Kadim geleneğin modern şehri: “Mardin”

Ezan sesi ile çan sesinin birlikte aynı gökkubbede yankılandığı şehir! Kadim birlikteliğin günümüzde de yaşanabilirliliğini gösteren şehir!

Kadim geleneğin modern şehri: “Mardin”
Advert

Türkün, Kürdün ve Arabın;  Süryani, Müslüman hatta inançsızların da bir arada yaşayabilirliliğini pratik alanda gösteren şehrin adıdır Mardin. Savaşanlar da dahil herkesin hayali olan barışın ve birlikteliğin gerçekleştiği şehrin adıdır. Marcel Dupre, Kürtlerle beraber  bu şehirde; Türk, Yahudi, Ermeni, Katolik, Keldânî, Şemsî, Ermeni ve Ortodoksların birarada yaşadığını söyler. Bir sokakta kiliseden çıkanları görürken hemen karşısında veya başka bir sokakta camiye girenleri görmek mümkündür bu şehirde.  Müslüman ile Gregoryen, Katolik ve Protestan mezhebinden Ermeniler, Katolik Keldânî, Süryânî, Yakubî ve Yahudilerin birarada yaşadığı bu şehrin sokaklarında biraz daha dolaştığınızda, bu insanların tamamının birbirleriyle müşterek bir hayatı en samimi şekilde paylaştıklarını görürsünüz.   

                Bu şehirde çoğunluk Müslümanlardan oluşmakla birlikte hakim unsur  sevgi, saygı ve farklılıklara duyulan hoşgörüdür. Bu hoşgörüdür ki bu farklı unsurların tamamına kendi memleketlerinde olduklarını hissettirmektedir.  Bu anlayış, bütün farklılıkların ötesinde bir vatan birlikteliğini oluşturabilmektedir. Bu şehir, farklıkları bir arada en mükemmel şekilde yaşatarak, dünyanın her yerinde de bunun olabileceğinin en büyük nişanesini gönlümüzün ve aklımızın en derin köşelerine kadar işlemelidir.

                İçinde barındırdığı ırk ve inanç çeşitliliğiyle dünyanın küçük bir modeli de sayılan Mardin'in isim serüvenine ilk olarak Süryânîce kaynaklarda rastlanır. Şehrin ismi bu kaynaklarda Marde, Arapça kaynaklarda ise Mâridîn şeklinde geçmektedir. Mardin adı ilk defa milâttan sonra IV. yüzyıl Roma tarihçilerinden Ammianus Marcellinus'ta geçmektedir.

                M.Ö.4500'den başlayarak Arami-Süryani, Subari, Sümer-Akad, Babil, Hurî-Mitanni, Asur, Pers, Bizans, Arap, Selçuklu, Artuklu ve Osmanlı hakimiyetine de giren Mardin, Fırat ve Dicle nehirleri arasında Mezopotamya bölgesinde, tarih boyunca pek çok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Yukarı Mezopotamya'nın en kadim şehirlerinden olan Mardin, bu gün bile bir gerdanlık gibi yerinde durmaktadır.

                Belâzüri, Mardin'in; Tur Abdin ve Dârâ ile beraber (640) yılında İyâz b. Ganem kumandasındaki İslâm ordusu tarafından fethedildiğini belirtir ve ardından bölgede yoğun bir Arap iskânının olduğunu kaydeder. İslamî ibadethanelerin yapılış tarihine baktığımızda, islamın bu coğrafyada diğer inançlardan sonra geldiği, diğer inançlara ait ibadethanelerin günümüze kadar sapasağlam gelmesi de islamın muktedir olduğu halde diğer inançların ibadethanelerini tahrip etmediği hatta koruduğunun da işaretidir. İktidarda olan bu hoşgörü ve özgürlük anlayışı, bu coğrafyada bulunan halklara da yansımıştır.

                Artuklu Merkez ilçeden başka Dargeçit, zeytiniyle meşhur Derik, ovası ile meşhur Kızıltepe, fosfatı ile meşhur Mazıdağı; kilise, cami ve katori taşı ile meşhur Midyat,  beyazsu ile meşhur Nusaybin, üzüm ve inciri ile meşhur Ömerli, kuru üzüm ve pestil ile meşhur Savur ve kirazı ile meşhur Yeşilli olmak üzere on ilçeye ayrılan ve Midyat eşiğinin güney yamaçları üzerinde, yukarı Dicle havzasını el-Cezîre ovasına bağlayan en elverişli geçit yerinde ve kadîm yollara hâkim bir konumda kurulan Mardin, İslam coğrafyasına ihraç ettiği alimleriyle de önemli bir merkezi kapsamaktadır.

                Matematikçi, muvakkit ve musikişinas Ebû Muhammed Cemâlüddîn Abdullah b. Halîl b. Yûsuf el-Mârdînî  (ö. 809/1406) ile Matematik âlimi ve fakih  Ebü't-Tâhir Şemsüddîn İsmâîl b. İbrâhîm b. Gâzî en-Nümeyrî el-Mârdînî (ö. 629/1232), bu alimlerden birkaçıdır…

                Deyrul-Zaferan Manastırı, Mardin Kalesi, taş evleri, telkari gümüş işlemeciliği, Dara Harabeleri ve Zinciriye Medresesi; tiftikten yapılma battaniye ve seccadeleri ile meşhur olan ve Cumhuriyetin başlarında Diyarbakır ilinden ayrılarak bağımsız bir il olan Mardin, eskiden olduğu gibi bugün de tarımsal ticaret merkezi olma özelliğini sürdürmektedir. Bunun dışında sanayi tesisi olarak çimento fabrikası, iplik fabrikası, fosfat işletmeleri, yem fabrikası, boru ve kireç fabrikaları ile bunların yan sanayileri gibi kuruluşlara sahiptir. Gıda sektöründe de önemli gelişme gösteren Mardin unlu mamuller, süt ve süt ürünleri, yağ ve yem sanayiinde önemli atılımlar yapmıştır. Uluslararası taşımacılık Mardin'de önemli yer tutmaktadır. GAP kapsamında, Suriye ve Irak'a en yakın tek serbest bölgenin Mardin'de kurulmuş olması yöre dışı yatırımcıların Mardin'e yönelmesini sağlamıştır.” (TDVİA c: 28, s: 46)

                Bu şehirde anlatılabilecek bir sürü doğal, kültürel ve tarihi değer ve güzellik vardır. O kadar ki bu güzellikleri bir yazıya sığdırmak mümkün değil. Ama bu şehirde anlatılması gereken en büyük tarihi ve doğal güzellik, temaşasına doyum olmayan birlikte yaşama ruhudur. Çan sesinin ezan sesini, ezan sesinin de çan sesini bozmadığı bu şehirde, bu seslerin etrafında oluşan büyülü bir dünya vardır. Bunu bir makale ile anlatmak mümkünü kabil değildir, sadece yaşanabilir ki zaten ancak yaşayınca, yaşanınca anlamı ortaya çıkar.

 

{ OHAK-DER YKB M. Burhan Hedbi }

burhan hedbi
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Siverek'li Öğrencilerden Şehit Annesine Mektup
Siverek'li Öğrencilerden Şehit Annesine Mektup
Öğretmen Servisi Kaza Yaptı: 10 Yaralı
Öğretmen Servisi Kaza Yaptı: 10 Yaralı