Bilici: Türkler, Kürdlerin eşitliği ve hakları konusunda eğitilmeli

Doç. Mücahit Bilici ile yapılan röportaj

Bilici: Türkler, Kürdlerin eşitliği ve hakları konusunda eğitilmeli
Advert

“Türkiye’nin Türk kamuoyunu Kürdlerin eşitliği ve egemenliği konusunda eğitime tabi tutması gerekir“ diyen Doçent Dr. Mücahit Bilici, hükümetin Kürdlerin haklarına gerçekten inanıyorsa bu hakları pazarlık konusu yapmadan ve oya tahvil stratejisi gütmeden teslim etmesi gerektiğini söyledi. ‘Çözüm Süreci’ konusunda gelişmeleri soru işaretleri ile dolu bulan Bilici, tarafların çatışmaya istekli olduklarını iddia ederek, bu durumun ‘son derece şüpheli’ buluyor. 


Kemalizm, İslamcılık ve Kürd sorunu konularındaki makale ve yorumları ile tanınan yazar ve kültür sosyoloğu ve sosyoloji teorisyeni olan Doçent Dr. Mücahit Bilici, ‘Çözüm Süreci’nin akıbeti ve gelinen aşamayı BasHaber’e değerlendirdi. 

Çatışmalı ortama gelmeden önce kısaca 3 yıllık çatışmasızlık sürecini yani ‘Çözüm Süreci’ni değerlendirir misiniz? Neler yaşandı? 

Bence Çözüm Süreci birbirine tam itimat etmedikleri şimdi açığa çıkan iki aktörün kurumsal maslahat gözeterek ayakta tuttukları ve Türkiye’de barışa dair ümidin yoğun kredisini bol kepçeden tüketen ancak her şeye rağmen iyi olan bir dönemdi. Toplum çatışmasızlığın tadına baktı. Ancak çatışmasızlıktan ötesi için tamamen hazırlıksız olduğu anlaşıldı. Kürdlerin anayasal olarak elde ettiği bir şey yok. Barış Süreci devam etmeli. Çünkü artık barışçıl yollarla elde edilemeyip silahla geri alınacak bir hak yok. Savaş korkusundan, barış garantörlüğünden kendi partisine parti taraftarlığı devşirmek için süreci futbolcuların top çevirme stratejisine dönüştüren hükümet böyle davrandıkça, Kürd siyasetinin sabırsızlık ve nefretini çekmesi tabiiydi. Kibirli bir bekletme, kaprisli itirazlara bir davetiye oldu. 

Barış Süreci gerçekte Kürd sorunundan ziyade devletin güvenlik sorunu ile alakalı bir süreç olarak yönetildi. Yani devletin PKK sorunu. PKK’sız Kürd sorunu çözülemez elbette. Ancak Kürdlerin haklarını, PKK’nin silahsızlanma ve entegrasyon müzakerelerinin mekaniğine mahkum kılmak niyeti bilemem ama fiiliyatta bir samimiyetsizliğin işaretidir. Maalesef süreç bundan fazlasını pek yapmadı. Hükümet, vatanını çok seviyor ve Kürdlerin haklarına gerçekten inanıyorsa bu hakları baştan pazarlık yapmadan ve oya tahvil stratejisi gütmeden teslim etmeli. Türkiye’nin Türk kamuoyunu Kürdlerin eşitliği ve egemenliği konusunda eğitime tabi tutması gerekiyor. Türkiye’nin Türkleri arasında kendini Kürdlerden üstün gören milliyetçileri eğitimden geçirerek medenileştirmek gerek. Kamusal ortak alanda Kürd ortaklığını ve sahipliğini milli seaire dahil etmeden çözüm mümkün değil. 

Savaşı kim ve neden başlattı? 7 Haziran seçimleriyle ortaya çıkan tablo iktidar bakımından yeterince tartışıldı. Kürd hareketi bakımından da belirsizlik devam ediyor. PKK stratejik bir değişikliğe mi gitti? 

7 Haziran’dan sonra ortaya çıkan ve herkesi şaşırtan bu çatışma ortamını çok şüpheli buluyorum. Çatışmayı kimin başlattığını ben şahsen bilmiyorum. 

Gelişmeler soru işaretleri ile dolu. Ama tarafların çatışmaya isteklilikleri de son derece şüpheli geliyor bana. Bu stratejiyi sürükleyen aklın ne olduğunu merak ediyorum. Çünkü seçimlerin HDP üzerinden ortaya çıkardığı yeni durumun PKK’nin nezdinde ağırlığının sıfır olduğu anlaşılıyor. Ya HDP hiç olmamalıydı ya da kasten husule getirilen bir kafa karışıklığı ve çelişkiler yumağı söz konusu. 

Çatışmalı ortama geçilmesiyle birlikte YDG-H yeniden ortaya çıktı ve eylemleri çok fazla tartışma yaratıyor. Bu tür yapılanmalarla amaçlanan nedir? 

Şehir milislerinin sivillerin can ve mal güvenliğini hesaba katmadan hareket ettiği ve hakimiyet kurmaya çalıştığı anlaşılıyor. Hem sivile zarar verdiği için bu yanlıştır hem de makul bir yol olmadığı için yanlıştır. Hangi bahane bulunursa bulunsun, Kürd illerinin çatışma sahası haline getirilmesi kesinlikle yanlış bir stratejidir. Hak mücadelesi temiz hedeflere varmak için temiz araçların kullanılmasını gerektirir. YDG-H türü oluşum ve tarzlarla demokratik mücadele mümkün değildir. Zaten içten içe kabaran bir tepki var. Kürdlerin çoğu sesini çıkaramasa da bu durumdan memnun olmadığını hissettiriyor. 

24 Temmuz’da TSK’nın Kandil’i bombalaması sonrası birçok yerde ‘özyönetim’ ilanları yapıldı bunlarda çok uzun sürmedi. Halkın bu çağrılara destek vermediği ifade edildi. Kürdler kızgın mı bu olup bitenler karşısında? 

Kürdlerin HDP’ye kızgın olması için bir sebep yoktu. Kürdler bence PKK’ye kızgın bu son duruma yol açtığı için. Ancak HDP’ye de özerk olmadığı için tepki göstermekle birlikte sanki kanaat HDP’nin özgür olmadığı ve PKK’nin gölgesinden, kontrolünden çıkamayacağı yönünde şekilleniyor. HDP’nin gücü ve cazibesi sivil siyaset yoluyla temsil ve mücadele imkanı sunmasıdır. PKK veya YDG-H şehirde silah kullandığı sürece HDP’nin varlık alanı daralır. 

“Kürdistan’da sivil halkın zorla ve fiili bir çatışma ortamının barikatı yapmak vatandaşı şehir savaşının mevzisi ve nesnesi yapmak terörizm”dir dediniz bu yazınızda, kime ve neye göre ‘terör’ tanımlanacak? 

Terör, bir insan veya kurumun savaşçı olmayan sivil insanlar arasında şiddete müracaat ederek zulme yol açmasıdır. Benim ‚terör’ kavramım, devletin veya başkasının kendi muhalifine veya sevmediğine terörist derken kullandığı anlamdaki bir terör kavramı değildir. Benim tanımıma göre savaş kurallarına riayet etmeyen her çatışma ucu masumlara dokunduğu için terörizmdir. İnsanların rızasına aykırı olarak onları bir şey yapmaya zorlamak veya onlara zarar vermek terörizmdir. 

İmralı-HDP-Kandil arasında 7 Haziran sonrası ortaya çıkan tabloda kafaların karıştığı gözleniyor. Bir uyumsuzluktan söz etmek mümkün mü? 

Dışarıdan bakan biri olarak şunu söyleyebilirim: İmralı-HDP-Kandil üçgeninde kesinlikle bir uyumsuzluk var. Çünkü her bir unsurun çıkar, beklenti ve fonksiyonları başka görünüyor. Kürd siyasi hareketinin PKK’yi aşan yeni bir siyaset stratejisi çizmesi beklenirken maalesef HDP’nin yeni damar haline gelmesi engellendi. Siyasileşme ve sivilleşme beklenirken askerileşme yoluna gidildi. Halbuki HDP’nin başarısı Kürdlerin demokratik mücadelesi için iyi bir kıvam ve araç imkanı sunuyordu. Bence bu tarihi fırsat çok fena harcandı. 

Son olarak 1 Kasım seçimlerine kadar şiddetin devam edeceği söyleniyor. Bu şiddet ortamında yapılacak seçimlerde nasıl bir sonuç çıkar ortaya? 

Evet, şiddetin devam edeceği istikametinde bir beklenti var. HDP’ye oy veren Türklerin bir kısmı artık oy vermeyecek. Bazı Kürdler de. HDP yine barajı geçer ancak yapabileceği bir sonraki sıçramayı yapma imkanını kaybetmiş durumdadır. Şu an tarihin akıntısı şunu gösteriyor: Türkiye’de İslamcılar ve dindarlar yeni Türkiye’nin oluşmakta olan siyasi spektrumunda sağcılığı temsil ediyor. Kürdler ise yeni Türkiye’nin solunu temsil edecekler. Türkiyelileşme politikaları bu dönüşümün hasılatını toplayabilirdi eğer HDP özerk olabilseydi. Ama bu fırsat kaçtı maalesef. 

Kürdlerin Türkiye içindeki siyaset itibariyle silahtan uzaklaşıp sivil ve demokratik mücadele yöntemlerine müracaat etmesi gerekiyor. Aksi halde şiddet ile bir yere varılamaz. Şiddet kırmak ve yanlışı yıkmak için elverişlidir. Ancak doğruyu inşa etmek şiddetle olmaz. Şiddet sonrası bir demokratik mücadelenin lüzumu görülmeli ve Kürdlerin insan sermayesine, eğitimine, özgürlüğüne şimdiden yatırım yapılmalı. Yoksa Kürdlerin cehaleti onların esaretini uzatacaktır. Yine de ben ümitvarım. Değişimin önünde durulamayacak ve Kürdler nihayetinde özgürleşecekler. 

basnews

Mücahit Bilici
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Siverek’te Zihinsel Engelli Öğrenciler Hem Eğlendi Hem Eğlendirdi
Siverek’te Zihinsel Engelli Öğrenciler Hem Eğlendi Hem Eğlendirdi
Siverek'li Öğrencilerden Şehit Annesine Mektup
Siverek'li Öğrencilerden Şehit Annesine Mektup