Yazarımız Sedat Doğan yazdı

Advert

Saygıdeğer dostlar,

Kıymetli hazirun sunumumuzun konu başlığından yola çıkarak:

Kürtler kimdir? Kürtlerin İslam ile ilişkileri nasıl gelişti? İslam tarihinde nasıl bir rol aldılar? Din nedir? Günümüzün Ortadoğu’su ve değişen İslami algılardaki konumları nedir? Şeklindeki sorularımızı kısaca cevapladıktan sonra Kürtlerin şu anki durumlarını irdeleyeceğiz.

Ardından Kürdistan İslami Hareketi/Azadı’nın konuya dair görüşlerini sizlerle paylaşarak sunumumuzu noktalayacağız. Konumuzla çok ilgili olduğu için önce din kavramını kısaca özetleyelim.

Din nedir?

Din olgusu, insanın yakınında akıl ve gücünü zorlayan güçlü varlıklar ve büyük olaylardan korunmak için daha güçlü bir varlığa tapınma ihtiyacından doğmuştur… Din, insanın dünya ve ahirete dair ihtiyaç ve beklentilerini formüle eder.

Allah’ı birleyen din yorumunda ise sonsuz kudret sahibi Allah, akıl sahibi insana büyüklüğünü tanıtmak için bu evreni yaratmıştır. Bu tanınma ilk insan olan Hz Âdem ile başlamıştır.

Dinler ikiye ayrılır. Batıl Dinler, Semavi Dinler. Batıl dinler. Doğa’daki varlıklara, nesnelere, putlara tapınmadır.

Semavi dinler ise Allah’ı birleyen dinlerdir. Semavi dinler insanlığın gelişimiyle birlikte kimi kurallarında bazı değişiklikler yaparak günümüze gelmişlerdir. Semavi dinlerin temsilcileri olan son üç büyük din Yahudilik Hıristiyanlık ve İslamiyet’tir.

Bazı dinler insanın sadece öte dünyası için, bazıları ise her iki dünyası için de yol göstermiştir. Buna en iyi örnek İslamiyet’tir. İslamiyet, muhatap olduğu cahiliye Arap toplumunda, bu günün modern dünyasının bazı çağdaş kabullerinin ilk nüvelerini oluşturmuştur.

En başta Kurânın bir ifadesi olarak Hz. Peygamberin gerçekleştirdiği Erdemliler İttifakını( Hulful Fıdul) esas alan Medine Sözleşmesi ve Veda Hutbesi olmak üzere. Köleliği,  insanın, kadının bir eşya gibi satılmasını.

İnsanın dil, renk veya inancından dolayı ötekileştirilmesini kesin bir dil ile yasaklayarak çok renkli, çok dilli ve çok inançlı bir toplum örneğini ortaya koymuştur.

Ancak ne yazık ki Kurândaki o net öğreti ve Hz. Peygamberin somut pratiğine rağmen, insanın iktidar hırsı ve farklı kültürlerin, dar kalıplı algılar ürünü pek çok şeyin iç içe girmesi sonucu bir barış ve esenlik öğretisi olan İslam’ın özünü örterek bu gün artık tanınamaz hale getirmiştir.

Bu gün coğrafyada hortlayan işidi, insanı hayvan gibi boğazlayan barbar vahşeti, mezhebi bağnazlıklar, insanın onur ve hukukunu hiçe sayan şoven-ırkçı ötekileştirmeler bunun somut göstergeleridir.

Kimdir bu Kürtler?

Kürtlerin kökenleri ile ilgili tezler:

Objektif  tarih yazımları  Kürtleri, Ortadoğu'nun en eski kavimlerinden biri olarak görürler.. Geçmişlerini M.Ö.6-7 bin yıllarına götürürler. Diyarbakır/Ergani çay önünde 1968 yılında başlanan kazılarda M.Ö. 7500-5.500 yıllarına ait tabletler bulundu.  (1)

Bu havzada Subarular, Hurriler, Mittaniler, Haldiler, Urartular, Karduklar, Kurtiler, Kassitler…   Yaşamışlar. Kimi tezlere göre ise Kürtlerin ilk ataları Medlerdir…

M.S ise varlıklarını günümüze kadar taşımışlar. Çünkü onca imha ve inkâra rağmen bu gün Ortadoğu’da 30-40 milyon kürdün ve tarafsız bir insanlığın zihin ve vicdanında Kürt ve Kürdistan hakikati canlılığını hala korumaktadır.

Kürtler, insanlığa ait ilk değerlerin şekillendiği çağlardan beri burada yaşıyorlar. Buraya dışarıdan gelmemişler…

Hz. Nuh ve Hz. İbrahim’den beri buradalar. Kuran-İncil-Tevrat ve Zebur’de adları geçen peygamberlerin çoğu bu havzada yaşam sürdürmüşler... Kabirleri buradalar.

Kürtler, Kavim ve kültürler harmanının merkezinde yaşıyorlar. Fars ve Belucilere akraba oldukları nakledilir.

Kürdistan’ın eski adı “Mezopotamya’dır. Ona “Bereketli hilal “ da demişler…

Kürtlerin vatanı Dicle-Fırat havzasıdır. Zamanla doğu batı ekseninde Türkiye'nin doğusu, güney doğusu ve büyük kentlerine, Suriye'nin kuzey batısı, Irak’ın kuzeyi, Iranın batısı, Azerbaycan, Ermenistan, Kafkasların içlerine kadar yayılmışlar.

Ortadoğu ve yakın doğu ülkelerinin hemen hepsinde özellikle Mısır, Habeşistan ve Lübnan’da hatırı sayılır Kürt nüfus yaşar. Bu gün Avrupa’da Politik neden ve iş göçünden dolayı hatırı sayılır bir Kürt nüfusu barınmaktadır.

Nüfusları 40-50 milyon civarı tahmin edilmektedir. Çünkü bu güne değin varlıklarını kabul eden bir devletleri olmadığı için nüfuslarının tespitine dair objektif bir çalışma da yapılamamıştır.

Kürdistan”tanımını, tarihte ilkin Selçuklular Kullanıyor. Evliya Çelebi seyahatnamesinde, “Kürdistan-ı Dengistan”,”Taşlar ülkesi Kürdistan”,diyor. Selçuklu-Osmanlıdan Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar hep “Kürdistan” olarak tanımlanmıştır...

1924’lerde kurumsallaşan Kemalist Türk ırkçılığı Türkiye’de bu isimi zamanla temelli yasaklamıştır. Ancak buna rağmen Kürtlerin deruni dünyalarında bir vatan olarak kodlanmıştır...

Kürtler İslam ile nasıl ilişkilendiler? İslam tarihinde nasıl bir rol aldılar?

Kürtler, Türklerden ortalama 200 yıl önce(2),Halife Ömer zamanında Müslüman oldular. Arap-İslam orduları İran seferine çıkarken Kürtler ile karşılaştılar. Ve onları Zerdüştî inancı üzerine buldular.

Ordu komutanı, bu millete nasıl bir hüküm uygulayacağı konusunda Hz. Ömer’e danışır. Hz. Ömer yaptığı araştırmada Zerdüştiliğin ismi netleşmeyen bir peygamber olan Zerdeşt peygamberden kalma semavi bir din olduğu bilgisini alır. Dolayışıyla onları ehli kitap olarak kabul eder. Sonraları toplu halde Müslüman olmuşlardır.(3)

Dolayısıyla Kürtlerin bilinen ilk din ve inançları önce Zerdüştilik-Mecusilik, sonra İseviliktir. Süryanilik, ehli hak… tir. Az sayıda Cuhud-Yahudi Kürt de vardır. İslamiyet’in zuhuruyla kürtlerin %95’i İslam’ı seçer. Geri kalanı İsevi, yezidi ve diğer inançları sürdürmeye devam ederler. Şu anda Kürt toplumunun %95'i yine Müslüman’dır. Bu Müslümanların %95'i şafidir. Geri kalanları İslam’ın diğer mezheplerine mensupturlar. Ve bunların içinde Alevi Müslüman Kürtler çoğunluktadırlar.

Kürtler Müslüman olmadan önce Pers ve Bizans imparatorluklarının egemenliği altında idiler. Müslüman olduktan sonra hem birliklerini pekiştirdiler hem de tarih sahnesinde kendi kavimlerinin isimleriyle daha fazla görünür hale geldiler.

Bu bağlamda Salahaddin-i Eyyubi şahsında Haçlı saldırılarına karşı,  diğer kavimlerden olan Müslümanlara komutanlık/önderlik ederek İslam coğrafyasını güzel bir şekilde korumuştur. Kudüs’ü fetih etmişler.

Ortadoğu’yu, Mısırı yönetmişler. İstanbul’u fetheden Türk Sultana hocalık yapmış âlimler yetiştirmiş. Çok sayıda bilim, fikir, felsefe ve devlet adamını dünyaya mal etmiş bir millettir.

İslam tarihinde kurdukları Devlet, Beylik veya Mirlikler şunlardır:

Büyük lor(Fadleviye ) Devleti, Deylemiyan, Hasnaviler, Şeddadiler, Hazbaniler, Mervaniler, Eyyubiler.

Kürtlerin Büyük Lor’dan Osmanlının sonuna kadar merkezi idarelerle bağları bazen özerk çoğu zaman yarı özerk şeklinde olmuştur. Osmanlının yıkılışı Kürtlerin özerkliklerini de bitirmiştir. Zira Osmanlının dağılışı, beraberinde Kürtlerin topraklarının 4-5 devlet’e paylaşılmasını getirdi.

Kürtler, Osmanlının sonuna, oradan Kurtuluş savaşına, oradan da cumhuriyetin ilk yıllarına kadar hep Müslüman ahali ile kader birliği etmişler. Tarihin önemli dönemeçlerinde “Küffara karşı İslam milleti olma” prensibiyle hareket etmişler.

 

Balkanlar, Yemen, Kafkasya, Çanakkale ve Kurtuluş savaşlarında hep önde savaştılar. Bu savaşların hiç biri sadece “Türklük” için yapılmış değiller. Dolayısıyla kazanılan zaferlerin sadece Türklere mal edilmesi, en başta Kürtler olmak üzere, katkısı olan bütün Müslüman Miletlere yapılmış bir hakaret ve saygısızlıktır.

Kürtlerin en büyük şanssızlıkları, bilinen tarihten günümüze değin bağımsız bir devlet olgusunu yakalayamayışlarıdır. Veya önlerine çıkan fırsatları yeterince değerlendiremeyişleridir.

Bu da coğrafi ve stratejik konumlarının toplumsal yaşamlarını etkilemesinden kaynaklanıyor. Çünkü Kürtler, bu gün bile şehirleşme olgusunu daha yeni yaşayan, yarı feodal, bir tarım ve hayvancılık toplumudur.

Kürtler bu coğrafyada ne zaman sorun haline geldiler?

Batıda yaşanan Rönesans, Reform, bilim ve sanayideki gelişmeler, batılı devletleri Doğu’nun kaynak ve zenginliklerini sömürmeye itti. Bunun için de çeşitli düşünce akımlarını geliştirdiler.

Bu akımlardan en etkili olanları emperyalist-nasyonal-şöven ırkçı akımlardır. Bu akımlar doğu toplumlarını çok kötü etkileyerek değerlerini alt üst etti.

Bu minvalde yaşanan 1.ci dünya savaşı, Ortadoğu’da ve Kürdistan’da büyük travmalara yol açtı. Bu gün 4-5 parçaya bölünmüş olan Kürdistan coğrafyasının çoğunluğu, bu savaştan önce Osmanlı toprağı idi. Sadece İranda kalan kısmı, yani Doğu Kürdistan’ın sınırları Kasr-ı Şirin antlaşması (17 Mayıs 1639) ile belirlenmişti.

Bu savaş sonrasında Osmanlıdan kalma Turancı-Türk ırkçısı ittihat- terakki kadroları, Kürdistan’dan temelli kurtulmak için İngilizlerle işbirliği yaptılar. Güney Kürdistanı, yani Süleymaniye, Erbil, Kerkük ve Musul şehirlerini ve petrollerini 500.000 İngiliz sterlini karşılığında İngilizlere sattılar. Suriye’deki galinde Kürt toprakları Fransızların işgalinde idi. İran şahlığının işgalinde olan vardı. Bunlara hiç dokunulmadı.

Bu çerçevede Sykes Picot Antlaşması( 9 Mayıs 1916) ile batılı emperyal güçler, özellikle İngiliz-Fransız ve Rus üçlüsü, Osmanlı mirasından batının sömürü düzenine uygun ülkecikler inşa ettiler.

Arap ceziresi ve Mezopotamya üç parçaya bölündü: Bağdat-Basra ve Musul ve Hakkâri’nin Zagros dağlarına kadarki Kürdistan topraklarından ırak.

Şam, Halep ve yukarısından Suriye. Kürdistan’ın arta kalan toprakları ve Anadolu’dan da Türkiye diye bir devlet oluşturuldu…

Arap ceziresinin aşağı kısmında ise nerede ise her aileye küçük, faşizan-kabileci bir devletçik düştü… Ama ne yazık ki hem nüfus hem toprak bakımından Ortadoğu’da üçüncü büyük millet olan Kürtlerin payına hiçbir şey düşmedi. (4) Kürdistan çok basit bir hesap ile Toprak ve nüfus olarak geri dönülemez bir şekilde 4-5 parçaya bölüştürüldü… Her parça farklı bir devletçiğin tahakkümüne verildi.

Bu durum, o günkü nüfusları 15-20 milyon ve bu gün ise 40-50 milyonu bulan Kürtleri bulundukları her yerde ciddi bir insanlık dışı muameleye uğrattı. Her parça ağır bir imha ve asimilasyona maruz kaldı.

Bu da onları bulundukları yerin ulus tortusu, diktatör- sanal devletçikleriyle amansız bir savaşın içine sürükledi. Böylece Kürtlerin isyan, kavga, savaş, toplu katliam, idam, Zorunlu göç, mecburi iskân, talan, sefalet ve yoksulluk süreçleri başlamış oldu.

Kürtlerin bu gün orta doğuda bu kadar bölünmüş, kimliksiz, statüsüz, temel insani haklardan bile mahrum bir yaşama mahkûm oluşlarının asıl sebebi batılı emperyal güçlerin kontrolündeki Türk-Arap-Fars ırkçılığıdır. Bunun en önemli saç ayağı da Turancı-Kemalist Türk ırkçılığıdır.

Çünkü Kürdistan, bu aklın hışmına uğramayana kadar büyük ölçüde, bütünlüğünü, koruyordu. Peki, Kürdistan’ın bu kadar parçalanmasına neden ihtiyaç duyuldu?

Kürtlerin bu hale gelişlerinin elbette pek çok nedeni vardır, ancak asıl ve başat rolü Turancı-Kemalist Türk ırkçılığı oynamıştır. Şunun için. Çünkü bunlar yaptıkları araştırmalarda Anadolu’da Türk nüfusun çok az olduğunu görüyorlar.  Buna rağmen kurguladıkları devletin ana çoğunluğunu Kürdistan toprakları üzerinde ve zorbalıkla kurdular. Bu zorbalığın ileride karşılarına çıkacağını çok iyi biliyorlardı. Zira Kürdistan nüfus ve toprak olarak çok büyüktü. Bu büyük kütlenin bir arada kalışı, ileride başlarını çok ağrıtacaktı…  İşte sırf bu ihtimalle karşılaşmamak için dönemin emperyal güçlerinin işbirliği ile Kürdistan’ı bir daha bir araya gelemeyecek şekilde parçaladılar...

Düşünülen hesap şu idi. İranda kalan Kürtler orada erir, kaybolur. Arapların tahakkümüne girenler Araplaşır. Türkiye’nin içinde kalanlar ise her türlü yöntem ile Türkleştirilir. Böylece baş belası Kürdistan meselesi radikal bir şekilde çözülerek ortadan kalkmış oluyordu. Bunun için ilkin kendi aralarında Ankara ve Sento anlaşmalarını imzaladılar. Sonra askeri tahkim için Türkiye’yi NATO’ya aldılar.

Ama bunca yıkıma rağmen bunların hesap edemediği şey şu idi. Kürdün zora dayalı bir boyunduruk ve onursuzluğu etmeyecekleri gerçeği. Kürdün gerek tarihte gerekse günümüzde bütün isyanlarının özünde bu vardır. Bu nedenle bu millet hakkında ileri geri konuşanlar, bir sözü sarf etmeden önce kırk defa düşünmek zorundalar.

(Devam edecek)

Sedat Doğan yazıları
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Nurettin GÜN     2016-12-30 Sayın sedat doğan,diline sağlık rahmetli babam müslümandı ergani sölen köyünde eski tarihi cami nin bitişiğindeki doğu kısmındaki evler babamındı kuzey kısmındaki evlerde nenemindi 32 yıl önce rahmetli halik halamı ziyarete gelmiştik hava çok sıcaktı caminin içinde su kaynıyan havuzda yıkanmıştım rahmetli babam dedem çukurovada camiden çıkmazlardı,kürtler müslüman deyil diyenler müslüman deyiller,şölene geldiğimde ergani nin kuzeyindeki dağda zülküf peygamberimizin türbesinide ziyaret ettim.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Siverek’te Zihinsel Engelli Öğrenciler Hem Eğlendi Hem Eğlendirdi
Siverek’te Zihinsel Engelli Öğrenciler Hem Eğlendi Hem Eğlendirdi
Siverek'li Öğrencilerden Şehit Annesine Mektup
Siverek'li Öğrencilerden Şehit Annesine Mektup