HDP VE DBP DIŞINDAKİ KÜRTLERİN TEMSİL SORUNU

Seçim, baraj ve benzeri nedenlerle ittifaklar kurulabilir. Ancak ittifakların en olumsuz tarafı ittifakın ana gövdesinin renklerinin hakimiyetinin pekişmesidir.

HDP VE DBP DIŞINDAKİ KÜRTLERİN TEMSİL SORUNU
Advert

7 Haziran'da Kürdistan'da AKP'nin HDP karşısında silinmesi, Kürt muhalefetinin ana merkezinin HDP/DBP olduğu konusunda bir konsensus oluşturdu. Bu konsensusun devam etmesi, çatışmasızlığın devamına bağlıydı. Demirtaş'ta somutlaşan konsensus Kürdistan'da Kürdi birlikteliği, Türkiye'nin batısında sol, sosyalist ve liberal demokratlarla birlikteliğin devamını sağlıyordu. Bu birlikteliği sağlayan çatışmasızlık ortamından çatışmalı ortama geçiş, hem HDP'ye dışarıdan destek veren Kürtlerde hem de sol, sosyalist, liberal demokrat kesimlerdeki kırılganlığı açığa çıkardı. Bu kırılganlık yeni bir parti/temsil arayışı şeklinde değil de kendisini AKP veya CHP'nin desteklenmesi şeklinde gösterdi. Burada en çok dikkat çekici olan da Kürt oylarının AKP'ye akmış olmasıdır. Sorunun merkezi de burasıdır. HDP'ye giden oylar beş ay gibi kısa bir süre içinde neden AKP'ye gidiyor? AKP, bu kesimleri temsil edebiliyor mu? İşte tartışmanın ana merkezi budur. HDP dışında bulunan Kürt muhalefetinin temsili ne olacaktır?
 
 
1 Kasım seçim sonuçları üzerine değerlendirmeler yapılmaya devam ediyor. 7 Haziran'da neredeyse Kürdistan'da silinen AKP'nin oylarını az da olsa artırması İslami Kürt kesimlerinin AKP ve HDP ile ilişki boyutunu gündeme getirdi. 7 Haziran'da HÜDA-PAR bağımsız adaylarla seçime girerken, Azadî Hareketi HDP ile ittifak yaptı. HDP, listesinde İslami kimlikleriyle bilinen adaylara yer verdi. 1 Kasım seçimlerinde ise HÜDA-PAR seçimlere katılmazken, Azadî Hareketi ile HDP'nin ittifakı devam ettiyse de 24 Temmuz'dan itibaren yeniden başlayan çatışmalı ortam, Azadi Hareketi içinde tartışmalara neden oldu. Bu da Azadî Hareketinde farklı eğilimleri ortaya çıkardı.Seçim sonucunda HDP listesinden Adem Geverî meclise girdi. Ancak tartışma devam ediyor. Konu ile ilgili olarak Ali Gülsoy'un haberdiyarbakır sitesinde bir yazısı yayınlandı.
 
(http://www.haberdiyarbakir.com/kurt-muhalefetinin-yol-haritasi-var-mi-69417h/#ixzz3qmRK5MuC">http://www.haberdiyarbakir.com/kurt-muhalefetinin-yol-haritasi-var-mi-69417h/#ixzz3qmRK5MuC) Bu yazı çerçevesinde kendi görüşlerimi ifade etmek istiyorum. 
 
 
Yazının başlığının "Kürt Muhalefetinin Yol Haritası Var mı? veya Üçüncü Yol Mümkün mü?" oluşu kendisini HDP, HÜDA-PAR dışında tanımlayan Kürtlerde yeni bir örgütleme arayışını dile getiriyor. Yazarın, "Kürt muhalefeti" tanımı sorunlu. Çünkü bu tanımlama, baştan itibaren Kürt muhalefeti olarak adlandırılanları HDP/PKK karşıtı bir konumda görünmesine neden oluyor. Çıkış noktası, Kürdistan'da çok yönlü bir işgalin olduğunun vurgulanması olmalıdır. 1 Kasım seçimlerinde Kürt siyasetinin ana damarını yürüten HDP'de az da olsa bir gerileme yaşansa da bu gerileme "Kürt muhalefeti" olarak adlandırılanlar lehine değil de AKP lehine olmuştur. İslami Kürt siyaseti kendisine asıl rakip olarak iktidarda bulunan AKP'yi görmelidir. Siyasal varlık olarak da HDP ile rekabet içinde olması da normaldir. Kürdistan'da kurulu işgalci sisteme karşı koyabilmek için HDP'nin varlığı yetmez. HDP, Bu yükü yalnız başına taşıyamaz. Kürdiliğin farklı renklerinin buna karşı koyuşu, bilinçlenişi ve örgütlülüğü ancak Kürdistan'da kurulu sistemi sarsabilir. Her ne kadar HDP siyasal anlamda bazı başarılar elde ettiyse de devlet Kürdistan'daki ideolojik ve baskı aygıtları kullanarak bu başarı yaşanmaz duruma getirebiliyor:belediye başkanlarının tutuklanmaları, görevden alınmaları, milletvekillerinin Cizre'ye sokulmamaları...
 
 
HDP dışındaki muhalefetin zayıflığı sorunu, HDP veya PKK'den kaynaklanan bir sorun değildir. Bu muhalefetin kendisine özgü sorunlarının ideolojik temelleriyle ele almasında fayda vardır. Her şeyden önce kendisini İslami Kürt olarak tanımlayanların hakim Türk İslamıyla varoluşsal kopuşu gerçekleşmemiştir. AKP, 1 Kasım öncesinde Türk milliyetçiliğine hatta ulusalcılığa bu kadar batmasına rağmen Kürdistan'da oyunu artırabiliyorsa Kürt islami, Kürt liberal kesimlerinin bilinçliliğinin ve örgütlülüğünün eksiği olarak görülmelidir. 
 
 
Seçim, baraj ve benzeri nedenlerle ittifaklar kurulabilir. Ancak ittifakların en olumsuz tarafı ittifakın ana gövdesinin renklerinin hakimiyetinin pekişmesidir. Başka bir deyişle ittifaka katılan küçük grupların toplum nezdinde ana gövdeye  iltihak etmiş gibi görünmeleridir. 2011 seçimlerinde Şerafettin Elçi'nin KADEP bileşeni olarak ittifaka girmesine rağmen bu ittifaktan sonra KADEP'in siyaset sahnesinden silinişi veya liderin partisiyle ters düşmesiyle sonuçlanabilir. Benzer bir durum Azadi/HDP ittifakında da görülebilir. 7 Hazirana göre 1 Kasımda Azadi'deki ilgi azalması örnek olarak gösterilebilir. 
 
Siyasi organizasyonların çoğunluğunda görüleceği gibi bunların gelişimi farklı grupların ittifakından çok daha homojen bir yapı arzedenlerin uyguladıkları yöntemle kendilerini cazibe merkezi haline getirmeleridir. 
 
 
Ali Gülsoy'un analizinde cazibe merkezi/dinamo/motor gücün AZADİ olduğu konusunda bir düşünce olduğu söylense de onun asıl istediği kendisini ana akım Kürt hareketi dışında konumlayanlara karşı nasıl bir örgütleme modeli üzerinde odaklanmaktadır. Kafasından geçen tarikat/medrese destekli Haşim Haşimi açılımı buna da engel gibi görünüyor. Çünkü Haşim Haşimi, 7 Haziran seçimlerinde AKP'nin adayıydı. AKP'nin sertleşmesi karşısında Abdurrahman Kurt ve Mehmet Emin Ekmen'in gösterdiği tavrı gerçekleştirmemiştir. Hesabını AKP'de iken ve bağımsız olarak seçimlere girerken HDP'nin barajı geçmemesi üzerine yapmıştır. Aldığı oyların çoğunlukla Zaza oyları olduğu doğruysa bunun Azadi/HDP ittifak hukukuna uygun olmadığını da vurgulamak gerekiyor. 
 
 
Tüm bunlar Ali Gülsoy'un analizin öneminden bir şey kaybetirmiyor. İttifak modeli olarak ileri sürdüğü bireysel/kurumsal birliktelik tartışmasında bir araya gelecek kişilerin kendi kurumsal kimliklerini taşımadan birey bazlı olarak bir araya gelmeleri daha doğrudur. Türkiye'nin batısında kurulan Halkların Demokratik Kongresi/HDK'nin başarılı olmamasının en önemli nedeni örgütsel rekabetin HDK'ye taşınmasıdır. Kaldı ki analizde sözü edilen TEVKURD'ün konumu bunu doğruluyor. 
 
 
PAK, KDP-B, HAK-PAR ve ÖSP gibi partilerin Türkiye Kürdistan'daki konumlanışı, ideolojik kökenleri bakımından HDP/DBP'ye daha yakındırlar. Bunların toplumsal tabanları çoğunlukla HDP'ye oy vermektedirler. Bu nedenle İslami Kürtlerin bunları gözünde büyütmeleri, onlara adlarından dolayı önem atfetmeleri gerçekçi değildir. Buna benzer partiler,KDP'nin girişimlerine rağmen Rojava'da da varlık göstermiyorlar. Taraftarları da ana akıma doğru savruluyorlar. Toplumsal destek anlamında İslami kimliklerini koruyacak şekilde kaderini devlet partilerine bağlayan liberal ekonomik elitlerle bir bağ kurabilseler Kürdistaniliğe daha fazla yarar sağlayabilirler. Bu bakımdan Haşim Haşimi ile ilişki geliştirmeleri bir deneyim olarak görülebilir. AKP'nin küskünleri de giderek HDP'nin küskünleri de buna dahil edilebilir. 
 
 
HÜDA-PAR 7 Haziran seçimlerine bağımsız adaylarla girmişti. HDP'nin barajı rahat aşması nedeniyle 1 Kasımda seçimlere girmedi. Seçimlere girmeyişi AKP'yi desteklediği şeklinde yorumlanıysa da bu yorum doğru değildir. Önceki seçimde  HÜDA-PAR'a oy verenler 1 kasımda AKP'ye oy vermiş olsa da bu kurumsal bir destek olarak görülmez. Baraj, propaganda olanaklarının azlığı da dikkate alındığında böyle bir atmosferde seçimlere parti olarak girmiş olsaydı Saadet, BBP gibi daha fazla yıpranabilirdi. HÜDA-PAR, genel siyasetini, gözden geçirerek kendisini devam ettirmeye çalışacaktır.
 
 
AKP'nin yüzde 49 oy alarak yeniden tek başına hükümeti kurabilmesini bazı iyimser kesimler, çatışmasızlığın bitebileceği şeklinde yorumluyorlar. Bu yorumun doğru olmadığı, seçimlerin üzerinden 24 saat geçmeden ortaya çıktı. Dezenformasyon ve psikolojik savaş eşliğinde yürütülen bu şiddet, Türk devletinin Kürdistan'a yaklaşımının "kolonyal/sömürgeci" bir yaklaşım olduğu daha fazla görünür oluyor. Bu nedenle gerçek anlamda muhalefet edilmesi gereken temel odak Türk devletinin mevcut durumuyla Kürdistan'daki varlığıdır. Demokratik özerklik ve öz yönetim olarak kendisini gösteren çığlığın Türk devletinin kolonyal konumuna karşı bir savunma olduğu gerçeğini asla unutmamak gerekiyor. Kendisini HDP dışında tanımlayanlar ancak bu şekilde sisteme muhalif bir kimlik kazanabilirler.  

Feyzi Çelik

feyzi çelik
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
turan il     0000-00-00 hakpar nerdeyse her dönem kendi adıyla seçime girmiştır .en son seçimdede oyunu ikiye katlayarak seçimden çıkmıştır.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Öğretmen Servisi Kaza Yaptı: 10 Yaralı
Öğretmen Servisi Kaza Yaptı: 10 Yaralı
Motosiklette Koyun Var
Motosiklette Koyun Var