Yazarımız Sedat Doğan yazdı

Bu topraklarda yaşana gelen zulüm dolu yaşanmışlıkların tümünü en net Cizre’de gördük...

5 Nisan sabahı Amed’ten Cizre’ye doğru  yola çıkıyoruz. Bahar gelmiş memleketime. Kürdistan’ın dağlarına, Ovalarına. Yol boyu uzanıp giden yeşile boyanmıştopraklar, Yeşilin her tonunukuşanmış meyve ve meşeağaçları. Yeşillenmiş üzüm bağları. Meralara serpilmiş küçük, büyük baş hayvan sürülerinin oluşturduğu tablo biziapayrı bir dünyaya götürüyor… Yeşilin bütün tonlarını kuşanan dağları, ovaları aşıp gidiyoruz.Yeşil bir denize dönüşmüş bir coğrafyadan süzülüyoruz Cizre’ye doğru…Güneşin sıcaklığı, tertemiz bir hava ve bolca oksijen içimizi ısıtarak yaşama olan tutkumuzu kamçılıyor…

Eğer yol kenarlarında konuşlanmış çok abartılı beton vedemir korkuluklar, dikenli teller ile çevrilmiş haki renkli karakollar ve güvenlik aramaları olmasaydı,buralar insanın ruhiyatında, yekten cennetten bir köşe izlenimi uyandırırdı.

Cizre’ye doğru ilerliyoruz…İlçeye 30- 40 km kala, ipek yolunun Nusaybin’den gelişi-Nusaybin’de yaşanan çatışmalardan dolayı- polis bariyerleri ile kapatılmış. Her zaman bir arı kovanı gibi olan ipek yolu bomboş. İn cin top oynuyor. Böylece daha ilçeye varmadan ilk hüsranımızı yaşıyoruz. 

İpek yolunun birkaç km ötesindedikenli teller ve mayınlarla bölünmüş Kürdistan’ın öbür sınırı Rojava Kürdistanı toprakları başlıyor. Ufuk çizgisinin bitimine kadar, güneye ve batıya doğru uzanan yemyeşil bir deniz misali bereketli tarlalarmisafir ediyor gözlerimizi.

Cizre şehir merkezine ilk defa yolumuz düşecek… Cümleyi şu şekil de kurabiliriz. Cizre’ye vardığımızda değil yolumuz Cizre’ye, Cizre’de yaşanan katliam ve yıkımın yakıcı ateşi düşüyor yüreklerimize, bütün duyargalarımıza…

Şehrin girişinde beton bloklar arkasında siper almış özel tim polislerinin bulunduğu bir arama noktasından geçiyoruz. Bir türlü alışamadığımız o her zamanki kimlik tespiti ve arama sorgulamalarından geçiyoruz. Noktada abartılı bir polis çokluğu dikkat çekiyor.

Şehre giriyoruz. Cizre’ye girmekle, bizden önce yaşanmış, ölüm hariç,  her şeyi sanki bir kez daha yaşamış oluyoruz…
Cizre’deyiz. Yüreğimizin tam orta yerinden yıkılan o mazlum şehirdeyiz. Her yanı Tarih kokan. İdeolojik arka planı olmayan fıtribir kürdistaniliğin önemli merkezlerinden biri olan o kadim kentteyiz.Hz. Nuh’un Gemisinin konumlandığı, kendine özgü özellikleri olan Ulu Caminin, Mem u Ziyn’in kabirlerinin bulunduğu, Medresâ Sor ’un kurulduğu, Kadim Kürdistani Müslümanlığın yaşandığı şehirdeyiz…

71 gün süren bir Abluka ve yasakların kahreden serüveni.

Cizre’de bütün yara ve yıkımlar hala tap taze. Enkazların büyük çoğunluğu yerde. Sokak aralarında iş makineleri hasarlı binaları yıkıp molozları kamyonlara yüklüyorlar. Fırsat buldukça hiç durmadan fotoğraf çekiyoruz ve soru soruyoruz. Fotoğraf çekmenin bu kadar tehlikeli ve yasak olduğunu ilk defa yaşamış oluyoruz. Zira Cizre’nin“Huzur ve Güven” inden sorumlu timler onların bulundukları yerde fotoğraf çekmenizi istemiyorlar. 
Buna rağmen çokça fotoğraf çekiyoruz.Çekimler için daha çok yıkımın olduğu iki mahallede yoğunlaşıyoruz. İskambil destesi gibi yan yatıp üstüste yığılarak yıkılmış binaların katlarını görüyoruz. Özellikle bodrumlarında pek çok insanın mahsur kaldığı o iki binanın moloz yığınını çekiyoruz. İnsanlar bize o molozların altında hala ölü bedenlerin olabileceğini söylüyorlar. Ve ağır hasara uğramış, yanmış, kül olmuş evleri, binaları çekiyoruz.

Parça parça sorabildiğimiz soruların cevapları da parçalı düşüyor dağarcığımıza. Ancak burada yazdıklarımızın ana çoğunluğu ya gözlerimizle gördüklerimiz veya doğruluklarından yüzde yüz emin olduğumuz dostlarımızdan  kulaklarımızla dinlediklerimiz

Cizrelilerin anlatımıyla Operasyonlardan önce silahlı gençlik caddelere inip sivil araçların kontak anahtarlarını alıyor... Ertesi akşam Cizre’nin Cadde ve sokaklarında tank ve toplarlayapılan atışlarla 1000’in üzerinde araç yakılıyor.

Gençler bu kadar ağır bir yıkıma yol açacak bir savaşı öngörmemişlerdi. Böyle bir hesap ve planları da yoktu. Barışçıl bir yöntem kullanılarak ikna edile bilinirlerdi. PKK yöneticileri bile, biz bu savaşın bu kadar barbarca bir hale dönüşebileceğini tahmin edememiştik dediler… Bu telafisi zor bir hata idi, dediklerini anımsatıyorlar.
Buna rağmen şehirlerin ortasına hendeklerin kazılmaması ve savaşın meskûn mahallerden uzak tutulması gereğine inanıyorlar. Cizre, hiçbir halk, evlerinin içinin savaş mevziisi haline gelmesini istemez. Halkın onayıyla yapılan savaşların bu şekil olamayacağına inanıyorlar.

Cizreliler, her devletin hükümranlık haklarını korumak adına bazı şeyler yapabileceğini ama böyle yıkım vekatliam yapmaya hiç kimsenin haklarının olmadığınainanıyorlar. Yüz yıldan bu yana tank ve top namlularının ilk defa cadde ve sokaklarına, Evlerine doğru patladığını beyan ediyorlar.  Kendilerine dayatılan bu yıkımın basit bir hendek olayından kaynaklandığına asla inanmıyorlar. Bunu çokça aşan bir plan ve hesabın kurbanı olduklarına inanıyorlar.

Cizre her yönüyle kirlilik kokan, adil olmayan bir savaş ve yıkımın ana merkezi haline gelmiş. Geceyi bir arkadaşımızın evinde geçirdim. Şehre hâkim yerlerde konuşlanan Tank ve Obus’ların yerlerini gezdik. Oralardan koordinatlarla nokta atışları yapılıyor. Tanklara yakın oturan vatandaşların beyanı: Tank komutanı, bir muhtara sesleniyor. Herkesin duyabileceği bir sesle, “Muhtar, kimin evini yıkmamı istiyorsan söyle, bir atışla hemen yıkayım “diyor.

Cizre’de 4 tane Aş Evi kurulmuş: Dedaş, D.Bakır Büyük Şehir Belediyesi, Cizre Belediyesi, Konya’dan gelmiş bir Hayır Kurumu’nun açmış olduğu Aş Evi. Her Aş Evinde günde ortalama 1000 aile sıcak aş alıyor. Ailelerin nüfus ortalaması7 kişi olsa. 1000x4x7=28.000 insan eder. Ki, biz 15-20 Nüfuslu aileler gördük.

Aşevleri önlerinde biriken kuyruklar,bütünüyle kadın ve çocuklardan oluşuyor. Cizre kadınlarının çoğunluğunun siyah çarşaf giydiklerini görerek anlıyoruz. Kuyruklarda tek tük erkekler var.

Doğrusu bu tip olaylarda hayrın en makbulu, mağdur ailelerin bir veya iki aylık gıda ihtiyacını tedarik edip götürüp evine bırakmak olsa gerek. Böylece mağdur hem yemeğini evinde pişirmiş olur hem de bu kuyruklardaki itiş kakışı yaşamamış olacaktı. Ama ne diyelim. Hayır sahipleri böyle uygun görmüşler. Rabbim mazlumlara el uzatanların hayrını kabul etsin.

Bulunduğumuz yerde her on dakikada bir,  zırhlı polis araçları geçiyor. Bir ara ellerinde kazmalarla bize paralel sokakta bir şeyler kazdıklarını izliyoruz. Sonra bakıyoruz ki zihinsel özürlü olduğu fiziğinden bile belli olan 13-14 yaşlarında bir çocuk onlara rehberlik ediyor. Şurada bomba var. Şurayakoymuşlar… Acı bir gülümseme kaplıyor içimizi.

Çocuklar sarıyor etrafımızı. Yaşları 8-12 arası. Işıl ışıl parlayan güleç yüzleri ile sorularımıza cevap veriyorlar. Soruyoruz onlara, büyüyünce ne olacaksınız diye. 2’si inşaat mühendisi,1’i doktor,1’i öğretmen olacağım diyor. Sonra sesleri birbirine karışıyor. Burada dikkatimizi çeken küçük çocukların sokak ve oyun dillerinin hala Kürtçe oluşu oldu. Diyarbakır’daveya başka bir Kürt ilinde artık bunu hiç göremiyoruz ne yazık ki…

Garip bir mağduriyet

2014 yılında yaşanan Kobani faciasında, Kobanili göç mağdurlarına yaptığımız yardım çalışmalarından tanıdığımız, bu mazlum halka ve yeryüzündeki bütün mazlumlara vicdani temelde hiç biryardımı esirgemeyen Urfalı bir gurup arkadaş daha sonra Alikâr Yardımlaşma Derneğini kurdular. İşte bu gün bu arkadaşların mağduroldukları bir tablo ile karşılaşıyoruz. 

Alikar Derneği, birkaç gün önce Urfa’dan 85 Adet Buzdolabını, özellikle evleri yanıp yıkılmış mağdurlara vermek için bir tıra yükleyip, Cizre’ye getiriyorlar. Malzeme ile ilgili her türlü belgeleri var. Sadece izin almamışlar. Cizre Kaymakamlığı önce izin almadıkları gerekçesi ile dağıtmalarına izin vermiyor. Sonra onlara, bize verin biz dağıtalım diyor. Bu kabul görmeyince bu sefer mallarına el koyup yedi emine çekiyor. Onlarla tesadüfen karşılaştığımızda hala bürokrasinin çarklarında dolanarak Buzdolaplarını geri almak için uğraşıyorlardı. Biz de araya girdik. Akşama doğru buluştuk. Sağ olsunlar ilgili arkadaşlar bizi kırmadılar. Cizre Kaymakamıarandı. Sabaholunca ilgileneceği bilgisini aldık. Çok şükür ertesi gün, yani döneceğimiz gün onlar da dolaplarını alıp Urfa’ya geri döndüler.

Kaderin cilvesi böyle bir şey işte. Meşûmluk bazen kendini bütün çıplaklığıyla ortaya atıyor. Ve bunun üstünü bir türlü örtemiyorsunuz. Bu da gösteriyor ki bu devlet, buranın patronu benim diyor. Ben istemezsem, yakıp yıktığım yerde bile, benden habersiz bir kuş bile uçamaz. Ben ne dersem o olur.  Yoksa son derece insani amaçlarla getirilmiş bir yardım malzemesine el koymanın hiçbir izah ve mantığı olamaz.
Sadece Cizre’de Kürtlerin böyle ağır bir ayıpları varken uğraşacakları ekstra bir uğraşları olmamalı diye düşünüyorum.

Bu çerçevede ahlak ve erdemi doğru bir temelde içselleştirmemiş olanlardan ahlaklı ve erdemli davranış ve işler beklemek saflık değil ise akılsızlıktır.

Cizre dönüşümüzde Mazlum der Genel Merkezi Cizre Raporu’nu açıklıyor. Rapor(*)’a göre Cizre’de en az 203 sivil insan öldürüldü. Cizre hakkında daha d net bilgiler için lütfen bu raporu inceleyiniz.

Bir Tır Nasıl “terör” olur?

Dönüşte idil girişindeki bir beldede yakıtımız azaldı. Yol kontrolü yapan asker idile girişimize izin vermedi. Beldede yakıt satıldığını da söylemedi. Yolumuza o az yakıtla devam etmek zorunda kaldık. Midyat’a 30 km kala, yolda duran iki Tıra yakıt sorduk.33 plakalı olan sağ olsun bize yardımcı olmaya çalıştı da Cizreli imiş.

Ayaküstü hoşbeşten sonra garibim hemen derdini anlatmaya başladı. Konya’da bir yere yük götürüyor. Yükü boşaltacağı yer tırın girişine müsait değil, yük sahibine diyor ki aracım uzun bir araçtır. Bu yere girersem zor çıkarım. Bir kepçe getirin, yolu biraz genişletin öyle gireyim. Bu talepten sonra yük sahibi, sırf adamın aksanlı Türkçesinden, yani şivesi Kürtçeye kaçtığı için dolayı sen terörsün. Mahsus girmiyorsun velvelesini koparıp ortalığı birbirine katıyor. Garibim zor bela kurtarıyor hem kendinihem arabasını…

Ne diyelim.Allah bu topraklara önce vicdan ve merhamet sonra biraz da akıl fikir versin. Cizre’de ve Cizre’ye dönüşmüş Kürdistan topraklarının tümünde bu acı yüklü zulmün kökünü ve sebeplerini birliktekurutsun. Akıl, vicdan ve merhametin egemen olduğu insanca bir yaşamanın yol ve yordamlarını açsın. Zira bu mazlum coğrafya bu zulmü asla hak etmiyor.

 

* Mazlum der Genel Merkezi CizreRaporu_02.04.2016

sedat doğan
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Dokuz Yıldır Sokakta Çiğköfte Yoğurarak Geçimini Sağlıyor
Dokuz Yıldır Sokakta Çiğköfte Yoğurarak Geçimini Sağlıyor
Kapanolu’ndan 2017-2018 eğitim ve öğretim yılı mesajı
Kapanolu’ndan 2017-2018 eğitim ve öğretim yılı mesajı