Advert
Advert

KÜRDİSTANDA İNSANLIĞA VE İNSANİLİĞE ÇAĞRI

Yazarımız Sedat Doğan yazdı

KÜRDİSTANDA İNSANLIĞA VE İNSANİLİĞE ÇAĞRI

Kürdistan toprağında her türlü işgale, Hendeğe, tanka, topa, kirli savaşa, gaza ve toplumsal göçertmeye, zorunlu göçe, linçe ve yasaklara hayır. Halk için olumlu sonuçlara kapı aralayacak olan şiddetsiz Sivil itaatsizliklere evet.


Anadili yasaklı ve Ümmi- Müslüman-Kürd bir ailede dünyaya geldik. Yarım asrı deviren bir ömür defterinin yapraklarını deviriyoruz artık. Benliğimizin farkına vardığımız günden bu yana, bulunduğumuz her konum ve ortamda anlayış ve gücümüzün kapasitesine göre halimizin mücadelesini vermişizdir.


Bazen sırf Kürd olduğumuz için, daha çok da kürd olduğumuz için, bazen ümmi, bazen Müslüman olduğumuz için tanımı zor zulümler kokteyline maruz kalmışız. Ailemizin ve aileme benzer bütün Kürd ailelerinin buna maruz kaldıklarını görmüşüz. Sararıp giden ömür defterimizde bir karınca katkısı misali kendimizi hep bu kesimlerin haklarını koruma mücadelesinin içinde bulduk.


Hayallerimiz ve hedeflerimiz vardı. O hayallerimizin içinde en çok öne çıkan şu idi: Kendimizin ve içinde bulunduğumuz toplumun bütün haklarını en meşru bir yöntem ile meşru bir temelde sağlama almak. Bunu yaparken de hiç kimsenin bir gram hakkını dahi çiğnememek idi.


Çünkü en büyük isyanımız haklarımızın çiğnenmesi ve gaspına idi. Bu durum kendi doğal seyri içinde bizi insan hakları savunuculuğuna itti. On-on beş yıldır bu alanda bilfiil çaba sarf ediyoruz.


Ama bu gün geldiğimiz nokta itibariyle bazı konularda kaplumbağa hızıyla değişen bazı kırıntılar görmekle beraber ömrümüzün en derin açmazlarını ve hüzünlerini yaşıyoruz.


Yaşadığımız şehir ve kasabaların mahalle ve sokaklarında gözlerimizin önünde bütün güç ve hünerlerini sadece ellerindeki silahtan, arkalarındaki militarist ve tekçi faşizan anlayıştan alanlar, ceberut ve ahlaksız bir şekilde, bizi ve bütün akranlarımızı insan kılan bütün hakları tek bir bomba ile silerek eksilere düşürüyorlar. Yaşam alanlarımız ablukaya alınıyor. Kapılarımızın girişine, sokaklarımıza hendekler kazılıyor. Birinci dereceden yaşam alanlarımız ahlaksız, ilkesiz ve kuralsız çok kirli bir savaş alanına çevriliyor.


Evlerimizde, ibadet mekânlarımızda, cadde ve sokaklarımızın içinde tanklar, toplar, tuzaklı mayınlar patlıyor. Molotoflar, el bombaları ve roketler atılıyor yaşam alanlarımıza.


Gözlerimizin önünde insanlarımızın onuru, canı, çileli alın terlerinin eseri olan malları, en değersiz varlıklara ait mevhumlar gibi ayaklar altına alınıyor. 
Çocuklar, Kadınlar, gencecik insanlar, Hastalar, yaşlılar, yatalak hastalar doktora, ilaca ulaşamadıkları için ölüyorlar. Yaralanan insanlarımızı hastanelere götüremiyoruz. Cenazelerimizi kaldıramıyoruz. İnsanlar yaşam için en temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor.


Hem devlet hem örgüt mensupları bu insani feryada kulaklarını tıkamışlar, bu sivil feryadımızın sesini duymuyor, görmüyor ve anlamıyorlar.


Ve bizler birer insan, birer insan hakları savunucuları olarak her iki tarafın kendi kafalarından uydurdukları sanal kutsalları yüzünden, , sebep oldukları caniliklere, insani bir duyarlığın gereği olarak sağlıklı bir eleştiri bile getiremiyoruz. Hangisine en ufak bir insani itirazımız oluyorsa biz o tarafın xaini, karşı tarafın ise işbirlikçisi konumuna düşüyoruz.


Bu da hiçbir ahlak ve ilkesi olmayan bir şiddet ve Vandalizm’in artık bizleri, bütün bir toplumu nasıl bir çürümüşlük ve kokuşmuşluğun içine çekerek esir düşürdüğünün en somut ifadesidir.


Bizim kuşak yetmişlerin, seksenlerin, doksanların da vahşet ve zulümlerini yaşayarak gördü. Ancak böylesine genele şamil bir nobranlık görmedik… Nerede ise seksenlerdeki cunta uygulamalarına rahmet okur hale geldik.


Çünkü her iki taraf da topluma insani bir güven vermiyor. Her iki tarafın da yaptığı tek şey “onunkisi benimkimden daha kara ”propagandasının ortaya saçıldığı bir ahlaksızlık.


Bu gün abluka ve hendek olaylarının yaşandığı her yerleşim biriminden tıpkı 1990’lardaki gibi yaşanan zorunlu göçler, halkın her iki tarafa da güvenmediğinin en somut göstergesi.


Kürtler, Kuzey Kürdistan’da, her şeyin özünü vahşi devlet egemenliğine iğfal ettiren öz yönetim meselesinin şuan ki hali ve versiyonunu aklı başında bir serinkanlılıkla sorgulayıp masaya yatırmak zorundalar. Kürdistan beldelerinin içine düştüğü zillet, çekilebilir gibi değil. 


Bir halkın kurtuluş savaşı bu şekil verilemez. Dünyada kaleleri tek tek düşürülerek verilen bir savaş, kazanılan bir zafer yoktur. Bir zalimin zulmünün ispatı için bu kadar Kürt genci ve insanının ölmesi, Kürt insanın bu kadar zilleti çekmesi hiç gerekmiyor...


Göz göre göre yaşanan bir intiharın Kürtlere olan faydasını aklı başında hangi insan anlatabilir. Bütün bu yaşananlar sadece devletin barbarlığıyla izah edilemez. Bir barbarlığa karşı halkını korumak, onun zayiatını en aza indirgemek halkın sorumluluğunu birinci dereceden omuzlarına alanlara aittir.


Bizim bildiğimiz hendekler şehirlerin dışında ve şehirdeki varlıklar ile sivil yaşamın korunması için kazılır. Bu konuda asıl suçlu bu meseleyi barışçıl bir zeminde çözmediği için devlet olmasına rağmen İnsanların yaşam alanlarını hendeğe çevirmenin ne akli, ne insani ne de ahlaki bir tutarlılığı yoktur.


Ayıptır. Günahtır. Yazıktır. Bu gidişat akıl ve vicdana zayiat veren bir gidişattır. Bu halkın çaresizliği ve feryadı dinlenmezse “halkımız” diye bir kavramı duyamaz hale gelebilirsiniz. Zira bu gidişle Kürdi standa halk kalmayacak.


Bu hendek meselesi bütün boyutlarıyla adam akıllı sorgulanmazsa Kuzey Kürdistan öyle bir hendeğe düşecek ki bir daha kendini oradan zor kurtarır. 


Öte yandan biz şunu çok iyi biliyoruz ki. Hiçbir hukuk ve şeriatın, dinin hukukunun bir suçlu yüzünden bir masumu öldürmesine, beldeleri, şehirleri yakıp yıkmaya izin vermeyeceği gerçeği var karşımızda.


Bu nasıl bir dini vicdan ve milleti yönetme anlayışı ki, bir kaç suçlunun halkın onaylamadığı, bazı eylemlerinden dolayı üretilen bahane ve mazeretlere tutunarak emir ve bilgileriniz dâhilinde, işgal hükmünüz altındaki bir toprak olan Kürdistan’ın hemen her beldesinde hem yerel hem evrensel hukuk normlarını çiğneyerek etrafı kuşattığınız için, çok kirli ve merhametsiz bir çatışmanın altında kaldıkları için çocuklar, kadınlar, yaşlılar, Hastalar öldürülüyor… Bebekler ve çocuklar su, ekmek ve süt bulamıyorlar. Hastalar, yaralılar ve yaşlılar ilaca ulaşamıyorlar.


İnsanların en mahrem sığınakları olan evleri atılan bombalar, tank, Top, silah mermileriyle yakılıp, viran edilip başlarına yıkılıyor.


Sonra hiç bir şey olmamış gibi hiç utanılmadan sıkılmadan, ortalığa bol ayetli, hadisli rivayetlerle dolu kibar kelamlar saçarak, hiç bozulmamış(!) bin yıllık kardeşlikten dem vuruluyor. Bu riyakârlık bu halleri yaşayan insanlara ölümden daha ağır geliyor. Bu hal hiçbir dine sığmaz. Buna rağmen dini dile dolamak hem dine hem insanlara hakarettir. Biz bu hali direk Allaha şikâyet ediyoruz. Bunun böyle bilinmesinde fayda var.


Militer ve paramiliter güçler tarafından göz göre göre yaşatılan mevcut hak ihlalleri. Kimden gelirse gelsin hak İhlallerine kurban olup şiddete esir düşen bir Kürdistan’dan hiç kimseye bir hayır gelmez.


Oysa her iki taraf ta şunu çok iyi bilmeliler ki modern dünyanın geldiği aşamada eğer gerçek anlamda bir adalet tecelli ederse insan hakları ve hukuk herkesten çok onlara lazım olacak. Çünkü her iki tarafın da yaptıkları ciddi bir insan hakları ihlalleri barındırıyor. Ve bundan dolayı yargılanacaklar.


Bizler, İnsan hakları savunucuları, bu topraklarda yaşayan insanlar olarak feryadımız şudur:


Bu topraklarda ben insanım diyen herkes şuna odaklanmalı :


Kürdistanda herkes ve her kesimin onurlarıyla yaşayabilecekleri bir zemin hazırlamak. Kürdistanı yıkıp haritadan silmek ya da kimyasını bozmak gibi gayri insani bir niyeti olanlar şunu çok iyi bilmeliler ki, kürdistan yıkıldığında bu enkazın altında kendileri de kalacaklardır.


Çünkü Kürdistan öyle çabuk yıkılıp yok olabilecek kadar küçük bir vatan veya toprak parçası değildir.


Bu coğrafyada yaşayıp akli melekeleri yerinde olanlar kürdistan ile dostane bir komşuluk hukuku içinde onunla yan yana yaşamanın yollarını araştırır. Onu yakıp yıkmaya kalkışmaz.


Bizim en büyük dert ve sıkıntımız Kürdistanda şu anda akan kan ve gözyaşının dur durak bilmeyişi. Ve görünürde hiç kimsenin bu meselenin barışçıl bir zeminde çözümü için bir gayret ve çaba içine girmeyişleri.


Ama her şeye rağmen 40 milyonluk kürd insanı bütün din, mezhep, meşrep renk, dünya görüşleri ve dil farklarıyla birlikte ve onların vatanları olan kürdistan yok edilemeyecek. Kürdistanın parçaları birleşerek üzerindeki bu zulüm er ya da geç sona erecek. Bu umut ve inançla yaşıyoruz.

sedat doğan
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
AK Parti İlçe Teşkilatında Bayramlaşma
AK Parti İlçe Teşkilatında Bayramlaşma
Siverek'te Zırhlı polis aracı devrildi: 6 yaralı
Siverek'te Zırhlı polis aracı devrildi: 6 yaralı