Kürdistan’da radikal tehlike/Faysal Dağlı

Kürdistan’da radikal tehlike/Faysal Dağlı
Advert

Diyarbakır’da son günlerde meydana gelen hadiselerin zahiren seçimler ile ilgili olduğu söylenebilir. Ancak meselenin tarihsel ve kültürel arka planı ile bölgedeki siyasal konjünktür bağlantısı daha önemlidir. Çünkü siyaset dizaynı yapılırken aktüel müdaheleler arka planlar üzerinden inşa edilebilir.


Kürdlerin politik merkezi olan Diyarbakır halkı son seçimde ezici oranda ‘Kürd partisi‘ HDP’ye oy vermiştir. Seçim sonucuna göre Kürd seçmen devlet/sistem partilerinden ayrışmıştır. Kürd seçmenin yüz çervirdiği iktidar partisi AKP’nin hükümet olma çoğunluğuna erişememesi Türkiye’de poltitik bir istikrarsızlığa neden olmuştur. Türkiye 13 yıl sonra yeniden kaotik bir koalisyonlar dönemine ve siyasi istikrarsızlığa mahkum olmuştur. Bunda belirleyici olan Diyarbakır ve diğer illlerdeki Kürd seçmenin AKP’den yüz çevirerek HDP’ye yönelmesi olmuştur.


Türk siyasal sisteminde son yıllara dek inkar edilip, bastırılmaya çalışılan iki temel dinamik olan Kürdler ve İslamcılar ülkenin belirleyici aktörleri olarak siyaset ve toplum yaşamında yer almıştır. Kürd siyaseti kendi coğrafik ve demografik etki alanında da iktidar olmuştur. ‘Kurucu unsur‘ olan Kemalizm ve Türk milliyetçiliği artık Türk nufusun yoğun olduğu yerlerde de iktidarsız kalmıştır. Ancak bu iki kurucu unsurun ‘milli’ tonlarını taşıyan Türk İslamı da Kürdlerin sorunlarını çözme ve adil bir iktidar paylaşımı yapabilecek yeteneğe ulaşamadığını göstermiştir. 13 yıllık iktidar yorgunluğu, rejim içi çatışmalar, İslami liderlerin ihtirasları, Türk hariciyesinin uluslarası alanda girdiği çıkmaz ve ekonomik kriz Türkiye’nin yeniden kaos dolu bir döneme girmesine neden olmuştur. Kemalistler, Milliyetçiler ve İslamcılar beklentilerini yanıtlayamadıkları Türkiye toplumunu kutuplaştırmış ve ayrışma daha da netleşmiştir. Ve artık oyuna Kürdler de katılmıştır.


HDP’nin Türkiyelileşme çabası/siyaseti sadece Kürdlerin sisteme entegrasyonu ihtiyacından kaynaklı değlidir. Türkiye’nin temel sorunu haline gelen bu üç kutup arasındaki çekişmelerde ezilen tüm bir sosyal dokuyu; AKP’nin Türkiyeyi demokratize etmeye kapasitesinin yetmediği anlaşıldıktan sonra, bu dilemadan çıkmak için ihtiyaç duyulan plural, demokratik bir sosyal hareketin Kürd dinamiği üzerinden ateşlenmesi gündeme gelmiştir. Sonuçta Türkiye’de demokratik kültürün ancak Kürd dinamiği üzerinden gelişebileceği HDP’nin bu çıkışı ile teyit edilmiştir. HDP bu nedenle dünya ve Türkiye’deki sınırlı demokratik refleks tarafından desteklenmiştir. ‚Emanet oylar‘ efsanesi, merkez medya desteği, Batı’nın tevecühü bu ihtiyaçtan kaynaklanmıştır. Amaçlardan biri de Kürd hareketini Batı’nın demokratik değerlerine yaklaştırmaktır.


Seçimlerden çıkan sonuç toplumun bu kutuplaşmayı uzlaştırmaya çalıştığı mesajıdır. Seçmen tüm bu aktörleri işbirliğine zorlamıştır. Bir koalisyon veya dışardan destekli azınlık hükümeti olacak, ardından Türkiye yeniden bir erken seçim dönemine girecektir.


‘Diyarbakır olayları‘


‘Diyarbakır olayı’ bağlamında; AKP’nin, HDP’ye kaptırdığı seçmeni yeniden kazanmak için; HDP ve arka planındaki gücü şiddet dalgasına bulayıp Kürd hareketinin kazandığı toplumsal desteği zayıflatmak, şiddet tehdidi ile korkutulan seçmenden erken seçim yolu ile yeniden hükümet kurma çoğunluğu ve Erdoğan’ın başkanlık sistemi arzusunun onayının alınması iddiası vardır.


Ancak ‘Diyarbakır olayları’ diye kodlanan olgunun bir boyutunda yer alan ve dikkat çekilmesi gereken farklı durumlar da vardır.


Ülkenin dört yanında süren uzun savaş yılları, baskılar ve gerginlik Kürdlerin psikolojisini kötü etkilemiş, sosyal bunalıma da neden olmuştur. Son 30 yılda Kürd siyasal yaşamına seküler hareketleri dengelemek için devlet teşvikli radikal dinci örgütler monte edilmiştir. Dış teşvikler bu tür örgütlenmelerin önünü açabilecek bir referans olurken, İslamın sosyal tabanı, örgütlenme deneyim ve modelleri ile siyaset tarzları Kürd toplumundaki yarıklardan derinlere sızmıştır.


Kürdistan’daki sosyal bunalım insanların farklı arayışlara yönelmesinin de zemini olmuştur. Bu zemin üzerinden şekillenen çok sayıda radikal dinci örgütlenme de taban bulmuştur. Ancak sorunlardan biri sekuler Kürd siyasetinin ülkede gelişen bu olguyu teşhis etmede ve karşılamada uyguladığı anlayış ve yöntemler bütünü de olmuştur. Güney Kürdistan’da da radikal islami örgütler 1980 sonrası ulusal hareketi ve toplumu zorlayacak boyutlara ulaşmıştı. Komşu ülkelerin desteği ile Kürdistan’a bir Truva atı olarak yerleşen bu gruplarla uzun süren iç savaş sonrası bunlar dış destekten yalıtılmış, politik ve sosyal yaşama adapte olmaya zorlanmışlardır ve şimdi Kürdistan’da yasal ve meşru çerçevede siyaset yapma olgunluğuna ve mecburiyetine ulaşmışlardır.


Kürdistan’da radikal islamcılar sorununu teşis ederken kulanılabilecek en populer retorikten biri ‘radikal dincilik toplumsal bir hastalıktır ve tasfiye edilmesi gerekir‘ olmuşur. Kendi dışındaki dinsel ve siyasal gruplara yaşam hakkı tanımayan ve bunların yaşam hakkına karşı faşizan imha yöntemleri uygulayan radikaller sadece Kürdistan’da değil tüm bölgede ciddi bir tehdit haline gelmiştir. Son yıllarda radikal islami örgütler arasında ton farkı giderek zayıflamış, DAİŞ, Kaide, Nusra popülatiresi Kürdistan’da Kürdlerden kurulu ’nisbeten daha ulusal‘ olan grupları da etkilemiştir. Bu grupların tehlikeli yanlarından biri amaçlarına ulaşmak uyguladıkları taktik, ilkesiz ideolojik takiyedir. Güç odakları bu nedenle bu tür örgütlerle ilişki kurma ve istikamet verme konusunda zorluk yaşamamıştır. Hamas, Kaide, İŞİD, Ahrar, Nusra örneklerinin ilişkileri, savaş ve siyaset tarzları bu tezi izah etmektedir.


Radikallerin yaydığı tehlikenin boyutları ve kullandıkları şiddet onların tasfiye edilmesi konusundaki belirgin tartışmaları da sınırlamaktadır. Ancak sonuçları iyi hesaplanmamış bu yaklaşımların faturası da ağır olmaktadır. Kürdler bu anlayışla mücadelede özgün ve olgun yöntemler bulmak zorundadır. Sonuçta radikallerin kullandığı insanlar da Kürd gençleridir. Ve bu tehlikenin yayılmasını, kontrol altına alınmasını, radikal olmayan İslami anlayışlara siyaset yapma özgürlüğünün sağlanması da Kürd hakim siyaseti ve toplumunun görevidir. Kürd siyaseti iç düşman yaratıp kitlesini konsolide etme uğruna meşru sınırlarda tutulabilecek anlayışlara karşı toleranslı ve kapsayıcı olmadığı sürece bu tür eğilimleri güçlendirmekten, daha da radikalleştirmekten başka bir sonuç çıkmayacaktır. Bu da politik kan davalarına neden olup, günümüz dünyasının bir realitesi haline gelen radikal tehlikenin yaygınlaşmasına neden olmaktadır.


Kürd toplumunda aydınlanma ihtiyacı


Kürdistan’ın küçük bir ili olan Bingöl’den DAİŞ’e 600 gencin katılması, Diyarbakır’daki katliamın faili ve selefist bir örgüt üyesi olduğu iddia edilen kişinin Kürd ve Alevi bir aileden olması olguyu sadece ‘şiddetle tasfiyenin‘ ötesine taşımaktadır. Belli ki Kürdistan’da ’savaşmaya hazır’ insan potansiyeline yönelik bir uluslararası müdahele sözkonusudur ve Kürd gençleri bu savaşta yakıt olarak kullanılmak istenmektedir. Oysa Kürdistan’da yüzlerce yıldır hakim din olan İslam, Arap ve çevre ülkelerde görülmeyecek derecede meşru sınırlar içinde kalmış, Kürd müslümanlar kendilerini bir çatışma enstrümanı olarak yabancı güçlere kullandırtmamıştır.


İslamın kullanılarak şiddete meyili kesimlerin siyasal bir istikrarsızlık aracına dönüştürülmesi planlarını boşa çıkarmanın yolu aydınlanmadır. Kürd toplumunun aydınlatılması seküler veya dindar tüm Kürd siyasetinin görevidir. Savaş toplumları cahilleştiren, modernizminden koparan bir efekt de yaratmaktadır. Şiddete eğilimi güçlendirmekte, biat kültürünü yaygınlaştırmaktadır. Yoksullaşmış, cahil bırakılmış insanlar kendilerine vaatlerde bulunanların arkasında gitmeye açıktır. Aydınlamanın temeli tolerans ve şiddetten uzak durma kültürüdür. Radikal tehlike ancak modern ve ulusal aydınlanma ile barikatlanabilecek bir olgudur. Kürdistan’da yabancı müdaheleye kapalı olan ulusal Kürd siyasetinin dört parçada seküler eğilimli olması bunun bir delilidir. Radikal dinci eğilimin dış müdahele sonucu başlayıp, gelişip, yerleştiği tarihi deneyimlerle sabittir.


Kürdlerarası ilişkide toleransın önemi


Dikkat çekilmesi gereken bir diğer olgu da Kürd politik güçleri arasında diyalog ve toleransın hala normalleşememesidir. Kürd siyasetinde farklı eğilimler vardır, bunların arasında İslami referanslar da olacaktır. Kürdistan’ın son 50 yıllık politik tarihinde Kürd siyasetinin iç ilişkilerinde hakim olan çatışma eğilimi her an harekete geçmesi mümkün bir refleks, zamanla kültür halini almıştır. Böyle bir kültür, biribirini rakip gören ve ellerinde silah olan tarafların, karşıtlarını ‘hain‘ ilan etmesi, ülkede zaman zaman yüzlerce insanın yaşamını yitirdiği iç çatışmalara neden olmuştur.


Elbete hakim devletler Kürd siyasetinde bu zaafı yaratmak, bunu kaşımak, Kürdleri birbirine düşürüp zayıflatmak ve Kürd toplumu üzerinde kontrol tesis etmek için bu süreçleri daha da kışkırtmaya, kendilerince yönlendirilen kimi güç odakları yaratmaya çalışmıştır. Radikal dincilik bu amaç için kullanılan temel enstrümalardan biri olmuştur.


Diyarbakır ve Kürdistan’daki diğer olaylarda ve öncesinde ve daha da öncesinde Kürd siyaseti arasındaki tahamülsüzlük, diyalog kültürünün zayıflığı, ötekileştirici retorik, geçmişten sıyrılamama ve tahaküm anlayışının da etkisi görülmektedir. Bu anlayış karşıtlaşmış taraflarca derin ve yıkıcı propoganda yöntemleri ile taraftarlara işlenmekte, toplum birbirine karşı düşmanlaştırılmaktadır. 6-7 Ekim veya Diyarbakır olaylarında görüldüğü gibi, yüzlerce kişilik gruplar ellerinde silahlarla sokaklara inip devlet güçlerinin gözleri önünde karşıtlarına ateş açabilmekte, onlarca insanın ölümüne neden olabilmektedir. Bununla DTK Lideri Hatip Dicle’nin dediği gibi ‘Kürdler arası bir iç savaş çıkarılmak istenmektedir.‘


Şiddet kültürünün redi önemlidir


Seçimler boyunca Türk partileri arasındaki ilişkiler ve Kürd partiler arasındaki ilişkiler incelendiğinde Kürdler arası negatif sinerjinin vehameti anlaşılacaktır. Seçimlerde Kürd partilerin birbirine karşı giriştiği irili ufaklı saldırı sayısı yüzlerle ifade edilmektedir. Çok sayıda insan katledilmiş, yaralanmıştır. Yanısıra ırkçı güçlerin Kürdlere saldırıları olmuştur. Ancak Türk partileri rekabetlerini sözlü düello ile sınırlı tutmayı başarmıştır. Farklı renklerdeki Kürd siyasetinin devlete karşı şiddet kullanmaktan vazgeçtiği bir süreçte Kürdistan’da bunların yaşanması ayrıca ilginçtir.


Kim ne derse desin, katledenler de, katledilenler de Kürd ise, istikrarsızlık ve yıkıma sürüklenen Kürd toplumu ve ülkesi ise bunların sorumlusunu uzakta aramak beyhudedir. Hakim devletlerden ‘niye bizi biribirimize düşürüyorsunuz‘ diye hesap sorma naifliğinin politik hayatta karşılığı yoktur. Dolayısı ile devleti işaret etmenin pek bir manası da olmamaktadır. Sorun devletin veya farklı güçlerin provokasyonu ile birbirine düşecek kadar kutuplaşan bir toplum veya siyaset realitesinin ve bunun ürettiği şiddet kültürünün varlığıdır. Bu nedenle bu tür olaylarda tetikçilerin veya örgüt isimlerinin pek bir önemi yoktur. Provaksyonlar sadece kışkırtmalara aldanabilecek kitlelerde etkili olabilir.


Son süreçte görüldü ki (sadece Diyarbakır olayı değil, diğer parçalardaki tehlikeli gerginlik ve çatışmalara da dikkat çekmek gerek) devletler zaman zaman Kürdleri birbirine düşürmeye çalışmakla kalmayıp, kendi rejim içi çelişkilerinde de Kürdler arasındaki çatışma potansiyelini kullanmaya, ondan yararlanmaya çalışmaktadır. Seçimleri iptal etmek, ertelemek vs gibi senaryolarda kullanılmak istenen mekanın Diyarbakır’daki bir miting alanı ve Kürd cesetler olmasının tasarlanması, Cumhurbaşkanı’nın ‘ölen de Kürd, öldüren de Kürd, bana ne’ demesi durumu yeterince izah etmektedir.


21 yüzyılda her renkten Kürd siyaseti; kendi brakujilerinden, süregiden Şii-Süni mezhep katliamlarından, Hamas-FKÖ savaşından ve daha birçok yıkıcı iç çatışmadan ders almak, ‚benden olmayan tasfiyeyi haketmiştir‘ mantığından kurtulmak, Kürdistan’da farklı politik, inanç ve çıkar gruplarının haklarını, örgütlenme ve fikir özgürlüğünü özümsemelidir. Kürd siyaseti radikal suç örgütlerinin yaşanmaz hale getirdiği bölgemizde örnek demokratik modeller yaratmalıdır. Kürd dindarları insanlık ve inanç dışı radikal tehlikeye ve dış müdahelelere karşı tedbirli olmalı, seküler kesimlere karşı saygılı davranmayı içselleştirmelidir.


Aklı selim, barış ve diyalog önerenlerin, çatışmalarda taraf olmayı, kışkırtıcı olmayı rededenlerin sayısı artmalıdır. Politik kan davalarının, bunu canlı tutmanın sonu yoktur, hakim devletlerle barışmayı özümseyen, meclislerinde meşru siyaset yapmayı içselleştiren taraflar kendi iç ilişkilerinde de demokratik rekabeti ve diyalogu esas almalıdır.


Kürd siyasetinden bu olgunluğu göstermesini beklemenin yanısıra halkın çatışmacı zihniyete karşı çıkması da önemlidir. Diyarbakır halkının sorunun daha da büyümemesi için aldığı tedbirler ve olayları yatıştırmak için Kürd kanaat liderlerinin gösterdiği çaba takdire şayandır. Kürd toplumu zaten barış içerisinde yaşamak gibi bir değere sahiptir. Siyasetin, kutuplaşmanın, radikalizmin toplum sağlığını ve barışını bozmasına da Kürd sivil vicdanı izin vermemelidir.

(BasHaber Gazetesi)

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
ASIL HEDEF ERDOĞAN!
ASIL HEDEF ERDOĞAN!
Fettahlı'dan Siverek İçin Önemli Talepler
Fettahlı'dan Siverek İçin Önemli Talepler