Advert
Advert

BİZ KATİLİ TANIYORUZ, YA SİZ?

Yazarımız Ayşe Tanas yazdı

BİZ KATİLİ TANIYORUZ, YA SİZ?

Ciğerimiz dağlanarak izledik barış elçisi Tahir Abi’nin son saniyelerini basın açıklaması için orada bulunan tüm kameraların aldığı kayıtlarda. Suriçi'nde sokağa çıkma yasağı esnasında yaşanan çatışmalarda sırf sivil halka yönelik bitmez tükenmez bir öfke patlamasının yanı sıra aynı zamanda 1000 yıllık bir tarih olan Kürdistan tarihi yok edilmeye çalışılıyordu. Dört ayaklı minarenin önünde toplanan Diyarbakır Baro’ su avukatları ve baro başkanı Tahir Elçi 7 Haziran seçimleri sonrası Kürdistan'da dalga dalga yayılan devlet şiddetini ve bölge bölge uygulanan sokağa çıkma yasaklarını protesto etmek adına en safiane niyetleri ile basın açıklaması yaparak barışa olan inanç ve arzularıyla konuşmalarını bitirdikleri sırada çift taraflı ateşin ortasında kalmışlardı. Hepimiz saniye saniye kaydedilen cinayete şahit olduk. Aslında daha uygun tabirle yakın tarihin en acımasız ve zalim suikastinden birini daha gördü bu gözler. Onlarca kez izlediğimiz olay anı kayıtlarında her seferinde yeni kuşkular uyandı hepimizde.

Peki, kayıtlar bize tam olarak neyi anlatıyor;

Kamera kayıtlarında Elçi’nin basın açıklamasını bitirdiği anda ortalık birbirine giriyor. Kameraların kayıtta olduğu ilk dakikalarda Elçi’ nin kısa bir görüntüsü çekiliyor. Görüntülere ilk baktığımızda Elçi’nin etrafa sağlı sollu baktığı ve kendini korumak adına bir hamle yapmadığını gözlemliyoruz. Birçoğumuzun da anladığı üzere Elçi burada çatışmanın ortasında kalınca ne olduğunu anlamaya çalışıyor ve şaşkınlık ile olayları izliyor. Beyaz aracın arkasında ki polisler kendilerini koruyarak zanlılara ateş açmaya devam ediyor. Diğer taraftan kameralar polislerin ateş açtığı yöne dönüyor ve Elçi kayıttan çıkıyor. Ne oluyorsa tam o esnada oluyor. Polislerden biri birkaç el ateş ettikten sonra arkasını dönüp basın açıklamasının yapıldığı yönden gelen silah seslerine ateş etmeye başlıyor. Bu esnada Elçi hiçbir görüntüde yok muhtemelen polisin döndüğü ilk anda açtığı ateş sonucu ensesinden vurulmuş. Kayıt ilerledikten birkaç dakika sonra dört ayaklı minarenin kenarında yüz üstü uzanmış vaziyette yatan Elçi’nin cansız bedeni kadraja takılıyor. Çatışma şiddetini kaybedince kayıt alan basın mensupları vurulanın Tahir Elçi’nin olup olmadığı konusunda emin olamıyorlar. Suikast görüntülerini izlediğimizde hepimizin sorması muhtemel bir yığın soru beliriyor.

Onlardan en önemlileri;

  1. Emniyet müdürlüğü bu kadar kritik bir bölgede yapılan basın açıklaması için neden daha fazla güvenlik önlemi alma gereği duymadı?
  2. Ateş eden polisler Elçi ile yanında bulunan avukatların ve basın mensuplarının çapraz ateş arasında kaldığını gördükleri halde neden onları uyarıcı ve koruyacak herhangi bir önlem almadı?
  3. Çatışma esnasında zanlılardan birinin hızla polislerin yanından koşarak uzaklaştığı görülüyor. Zanlı uzaklaşırken polislere oldukça yakın mesafeden geçmesine rağmen neden polisler ateş etmedi? (Polislerin savunmalarında şaşırdıkları için ateş etmedikleri yer alıyor).
  4. Uzaklaşan zanlı elinde ki silahı neden Tahir Elçi’nin yanına atıyor?
  5. O kadar yakın mesafeden çatışma olmasına rağmen neden çevrede ki dükkânların kepenklerinde kurşun izi yok?( Akıllara kuru gerçek mermilerin yanı sıra kurusıkı silah kullanıldığı ihtimali geliyor.)
  6. Polislerden birinin sokağın diğer tarafına geçerken silah değiştirdiği görünüyor. Neden?
  7. Yakın mesafeden kaçan zanlıyı ifadesine göre heyecandan vuramayan polis nasıl oluyor da eli titremeden Tahir Elçi’yi ensesinden vurmayı başarabiliyor?
  8. Velev ki Elçi olayları anlamak için olayın etkisi ile kendini çatışmanın ortasına atıyor. Polis göz göre göre nasıl onun olduğu yöne doğru sektirmeden nişan alıp herhangi bir uyarı yapma gereği duymuyor?
  9. Amed emniyet müdürlüğünden yapılan açıklamada gün içerisinde eylem yapması planlanan iki zanlıdan bahsedilip bu kişiler polis takibine alınıyor? Madem tüm emniyet birimlerinin haberi var bu kişilerden neden bu kadar büyük bir güvenlik zafiyeti söz konusu?
  10.  Planlı bir eylem değilse nasıl oluyor da zamanlama bu kadar iyi ayarlanıp basın açıklaması bittiği anda çatışma başlıyor?
  11. YDG-H’ ın ANF’de yayınladığı açıklamasında çatışmanın ortasından geçip kaçmaya çalışan kişilerin YDG-H’lı olduğu belirtiliyor. Ancak polisle hiçbir suretle çatışmadıkları ve olay esnasında mermileri bitip silahları bozulduğu için kaçmaya çalıştıkları söylenmiş. Polis o esnada kaçan şahısın ateş açmadığını gördüğü alda sivilleri nasıl oluyordu riske edip zanlıya ateş açıyor ve garip bir şekilde vuramıyor?
  12.  En önemli soru neden kameralar karşısında gerçekleşiyor bu suikast?
  13.   Olay sonrası inceleme yapmaya giden savcılara neden ateş açılıyor?
  14. Madem Davutoğlu ve Türk güvenlik güçlerine göre PKK Elçi’ye suikast düzenlediyse o halde HDP’nin mecliste Elçi suikastinin araştırılıp aydınlatılmasına yönelik verdiği önerge Neden AKP ve MHP vekilleri tarafından reddediliyor?
  15. Son olarak bu kadar kritik günün ertesinde neden valilik sokağa çıkma yasağı getiriyor?

Bu ve buna benzer bir yığın soru çıkabilecek yaklaşık 10-12 dakikalık suikast görüntüleri var. Sorular içinde boğuluyoruz esasen. Yanıtını bulamadığımız her soru içimizde öfkeye dönüşüyor. Çünkü biz failleri 80’lerden 90’lardan tanıyoruz aslında. Olayın kurgusu aynı değişen tek şey kaybettiklerimiz.

Katillerin öfkesi bizim öfkemizi biliyor. Bıçağa bıçak değiyor, boğaz boğaza geliyoruz. Bakışlar aynı bakış, kan aynı kan, nefret aynı nefret. En önde yürüyenlerimizi hedef alıyor cellad. Vurulup düştükleri yerden kalkıp yürüyoruz çoğalarak eksilttiklerine and içip.

 Ve Nazenin feryadı kulaklarımızı dağlarken Türkan Elçi’nin eşi için yazdığı mektup söyleyemediklerimizin boynu bükük bırakıyor.

Ve o satırlar gözde yaş oluyor;

“Onu faili meçhuller ordusu karşılayacak.

Kendini her zamanki gibi nezaketle tanıtmaya çalışırken onlar da ‘seni bütün faili meçhuller bütün alem tanır.

Senin bize bir ömür hakkın geçti. Biz seni buradan izledik, bizim gibi faili meçhullere bir ömür adadın’ diyecekler.

Ona soracaklar ‘sen geldin kaldı mı senin gibi kınalı güvercinler.’ Tahir Elçi’nin o zaman gülümseyen yüzüne bir akşam inecek ‘valla ne diyeyim geldiğim yerde hepi topu bir avuç güvercin vardı.

Kartallar, şahinler leş kargalara kol geziyordu’ diyecek.

Ona diyecekler ‘sen bizi savundun ya seni kim savunacak.’

Arkamda eşim var, benim gibi düşünen arkadaşlarım var’ bir de diyecek ki bugün dilekçe verdim yurt dışına çıkış yasağım kalktı artık özgürüm, kıtaları, denizleri fersah fersah gezebilirim.

Hakkımda açılan duruşma ileriki tarihe ertelenmiş olsa da hakkımı savunmak için hazır bulunacağım. Bütün faili meçhuller onu bağırlarına basacak minnetle ağırlayacak.

Dört Ayaklı Minare’nin en tepesine konacağım, tarih anlayacak beni. Kirli medya, beni tehdit eden televizyonlar, beni hedef gösteren gazeteler hoşçakalın.

Beni anlamayanlar, beni anlamak istemeyenler dudak bükenler hoşçakalın.

Geçirildiğim işkence tezgahları hoşçakalın.

Sahillere vurulmuş bebekler , Faili meçhullerin yetimleri hoşçakalın.

Beni sevenler, destekleyenler, Çocuklarım, eşim hoşçakalın diyecek.”

 

Türkan ELÇİ

Ayşe Tanas

Ayşe Tanas yazıları
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
AK Parti İlçe Teşkilatında Bayramlaşma
AK Parti İlçe Teşkilatında Bayramlaşma
Siverek'te Zırhlı polis aracı devrildi: 6 yaralı
Siverek'te Zırhlı polis aracı devrildi: 6 yaralı