Yazarımız Sedat Doğan yazdı

1-Ey oğul Çarpılmış savaş beygirlerine soruyorum; Siz bana çok şey değil, Hiç durmadan hayata pır pır eden Bir kelebek yüreği yapabilir misiniz? Ya da uçarı bir kırlangıç kanadını? Hayır, hayır asla yapamazsınız. İhtimali bile yok bunun. Oysa barışın engin üretkenliği, Banayaşam kokulu bütün kelebekleri, Bahar soluyan kırlangıç kanatlarını uçurmuştur, Sevdalı bir yürek tadında. Çünkü barış yaşamın can suyudur. Ve yaşam, ancak barışta can bulur.

Ey oğul deki, Barışa ermeyen yürek kurusun. Yeri göğü ve aralarındakini yaratan Herkesi eşit yaratmıştır. Hiç bakmamıştır Din, dil, deri ve renkfarklarına bütün nimetlerini Âdemin bütün çocuklarına, bütün canlılar için yaratmıştır.

Ey oğul sen sen ol, Ne hak yiyen, Ne de hak yediren ol. Çünkü esenlik ve huzur Hakkın yerini buluşundaki özde gizlenmiştir. Kara maskelerle dünyayı kirletenler, Kendileri olmaya yürekleri yetmediği için asla eremezler barışa oğul.

Hakka ermeyen yürek kurusun. Öldürmek en kolay işleridir vahşilerin. Çünkü onlar acıktıkça öldürürler. Yaşamak için vururlar avlarını. Gücüne güç ermeyen kuvvet bu şekil yazmış kaderlerini Ey oğul, Barışa ermeyen yürek kurusun Ve sen ey insan…

Sen ne için öldürürsün? Her şeyi ile sen olan cinsini? Her şeyi ile sen olan seni. Kendisine verilenden hiçbir şeyini eksiltmeyen hiç bir şeyini elinden almayan kardeşini? Söyler misin ey insan Neden öldürürsün? Söyler misin? Öldürdüğüne kader olan ölüme sen yenilmeyecek misin? Sen çıkmayacak mısın? Geri dönüşü olmayan, Hiçbir pişmanlığın Kar eylemediği bu yolculuğa.

Ey oğul, Barışa ermeyen yürek kurusun.

2-Feryad Feryad ediyorum oğul barışa ermeyen yürek kurusun. Ahlak fakiri Ortadoğu cehenneminde Mazlum bir millet olan biz Kürtler, Şeytanı bile uyutanbir oyuna kurban gittik oğul. Eteklerinden zulüm, Kan virin akan bir oyun. Gizli Hiçbir hesabımız yokken, Bir varoluş savaşı girdabına sürdüler bizi. Yaratanın bir hediyesi olan evimizi, Yani vatanımızı, Onarılmaz hilelerle bölüp parçalayan, Yaşama dair bütün damarlarımızı, Cebir ve hile dolu katliamlarla koparan, Vatanımızdan varlığımızı süpürmeye yeminli bir oyun.

En kutsal kavramların İfritliğe kullanıldığı bir oyun. Din kardeşlerini bile gözünü hiç kırpmadan İdama götürebilen vahşi bir oyun. Sonra işgallerle parçalanan vatanımızda, Bizi, kendilerine vatandaş kıldılar. Toplu katliamlara beşik olan sürgünler, Hapis, talan ve zindanlara kuyu olan ölümlerle, Kürdü Kürd olmaktan çıkarmaya kurgulu Kürdü âlemin kıyılarındansilmeye yeminli, Çok ahlaksız bir oyun kurdular oğul. Barışa ermeyen yürek kurusun.

3- Hiç durulmayan sular süreğinde Bir millet olarak iki binli yıllara Kör topal yürüyebilen Kürtler Yeni bir tuzağa düştüler oğul. Yirmi birinci asırda, yani bu gün Doğup büyüdüğümüz topraklar Benzeri yaşanmamış Kerbela’lar yaşıyor oğul.

Feryad ediyorum, Figan ediyorum oğul. İnsan maskeli canavarlar Kutsal olan her şeye saldırıyorlar. Kutsala dair ne varsa yakıp yıkıyorlar oğul. İnsan maskeli canavarlar Maskeleri atıp biraz insan olabilselerdi Sorardık kendilerine Nedir bizden istediğiniz? Nedir insanlıktan istediğiniz? Nedir masumiyetten, Nedir anne kucağındakibir bebekten, Nedir lokması boğazında kalan çocuktan, Nedir dizleri tutmayan ihtiyardan, Nedir masumiyet abidesi onurlu kadınlardan, Nedir bu toprağın havasından, suyundan, Ve güneşinden istediğiniz? Nedir..? Öyle ya!.. Vahşilere masumiyet mi sorulur oğul.

Kaldı ki dilimizi, dinimizi, Derimizin rengini, Kabile veya millet oluşumuzu. Üzerinde yaşadığımız toprağı, Bizi farklı kılan her şeyi, Herkesi, yaratan o değil midir? Ve anlatımı en zor olan şudur ki oğul, Onun gücüne göz koyarak Hükümlerine meydan okuyanlar Onun bize sunduğu şeyi Yasak eyleyip suç saydılar. Bu gün pek çok şey gri bir anlamsızlığı yaşıyor İlkel çağlardan kalma bir barbarlığın. Çürük dişlerinde can çekişiyor insanlık. Tarih tersinden akıyormuş gibi Her şey, en ilkel haline dönüşmüş. Bir milletin masumluğu, En meşru hakları, Yine kutsal kavramlara boğduruluyor.

Ağır bombardımanlarla insanlığı bodrum katlarında yakan, Adına kardeşlik denilen bir oyuna, Kurban gidiyoruz oğul…

Kürdü tanıdığı günden beri Ona hiç dürüst davranmamış bir devlet aklı, Zayıflayan gücünü onarmak, Burçlarını tahkim etmek, Ve Kalelerini sağlamlaştırmak için Bir oyun oynadı, Burçlarda uçuşan bütün kuşlara On üç yıl süren bir oyun, Yemi “Çözüm süreci” olan bir oyalamaca….

Oyunun son perdesi oynandığında, Milli şef yılları faşizminin Fabrika ayarlarına dönüp Bizim sokağın şivesiyle: “Ey kürro, ben buyum. Peki, sen nesin? Gücün, Kilon ne? Bana ne yapabilirsin...?” Yollu meydan okuyuşuna döndü.

4- Ağlamaktan kızarmış gözlerle göğe, Öfkeden daralmış bir yürekle yere soruyorum Neden bu kadar vahşet diye? Ancak herkes suskun, Cevap veremiyor Barışın ölümüne, Masumiyetin katline. Beynimde iç içe geçiyor Nedenler,niçinler. Oysa yaşam için en gerekli, En güzel olanı barıştı. Çünkü barış yaşamın can suyudur. Ve yaşam, ancak barışta can bulur oğul. Barışa ermeyen yürek kurusun.

5- Adı katliamlarla anılan bu akıl, Kürdü öldürmekten vaz geçmedi hiçbir zaman. Yakın tarihte sıraladı… Dersim, Agıri, Sason Lice, Piran, Zilan, Ve Diyarbakır katliamları. Kürtler unutmadılar Şeyh saidi, Seyit Rızayı hiçbir zaman Unutmadılar binlerce isimsiz kahramanı… Unutmadılar Diyarbakır’ın yüreğini üşüten o zindanı… Tarih susmadı hiçbir zaman Hep yaza geldi dramları, trajedileri Yaza geldi, bu güne kadar. Yirminci asrın son çeyreğinde Seksenli doksanlı yıllara Yakılıp yıkılan binlerce Kürd köyünü, On binlerce faili meçhul ölümlü dosyayı, Hunharca öldürülmüş elli bin canı Milyonlarca biçare göçmeni, Sahipsiz mağduru sığdırdı Ve bütün bunları bu şekil yazdı kirli sayfalarına. Daha kabuk bağlamamışken, Bu vandal serüvenin yaraları, Araya Acısı tarihe sığmayacak kadar ağır olan Roboski katliamını yazdı.

Roboski, bu yetim topraklarda, Vatansızlığın insanlığı öldürdüğü an, Adaletin olmadığı bir dünyada Faili belli, Ancak mazlumun Zalime güç yettiremediği, Adaletini bulamamış bir katliam olarak yazıldı. . İnsanlar, daha roboski’nin adaletini bulmamışken, Yirmi birinci asrınilk çeyreğinde, Elinde güç ve silah olan herkes Tanımsız bir akıl tutulmasıyla, Vicdanen çürüdü.

Barış denen o büyülü kelime Vicdanlıları çürük herkesin kirli hesaplarını bozdu. Birileri yaşamın gerçeklerinden kopuk, Hayatı öldüren, Arızalı bir özgürlük aşkı adına, Yaşamın içine, Sivil bir yaşamın tam orta yerine, Çocukların gözbebeklerine, Anaların yüreklerine Ölüm kusan hendekler kazdılar. Ve birileri de güya Allah korkusu,din, iman Ve vicdandan kelam eyleyip, Güya özgürlükler ülkesinde Güya “huzur ve güven operasyonu” adına İnsanlığın güven duygusunun içini oyarak, Yeryüzünün en barbarlarının bile Yapamayacağı yıkım ve katliamlarla, Yaşam alanlarımızı Uzun süreli ablukalara aldı.

Ey insanlık, Ey vahşi barbarlık, Hangi hukukta, hangi şeriatta yazar, Yüz günü bulan ablukalar… Bir vahşetin ilk ayak izlerini, İlk uzun süreli bir ablukada, Silvan’da görmeye başladık. İçinden “huzur ve güven “geçen bir vahşetin İç yüzünü gösteren bir fotoğrafı Silvan’da çektik Çünkü masumiyetin yüreğine sıkılan İlk Tank ve Top mermilerini. Silvan’da yedik oğul.

Ve bu ablukalarda ardı arkası hiç kesilmedi arsız ölümlerin. Bebek, çocuk, hamile kadınların, Piri fani ihtiyarların ölümlerinin. Çünkü bütün bunların Adı kerbela idi oğul. Ruhunu yitirmiş bir insanlık hiç ağlamadı Olan bitene oğul.

Ve özünü yitirmiş bir insanlık; Canlı yayınlarda seyretti. Buzdolaplarında saklanan ölü bedenleri. En yetkili ağızlardan akan irin kokulu yalanlardan sonra Anaların, bebeklerin, çocukların ve savunmasız bütün sivillerin kimlikleri sorgulanır oldu oğul.

Cizrede ölü bedeni kokmasın diye Buzdolabında saklanan On yaşındaki cemile “terörist “olmuştu oğul.

Cümleler zoraki bir anlamla; Tanımı zor bir ahlaksızlığa düşüyordu oğul. Ülkenin batı yakasında insanlık çürüyordu.

Kundaktaki bebek, Bir yudum su, Bir dilim ekmek bulamadığı için ölen çocuklar, dizleri tutmayan bir piri fani, çocuklarına ekmek almak için kapılarının eşiğinde vurulan analar, Babalar ahlaksız bir medya diliyle “Terörist”, “Teröre yardımcı” oluyordu oğul… Ve bu kitapsız ablukalarda bu talihsiz topraklarda yirmi birinci asır Tarihinin İlklerini görüyorduk oğul.

Yirmi birinci asırda Kürtler, Tank ve topların katliam ve yıkımları Altında kalmamak için, Bir yudum su, Bir dilim ekmeğe erişmek için, Ölülerini kara toprağa, Yaralılarını ilaca, Hastahanelere kavuşturmak için, Cizrenin ve diğer bütün şehirlerin sokaklarında İlk defa , Kürt kadınlarının başörtülerinden, Tülbentlerinden oluşan beyaz bayraklar gördük.

Yani barışı arayan bayraklar gördük.

Sonra öldürülmüş bedenleri kokmasınlar diye Buzdolaplarında saklanan çocukları gördük.

Bu öldürücü kışın kıyametinde Haftalarca sokak ortalarında, Ölü bedenleri kaskatı kesilmiş analar gördük.

Yerlerde sergilenen öldürülmüş Üryan kadın bedenleri, Ve bodrum katlarında yanarak kömürleşen insan bedenlerini gördük. Ve bütün bu vahşetlere isyan eden, en masum yanımızı En temiz, En Tahir yüreğimizi surda şehid verdik oğul.

Dört ayaklı minare dibinde Bir cami kapısının önünde, Barışa elçi olsun diye Şehid verdik Yaratana bir mektup olsun, Barışa bir elçi olsun diye gönderdik.

Edibesse , Edibesse, Edibesse …

Bu topraklara Artık barış gelsin diye gönderdik. Hiç kimse halimizi anlamıyor, Kaldıramıyoruz bu zulmü artık.

Belki sen anlarsın diye Allahım, Sen anlarsın tanrım diye, Onu sana gönderdik..

O Tahir yanımızın faili belli idi, Çok net olarak belli idi aslında. Klasik bir devlet ahlaksızlığına kurban gitmişti. Tıpkı Kürtlerin yüz yıldır süren idamları, Yıkımları, Talanları gibi. Tıpkı “otuz üç kurşun” gibi Tıpkı Roboski gibi. Ve bu rezil dünyada adaletini bulamayan, Meçhullere kurban giden On yedi bin beş yüz dosya gibi.

Dün köylerini yıktılar mazlumların Kokuşmuş şehirlerin varoşlarına tıkmak için, Daha çok, daha çabuk asimile etmek için, Vahşice gelecek yavaş seyirli ölümler için. Sonra baş edemediler Yaralı aslanların kükreyişlerine, Baş edemediler Zulme boyun eğmeyen kürdün asi ruhuyla. Masumiyetinin tam ortasından vurdular kürdü Aslında adı kerbela idi bütün bunların oğul.

Evet çok masum birileri Masumiyetin tam ortasından vurdu kürdü oğul, Cizrede bir ananın ölü bedeni haftalarca yerde kalır. Ölü bedenler kokmasın diye buzdolabında saklanır. İnsanlar beyaz bayraklarla bile Mezarlara götüremediler ölülerini Ve insanlar bodrum katlarında, diri diri yakıldılar oğul, Kıyamet mi dedin, Kerbela mı dedin oğul..?

Ve bütün bunların üstüne, Birileri,yüzleri hiç kızarmadan, Hiç utanmadan, hiç sıkılmadan bize din, iman, Allah,kitap, Ve en kötüsü de kardeşlikten kelam ediyor. Ve bizim cevabımız, Sus ey gafil, Ey merhametsiz gafil sus… Bu dini bilmiyorsan bari sus…

Neresinde yazar bunca barbarlık Kirletme bari kutsallarımızı Bütün bunlar seni çarpacak. Ama mutlaka çarpacak. Bunu biliyoruz…

Yirmi birinci asrın ilk çeyreğinde Bu kerbelayı, Bu vahşeti Yaşayan bir millet olan Kürtler, Barışa o kadar susamışlar ki oğul, Göreceksin, Yeni doğan çocuklarına En çok, Barış, Azad ve Hêvi (umud) İsimlerini koyacaklar.

Çünkü Yaşamın can suyu barıştır oğul.

Sedat Doğan

Sedat Doğan
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Hizmet Almayan Bir Köyün Gençleriyle Sohbet
Hizmet Almayan Bir Köyün Gençleriyle Sohbet
Siverek’te Muay Thai Şampiyonları Yetişiyor
Siverek’te Muay Thai Şampiyonları Yetişiyor