak yorumlamaktadır. Bunu bile Kürt hareketiyle birlikte olmama gerekçesi yaparlar. Aslında bu kesimlerin Aleviliğe yaklaşımı da bu şekildedir. Aleviliği tarihsel kimliğinden koparıp laikliğin güvencesi olarak gösterip kendi ideolojik ve siyasi varlıklarına Alevileri toplumsal bir taban haline getirirler. Aynı şeyi Kürtler üzerinden yaparak Kürtlere de aynı rolü vermek istemektedirler. Oysa gerçek anlamda bakıldığında Türklerin, Arapların ve İranlıların İslam'a bakış açısıyla Kürtlerin İslam'a bakış açısı aynı değildir. Türkler, Araplar, İranlılar İslam'ı kendi devlet/iktidarlarının bir aracı haline getirirler. İslam'ı bu yönüyle araçsallaştırırlar. Kürtler ise, Devlet ve iktidardan uzak oldukları için İslam'a inanç ve kimlik düzeyinde yaklaşırlar. İslam'a kendisine özgü bir yorum getirirler. İslam'ı araçsallaştırmazlar, kendi ulusal kimliklerinin bir parçası olarak görürler. Bu açıdan bakıldığında Kürt hareketinin Türkiye solunun alışkanlıklarını terk etmesi bakımından İslam'la uyumlu etkinliklerde bulunması  Kürt hareketinin yaşadığı ideolojik yetmezliği için yol açıcı olabilir. Bu aynı zamanda Kürt-İslami kesimlerin Kürt siyaseti içinde örgütlülüğünü de sağlayabilir. Kürdistan'ın toprağına ve doğal kaynaklarına sahip çıkmaya başlayan anlayışla birlikte ele alındığında bununla KSH ile Kürt halkı arasında daha güçlü bir bağ oluşacacağından hiç bir Kürdün ve Kürt dostunun kuşkusu olmamalıdır. Tam tersine KSH'nin bu yöndeki adımları, egemenleri kuşkuya götürmüştür. Gültan Kışanak'ın Amed'de çıkan petrolden pay alma talebine egemenlerin ilk cevabı "mümkün değildir" olmuştur.


Kürtlerin kendi İslami anlayışını yaşatması, anadilde eğitim gibi anadilinde İslam'ı yaşama isteği de doğal karşılanmalıdır. Eğitim olsun, inanç olsun buna benzer konuların konuşulmasının politik gibi görülmemesi gerekir. Kürt toplumu, bu konuları politika üstü görmeli, hangi partiye destek verirse versin bunlara politik bir anlam vermemelidir. Çünkü bu gibi konular politikanın bir görünüşüne dönüştürülürse bunlar pazarlık veya müzakerenin koşulu haline getirilebilir. Devlet dahi bunları kendisine mal ederek adım attım şeklinde gösterebilir.
Kürt sorunun, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi veya demokratik özerklikle çözülmesi mümkün değildir. Çünkü devlet, mülkiyet dahil her şey üzerinde merkezi bir yapı kurmuştur. Kürt halkına ait olan taşınmazların tamamını kendi adına yapmıştır. Yerel yönetimin kendi kaynaklarını oluşturmada hiç bir imkan bırakmamıştır. Kendi koyduğu yasaları kendi partisine göre uygulamaktadır. AKP'nin kazandığı yerlerde özel idareye ait olan taşınmazları belediyeye devredilirken, BDP'nin kazandığı yerlerde ise taşınmazları Valiliğe devretmiştir. AKP'nin böyle yapmasını salt partizan bir davranış olarak görmememek gerekiyor. Bunun arka planında sömürgecilik anlayışı yatmaktadır. Gültan Kışanak'ın, petrolü sahiplenmesi bir yana petrolden paydan söz etmesine karşı devlette oluşan tepkiselliği görmek gerekiyor.


Geçmişte olduğu gibi AKP de Kürdistan'da merkezi yapısını devam ettirmek için Eğitimde Türkçeyi dayatma, kendi belirlediği Vali, Emniyet Müdürü, Savcı ve hakimleri kendisi atamaya devam edecektir. Bunun özerklikle çözülmesi mümkün değildir. Özerklik tarihsel olarak egemenlik kurmuş bir devletin egemenlik kurduğu topraklarla yeniden ilişki geliştirmeyi sağlayan genellikle egemenin lehine işleyen bir sistemdir. İngiltere,Fransa ve Rusya'nın eski egemenlik alanlarında bunun örnekleri vardır. Bunlara bakıldığında özerk olarak görünen yerel yönetimlerin genel olarak merkezi yönetimlerin yerel ayağı rolü oynadığıdır. Rusya'ya bağlı Özerk Çeçenya'nın durumu böyledir. Bunun karşısında yer alanlara yaşam alanı dahi çok görülmektedir. Türkiye'nin Kürdistan'la ilişkisi de böyledir. AKP, kendisinin kazanmadığı yerlerde yasal ve fiili engeller koyarak Kürt halkının kendi kendisini yönetmesini engellemektedir.


Eş Başkanlık/Önderlik açmazı


Eş başkanlık sistemi teorik olarak doğru bir sistem olmasına rağmen, Kürt siyasetindeki mevcut uygulamalarıyla eş başkanlıktan beklenen teorik yarar sağlanamamıştır. Sorun, eş başkanlık sisteminden çok eş başkanlık sisteminin tarihsel çıkış amaçlarına göre işletilmemiş olmasıdır. Eş başkanlar bir bütünlük ve eş güdüm içinde olması gerekirken bir ile diğeri arasında gaz/fren ilişkisine benzer bir ilişki ortaya çıkıyor. Oysa modern parti sisteminde parti içi gaz/fren mekanizmasına benzer mekanizmalar mutlaka vardır. Partinin ideolojisi, tüzüğü, programı, denetim, disiplin ve danışma kurulları bu işlev için vardır. Partinin yönetiminde uyumsuzluğa neden olacak uygulamalardan kaçınmak için gerektiğinde genel başkana daha fazla yetki verilmesi bunun içindir. KSH'inde uygulanan eş başkanlık sistemini zayıflatan hususlardan biri de eş başkanlar arasındaki örgütsel/ ideolojik dengesizliktir. Eş başkanlardan biri ideolojik/örgütsel donanıma tam sahip iken, diğeri ideolojik/ örgütsel anlamda çok zayıf kalabilmektedir. Bu da eş başkanlardan birinin sürekli ön planda görünmesine, diğerinin ise işlevsizleşmesine neden olabiliyor. Ayrıca Yunanistan'da radikal sol olarak iktidara gelen SYRIZA'da eş genel başkanlık sisteminin olmadığını da belirtmeliyim.


Eş başkanlık, sisteminin KSH açısından en büyük zorluk ve açmazlarından biri de KSH'nin en tepesinde "Önderlik" olarak Öcalan'ın bulunuşudur. Önderlik yanlıştır veya doğrudur konusu başka ve kendi başına bir tartışma konusudur. Kaldı ki, "Önderlik" kurumunun işleyişini sağlayacak özgürlük ortamının yokluğu da önemli bir sorun olarak orta yerde durmaktadır.


KSH'nin kendisini bir yandan tavandan tabana kadar kendisini eş başkanlık sistemine göre örgütlerken, bunların hepsinin üstünde tek bir önderliğin bulunuşu, eş başkanlık sisteminden beklenen sonuçların alınmasını da zora sokar. Parti grubu veya parti meclisinin karar almasını imkansız hale getirir. Sorunların çözümü ve perspektifi sürekli olarak Öcalan'dan beklenir. Onun görüşleri özümseyip bir program haline getirmek hiç düşünülmez. Oysa Rojava'ya bakıldığında Rojava'lı politikacıların Öcalan'a atfettikleri rol onun fiili yönetiminden çok Öcalan'ın görüşlerinin özümsemesidir. Rojava'nın gelişimi ve sorunlarını çözüşü bu anlamda Öcalan'ın görüşlerini onun fiili yönetimi olmadan yerine getirmiş olmasıdır.  


Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Selahattin Demirtaş, etrafında yeni bir  liderlik imajı oluştu. 7 Haziran seçimleriyle bu liderlik imajı iyice pekişti. Eş başkanlık "fetişizmi"  Demirtaş'la oluşan liderlik olgusu gölgede kalıyor.  
Siyasette liderliğin anlamı sadece liderin niteliğiyle ilgili değildir. Liderle kendisini özdeştiren geniş kitleler liderin şahsında kendilerini seçilmiş gibi hissederler.


CB seçimlerinin ve milletvekili seçimlerinin en önemli sonuçlarından biri de Kürt siyasetinin tarihin garip cilvesinin yarattığı talihle Selahattin Demirtaş'ı legal bir Kürt siyasi liderliğini ortaya çıkarmış olmasıdır. Bazıları bunu HDP Projesinin başarısına indirgeyerek Demirtaş'ın Kürt siyaseti için meydana getirdiği bu lidelik gerçeğini gölgelemeye çalışsa da bunda bir değişiklik olmaz. Burada önemli olan husus Demirtaş'ta vukubulan bu temsil ehliyetini göz önünde bulundurarak bu konuda mücadelesine devam etmesidir. Böyle değerlendirme yapmak Kürt siyasetinin örgütlü/ideolojik yapısını gözetmemek anlamına gelmez. Tersine ilk kez örgütlü/ideolojik yapı kendisini niteliksel bir sıçrama yaptıracak bir liderliğe kavuşmuştur. Demirtaş'ın şahsında gerçekleşen bu liderlik Türkiye ve Ortadoğu halklarının da umudu olmuştur.

Feyzi Çelik
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Öğretmen Servisi Kaza Yaptı: 10 Yaralı
Öğretmen Servisi Kaza Yaptı: 10 Yaralı
Motosiklette Koyun Var
Motosiklette Koyun Var