Ey Kürtler lütfen dikkat, İslamcılar sizi kurtarabilirler(!)

Yazarımız Sedat Doğan Yazdı

Ey Kürtler lütfen dikkat, İslamcılar sizi kurtarabilirler(!)


Mardin Artuklu Üniversitesinde 19-20 Aralık 2015 tarihlerinde “Kürt sorunu ve İslamcılar”  Çalıştayı düzenlendi.


Biz bu çalıştaya meşru talep ve görüşlerimizi sunmak, çözüme için iki gün boyunca katılmayı düşünmüştük. Çalıştaya giderken hayal ve beklentimiz şu idi:


Bu kadar sıkıntılı bir ortamda Müslüman vicdanlar, bu Çalıştayda hakkın şahitliğini yapacaklar. Herkese en samimi bir şekilde çağrıda bulunacaklar. Günlerdir Kürt Şehirlerini cehenneme çeviren bu yoğun polis ve asker ablukalarını kaldırın.

Hendekleri kapatın. Kan akıtmaktan artık vaz geçin. Derhâl masaya dönün. Şartlar ne olursa olsun bizim yerimiz, yüreğimiz sivilliğin, yani mazlum halkın yanıdır. Çünkü milliyet, mezhep ve dilimiz ne olursa olsun bizler Müslümanız, kardeşiz.

Zulüm kimden gelirse ve kime yapılırsa yapılsın karşıyız, denilecek sanmıştık. Oysa çok farklı bir tablo ile karşılaştık. Program akışı bu tablonun ispatı oldu. 


Dinleyici olarak programa katkı sunan, soru soran, itiraz eden değil de, Padişahım sen çok yaşa. Devletimiz var olsun. Tanrımıza hamd olsun diyebilen bir profil düşünmüşler. Biz biraz sıra dışı olanlar daha ilk konuşmada oraya yanlışlıkla düşen kişiler imişiz. Onlar konuşacak.  Biz de olan biteni kuzu gibi dinleyecek imişiz. Bu işin adı da “İslamcıların Kürt Sorununu çözümü” imiş.


Hal böyle olunca bu garabete bir gün bile dayanamadık. Gerçi hiç hayal kırıklığı yaşamadık. Çünkü bazı istisnaların dışında kemikleşmiş ezberlerin tekrarından başka bir şey dinlemedik... Bir riyakârlık ve işgüzarlık projesini ve özellikle biz Müslüman Kürtlere yapılan hakaretlere tonu yüksek bir ses ile protesto ederek, salonu terk ettik.

 

İnanın dostlar yolda arkadaşlarla çalıştayı değerlendirirken, polisin her Allah’ın günü Kürdistan’da küçük büyük, hasta, yaşlı hamile demeden bize, evlerimize sıktığı biber gazından bir fişek götürüp, sunum yapacak bazı katılımcılarda biraz empati geliştirmek için, sıkalım şakasını yapmıştık. Üzüldüğümüz tek nokta bu eylemi yapmadık. Ama bir daha benzer bir çalışma olursa Allah’ın izniyle bu şakamızı gerçeğe dönüştüreceğiz.


Şimdi çalıştayın akışına dönersek. Program Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörü Ahmet Ağırakça'nın açılış konuşmasıyla başladı. 


Hoca, bu meselenin akademik temellerine inmeden, kutsal devletin fincancı katırlarını hiç ürkütmeden, su ile sabunu bir arada toparlamaya çalıştı. Çünkü genç bir dinleyici hocam, İslam barış dinidir, siz insanları ve devletleri ötekileştirerek düşmanlığı körüklüyorsunuz dediğinde, Hoca, gayet mütehakkim bir tavırla: ” Ya dinle, ya da salonu terk et…” emriyle genci susturdu.


Hoca ırkçılık ve ulusçuluğu iyi giydirme yaptı ama kimin bunu yaptığını söylemedi. Çünkü arzulanan bunu yapanın kürtler olduğu idi.Bu toprağın adının Kürdistan olduğunu, Kürdistan’ın neden dört parçaya ayrıldığını, bu parçalamayı kimlerin yaptığına hiç girmedi. Kürtlerin Ortadoğu’da 100-150 yılldır sür giden dramatik mazlumiyet ve muhacirliklerine girmedi.


Türkiye’de yaşayan Kürtlerin gerek 12 Eylül öncesi gerek sonrasında uğradıkları vahşiyane zulümlere, Diyarbakır cezaevi işkencelerine, yakılan, yıkılan, boşaltılan Kürt köylerine,17.500 faili meçhul dosyalarına hiç girmedi.Domuz bağlarıyla,intihar süsleri,asit kuyularından hiç söz etmedi.


Roboski katliamının AKP döneminde yaşandığını ve hala adaletini bulamadığını, AKP Hükümetleri döneminde ne kadar masum sivilin öldürüldüğüne, Diyarbakır, Suruç ve Ankara katliamlarına hiç girmedi. Daha dün şehit olan Tahir Elçi suikastından bile söz etmedi.


Şu anda Mardin, Şırnak, Hakkâri ve Diyarbakır il merkezlerinin bazı semtleri ve  pek çok ilçesinin sokağa çıkma yasağı ablukasında  tank, top, toma, akrep ve gaz bombalarının saldırısı altında  olduğuna ve sayıları artık 50’lerin üzerine çıkan sivil ve masum ölümlere hiç mi hiç değinmedi.


İslam hukukunun bir suçlu yüzünden bir masumun öldürülemeyeceği, bir gurup suçlu yüzünden şehirlerin yakılıp yıkılamayacağı ilkesine hiç girmedi. Bir rehine kurtarma operasyonunda bile  asl olan ilkenin  suçlular dahil insan yaşamını korumak olduğu ilkesini de hatırlamadı galiba.


Özetle dünyada sorunsuz bir devletin olmayacağını. Hz. peygamber zamanında bile buna benzer sorunların yaşandığını, bu devletin dün çok kötü, ancak bu gün artık çok iyi olduğunu ve bu sorunu çözme yoluna koyduğunu. Bu çözüme güvenmemiz gerektiğini. Ancak dış mihrakların ortalığı karıştırdığını. Hatta bu salonda bile Rus, Alman, İngiliz ve Amerikan ajanlarının olabileceğini. Bölge halkının(Kürtler), bunlara kanmaması gerektiğini, bu işte bütün günahın ırkçılık ve ulusçuluğa ait olup, çözümün İslam’da olduğunu belirterek konuya son noktayı koydu.


Ahmet Hocanın bu girişinden sonra bir insan hakları savunucusu olarak tamamen sunumcuların insanlık ve İslam adına işledikleri fecaatlere yoğunlaştım. Oturumlar başladı. Birinci oturuma başkanı eski AKP Milletvekili, Diyarbakırlı bir Kürt olan arkadaşımız Abdurrahman Kurt idi.


Bir iki sunumdan sonra hem Ahmet Hocanın hem diğer sunumcuların yaptıkları akıllara zarar itham ve giydirmelerine cevap vermek için birinci oturumda, oturum başkanından söz istedik. Oturum bitti, söz hakkımızdan hiç söz edilmedi.
Verilen arada bunu sorduğumda, kendi hakkını bile kullanamadığı savunusunu yaptı. Hem ona,hem takdimleri yapan görevliye, sunumcuların çok vahim hatalar yaptıklarını. İzzeti nefsimize bile sözlü saldırılar olduğunu. Salona söz hakkı verilmezse ciddi sıkıntılar doğacağını söyledim. Takdimci, elinde bir şey olmadığını, Prof. Dr. İbrahim Özcoşar’a bunu söylememiz gerektiğini belirtti.


Sonra ikinci oturumda başkan olan Prof. Dr. İbrahim Özcoşar’a, söz hakkı talebimizi bizzat kendim verdim. Notu okudu. Gazeteci Nevzat Çiçeğe de okuttu. Sonra hiç bir açıklama gereği duymadan tam bir umursamazlık ve pişkinlikle oturumu yönetmeye devam etti… O arada birkaç dinleyici sunumculara cevap yetiştirmeye çalıştılar. Fakat itirazları kale alınmadı.


Böylesine gergin bir ruh haliyle iki üç oturum daha dinledik. Bazı istisnalar hariç sunumcuların hemen hepsi, devletin gerek geçmişte, gerekse şu anda Kürtlere yaşattıkları cehenneme hiç girmeden ortalama bir ana fikir olarak şunları dillendirdiler.


1-ırkçılık kötüdür(ama kürtler için)


2-ulus devlet felakettir(ama kürtler için)


3-Kürtlerin Türk devleti çatısı altında Türklerle birlikte yaşamaktan başka şansları yoktur.


4-Türk Devleti masumdur. Kürtlere yönelik hiç bir suç işlememiştir. Bütün günahlar cani bir terör örgütü olan PKK’ye aittir. Bölge Müslümanları(Kürtler) sürekli ihanet üreten bu örgüte destek olmakla büyük günah işliyorlar.


5-İslam, kardeşlik, Bölge(Kürdistan niyetine) kelimelerinin sıkça geçtiği bir çalıştayda, yeryüzünde şu anda diğer kavimlerin yaşadıkları hak konforunun meşruiyeti ve bunun Kürtlere olan yansımalarına, Kürtlerin de nelere sahip olması gereğine hemen hiç değinilmedi. 


Sunumlarda Kürdistan ve Kürdistan sorunu yollu kelimeler hemen hiç geçmedi. Kürdistan’ın işgali ve parçalı halinin yarattığı drama. Ne tarihte ne de günümüzde sıcağı sıcağına Kürtlere yaşatılan dram ve katliamlara, bunun asli sebeplerine hiç girilmedi. islam kardeşliğinin bu meseleyi çözeceğine sıkça vurgu yapıldı. Ama bu çözümün formatı ve ilkeleri hep muallakta kaldı.


6-Gerek tarihte gerekse günümüzde İslam adına ve sözüm ona toplumlara huzur, adalet ve güveni getirmek adına işledikleri vahşet ve cinayetleri nedense hiç dillendirmediler. Mesela işid,el kaide,Boko haram ,el nüsra… gibi örgütlerin dünya genelinde ve özelde kürdistan, ırak ve Suriye’de yaptıkları Vandal katliamlara, cinayetlere, intihar eylemlerine hiç değinilmedi. Bunların islamla olan ilinti ve bağları masaya yatırılmadı 


7- Son olarak bu çalıştayı Kütlerin devlete adı konulmamış bir biat etme çalışması olarak değerlendirmek daha doğru bir tanımlama olur galiba...


Öğlenden sonra hem Azadi hareketi Genel sekreteri olan arkadaşımız Sıtkı Zilanı dinlemek hem de söz hakkımızın akibetini görmek için tekrar içeri girdik. 


Sunum sırası Abdurrahman Dilipak ‘a geldi. Dilipak özetle şöyle dedi: 


“Hiç kimse dünyada olup bitenleri görmezden, duymazdan, bilmezden gelme hakkına sahip değildir. Bu dünyada yaptığımız, yapmamız gerekirken yapmadığımız, söylediğimiz ve söylememiz gerekirken söylemediğimiz her şeyden hesaba çekileceğiz. Bu dünyada yapıp yapmadıklarımız, söyleyip söylemediklerimizle, ya kendi cennetimize sırtımızda tuğla ya da kendi cehennemimize odun taşıyor olacağız. Bu dünyada sadece imtihan oluyoruz, temel gerçek bu….”

 

Dilipak, ses düzeyi düşük bir kaç cümleden sonra salona öyle bir ses tonu ile yüklendi ki, ben kulak zarım patlayacak sandım..O ses patlamasından sonra gayri ihtiyarı ayağa kalkmışım. 


Bu yaşıma kadar kapalı bir mekânda, bir topluluğa karşı bu kadar yüksek bir sesle konuşulduğunu hiç hatırlamıyorum. Belki bu sözlerinde kendi formatı içiresinde haklılık payı da olabilir. 


Ancak beni çileden çıkaran şey sıcağı sıcağına yaşadığımız bu sorunun giderilmesi için sadra şifa hiç bir şeyin yapılma niyeti bile söylenmeden bu cümlelerin kurulmuş olması oldu. Üzülerek belirteyim ki, hatırladığım kadarıyla o sese benzer bir tonla ağzımdan İradem dışı aşağıdaki cümlelerin aktığını gördüm. 


“Ya hu Allahtan korkun, Allahtan. Sabahtan beridir benzer abuk sabuk şeyleri dinliyoruz. 50 yıldır sürekli aynı nakaratları tekrarlıyorsunuz… Bu kadar Müslüman iseniz Cumhurbaşkanına, Başbakana, Genelkurmaya bu kadar yüksek sesle bağırıp onlara çağrıda bulunun. Önce bu zulümden kurtulalım. 


Aylardır abluka altındayız. Sabah evden çıktığımızda akşam evimize, çoluk çocuğumuzun içine dönemiyoruz. Onlara bu kadar bağır. Bu tankları, Topları şehirlerimizden geri çeksin. Bu kadar sivil insan öldü. Bize sıkılan biber gazlarından hepimiz nefes darlığına yakalanacağız. Bu hendekleri ortadan kaldırılsın. Ondan sonra gelin Allah korkusundan, dinden, imandan, Cennet-cehennemden, insanlıktan,  kardeşlikten falan söz edelim.


Hep tek taraflı konuşuyorsunuz. Bari Allah’ın dini adına konuşmayın. Allah’ın dini yeryüzündeki kavimlere hangi hakkı vermişse, kürde de aynı şeyi vermiştir. Ne diye boş yere bu kadar kafa şişiriyorsunuz. Derdiniz ne?. Karşınızda çocuk mu var bu kadar bağırıyorsunuz?...”


Dilipak  bana cevaben, beni tanıyorsan Allah’ın huzurunda seninle hesaplaşacağım dedi…Ben  istediğin yerde istediğin şekilde hesaplaşmaya hazırım deyip salonu terke hazırlanınca Allah hepinizi hesaba çekecek hepinizin belasını verecek,diye gayri ihtiyari beddua okuşum.Dinleyicinin biri Hendek kazanların da belasını verecek mi? Diye sorunca senin de onların da belasını verecek, diyerek salondan  o hiddet halimle çıktım artık.


Şimdi sakin bir ruh haliyle düşündüğümde, yaptığımı tasvip etmiyorum. Bizim gibi insanlara yakışmıyor böylesi öfkeli haller. 


Belki de Kürt meselesi, kürtler cephesinden bakıldığında tam da böylesi bir haleti ruhiyenin isyanıdır. Oysa bizlere insanca söz hakkı verilip sakin bir hal ile konuşsaydık, hiç kimseyi bu kadar kırmayacaktık. Daha makul kelimelerle çözüme bir katkı sunmaya çalışacaktık. Ama maalesef bunu beceremedik 
Dışarı çıktık. Kafeteryada 25 yaşlarında bir delikanlı zorla elimi öpmeye kalkıştı. Hepimizin duygu ve düşüncelerinin tercümanı oldunuz, diye. Sonra bir iki Genç, hocam bir sorun varsa arkadaşları çağıralım. Propagandalarına engel olalım. Ben olmaz, kabul etmiyorum... Bizim derdimiz barış. şiddet olmasın ,istiyoruz.. Sonra arkadaşlara, yaşı epey ilerlemiş bir Seydamız: ”Kendini bilmez herifler Selahaddin-i Kürdi(Eyyubi)nin torunlarına din öğretmeye kalkışırlarsa sonları böyle olur…” şeklinde, duruşumu onaylar mahiyette beyanda bulunmuş.


Evet Ey Kürtler lütfen kendinize   dikkat edin,inanın İslamcılar sizi kurtarabilirler(!) 
Bu başlığı yazınca nedense aklıma ılımlı orta solcu Ecevit in Başbakan olduğu hükümetin  hayata dönüş operasyonnları geldi.Mesela  sadece 19 aralık 2000’de İstanbul bayram paşa cezaevine düzenlenen operasyonda ,o hapishanede 32 tutuklu ve hükümlü gazbombaları, ateşli silahlar ile ve kimileri de  yakılarak öldürülmüştü.


Onun için  Ey Türkiye ve Ortadoğu’da yaşayan  bütün Kürtler  lütfen dikkat!.. Kendinizi çok iyi koruyun ve kollayın.İnanın . İslamcılar sizi kurtarabilirler. Topraklarınızda yaşadığınız bunca felaketin asıl sebebi İslamcıların sizi kurtarmaya çalışma hal ve hamleleridir(!). Ne olur çok dikkat edin.


Ve Allaha bolca yalvarın, Vicdanı temiz insanlığı yardıma çağırın. Bu beyni ve vicdanı sakat kurtarma hamlesi hepinizi imhaya kalkışmasın. Bazılarımızı sakat bırakıp bazılarımızı öldürmesin. 


Zira bunların öncüleri de benzer şeyleri yaptılar. Enver-Talat-Cemal üçlüsü, M. Kemal – İsmet İnönü-celal Bayar üçlüsü, Abdülnasır, H.Esad, Şah Rıza Pehlevi Saddam Hüseyin ve daha isimlerini hatırlamadıklarımızın hepsi bol bol Allah, peygamber isimleri, Ayet,Hadisler eşliğinde en hunhar cinayetleri işleyip masumları öldürdüler. Zindanlarda çürüttüler. Sürgünlere gönderdiler. Dün  kızıl jitem bu işi yapıyordu.Bu gün o jitem yeşile boyanmış olabilir. Taliban, elkaide, işid,elnüsra ve benzerleri de  kürdistanın batı ve güneyinde  aynı görevi  en hunhar bir şekilde yerine getiriyor.


Şimdi birileri diyecek ki siz niye dhkpc, pkk gibi sol örgütlerin yaptıklarını niye dile getirmiyorsunuz. Biz bilerek bunu dillendirmedik. Çünkü birincisi asıl konumuz onlar değiller.


İkincisi ise istedik ki Allaha inandıklarını söyledikleri halde bu kadar vahşet yapabilenlerden yola çıkarak ona inanmayanların neler yapabileceğini hep birlikte tahayyül edebilelim.


Özetle insanlıktan uzaklaşanların yüzünden Dünya, insanlık ve biz kürtler… hiç kimse asla güvende değildir. Vandalizm insan soyuna kibrit suyu dökebilir. Kurtuluş sadece insanlıktadır. Rabbim herkese insanlık için çırpınan temiz bir vicdan nasip eylesin.


Amed, 25.12.2015

Sedat Doğan
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Ali     2015-12-28 Kürdlere yapılan zülmü haykırmakta sonuna kadar haklısın ama Kürdlerin bir kısmının diğer bır kısmına yaptığı zülmüde yüksek perdeden haykırmak da müslüman ve müminden beklenendir. devletin zülmü kadar pkk nin de zülmünü de karşı çıkmaktır müslümanın görevi.
Diyad     0000-00-00 Sevgili sedat, yazınızın akışı güzel tepkinin verilmesi gereken yerde ve kişiye verememişsiniz. Anlattığınıza göre Dilipak, bu konuşmasından dolayi bu tepkiyi haketmemiştir.sadece ona patlamissiniz. Birde son paragraflarda geçen, islamcilari İslamla alakası olmayan hatta İslamla savaşan diktatör kişilerle eşdeğer saymaniz kabule şayan değildir. Ancak genel kanıya tepkiniz makuldur. Sizleri tanıdığım kadariyla heyecanlı bir kisisiniz. kabul ettiğiniz gibi heyecanızi kontrol edemeyişiniz sorundur
ahmet     2015-12-26 Sözlerin ırkçılık kokuyor..!
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Siverek’te Vatandaşlar Kaldırım İşgaline Tepkili
Siverek’te Vatandaşlar Kaldırım İşgaline Tepkili
Belediye Yönetiminin Hizmetlerle İmtihanı!!
Belediye Yönetiminin Hizmetlerle İmtihanı!!