'Nemrudlar, Firavunlar ve Ebu Cehiller'le mücadele etmek lazım

Selçuk Üniversitesi tarafından düzenlenen 3. Uluslararası Din ve İnsan Hakları Çalıştayı’na konuşmacı olarak katılan OHAK-Der Başkanı M. Burhan Hedbi, Din temelli ayrımcılıklara karşı yürütülecek mücadelede hedefte; firavun değil, firavunluk, Ebu Cehil değil Ebu Cehillik, Nemrut değil Nemrutluk olması gerektiğini savundu.

'Nemrudlar, Firavunlar ve Ebu Cehiller'le mücadele etmek lazım
Advert

Selçuk Üniversitesi İnsan Hakları ve Barış Çalışmaları merkezleri (SÜİHM) ile İsveç Raoul Wallenberg İnsan Hakları ve İnsancıl Hukuk Enstitüsü’nün ortaklaşa olarak bu yıl üçüncüsü düzenlenen "Ayrımcılıklar" temalı çalıştayda konuşmacı olarak katılan M. Burhan Hedbi, ‘Din Temelli Ayrımcılık’ oturumunda ‘Kutsal Kitaplarda Ayrımcılık’ konusunu işleyerek, OHAK-DER olarak, Ortadoğu coğrafyasında ayrımcılık temelinde gelişen kaos ve savaşların bitmesi ve yalnızca Müslümanların değil, Ortadoğu'da yaşayan tüm halkların birlikteliğini sağlayacak ve problemleri çözecek olan yegâne çözüm adresinin 'din' olduğuna inandıklarını söyledi.

 

Hedbi, bu inanışın ayakları yere basan bir anlayış olduğunu tarihe bakarak görebileceğimizi belirterek, "Zira Peygamber Efendimiz döneminde Kürt, Arap, Fars ve diğer unsurların, inanmayanların dahi huzur ve saadet içerisinde yaşayabildiklerini tarihte müşahede edebiliyoruz.  İslam’ın ırkı yoktur, ahlakı vardır. Aynı ırktan olmak değil aynı ahlaktan olmak önemlidir. Birleştirici faktör olan ırk değil ahlaktır. Habeşîyi, Farisîyi, Kürdîyi, Rumiyî ve diğerlerini birleştiren, ırk değil o ahlaktı. Medine vesikası bunun bir göstergesidir. Ayrıca Veda hutbesi de günümüz ayrımcılığına çare olabilecek niteliktedir.

 

Dün oluyordu da bugün niçin olmasın dedik. Ortadoğu halklarının birlikteliğinin bir yaşam hakkı kadar gerekli, elzem olduğunu düşünüyoruz" diye konuştu. Günümüzde Müslümanın Müslümanla yaşadığı problemlere tanık olunduğunu kaydeden Hedbi, şöyle devam etti: "Bizim burada savunacağımız tez şudur. Bizler, hangi bölgeden olursa olsun herhangi bir Müslümanın, Hz. Muhammed'i ziyaret etmek için Medine'ye gidene kadar hiçbir sınırı aşma zorunluluğunun olmadığı bir dünya tahayyülü içerisindeyiz. Bunun da ötesinde Kürdistan, Türkistan, Arabistan veya Afganistan kelimelerinin devlet tahayyülünün ötesinde, Kürt, Türk veya Arapların yaşadığı bir yer olarak algılanması ve İslam ümmetinin tek vücut, tek devlet olması gerektiğini savunuyoruz. Böyle olduğunda, Batı'ya da huzuru, saadeti ve barışı getirebileceğimiz için bunun Batı tarafından da desteklenmesi gerektiğine inanıyoruz."


Dünya geneline baktığımızda da aynı acı ve sıkıntıları görmekteyiz. Bu bağlamda dünya barışı için de dinin rolü hayati önemdedir. Burada dinin ne olduğu, nasıl algılandığı ve nasıl algılanması gerektiğine değinmek istiyorum.


Din insanlar için gelmiştir. Biliyorsunuz ki insanlardan önce de mahlûkat vardı ve melekler bunlardan sadece bir tanesidir ki bunlara herhangi bir din veya semavi kitap gönderilmemiştir.


 

Muhalefet etme yetisine sahip olarak yaratılan insana, onların cinsinden peygamberler gönderilmiş ve bu peygamberler aracılığıyla da Sûhuf ve en başta bilinen Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’an gibi kitaplar gönderilmiştir.


Din insansız neye yarar? Din yağmur ise; Millet/insan da topraktır! İnsanlara dinin, insanları ‘iyi insan’ standardına ulaştırdığını anlatmalıyız. Bu bağlamda iletişim tarzımıza dikkat etmeliyiz. Anlattıklarımızın yaşantımıza yansımasına da! Evet, Millet/insan toprak ise, din de yağmurdur! Ve toprağın yeşermesi için yağmurun toprakla buluşması lazım gelir. Şayet toprağı-insanı yok edersek, yağmur sadece sel olacaktır.


Günümüze baktığımızda semavi din(ler)e mensup olan Hıristiyan, Yahudi ve Müslümanlar olduğunu görmekteyiz. Fakat yine öldürmeler, zulümler, kan, gözyaşı ve adaletsizliklerle dolu bir dünyayı görüyoruz. Oysa Tevrat ‘Öldürme’ diyordu. İsa’ bu yanağına tokat atana öbür yanağını ver’ diyordu. Kur’an ise; ‘Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır.’ Demektedir.


Bu da gösteriyor ki Kutsal metinlerde bir problem yok, problem bizde ve bizim yorumlama ve uygulamamızdadır. Kutsal metinleri okumak sünnet veya sevap olabilir fakat o metinler gibi yaşamak farzdır. Bizler bu metinler üzerinden iktidar devşirmeye çalıştığımız müddetçe adalet kaim olmayacak ve dolayısıyla huzur ve barış da sağlanamayacaktır.


Gölgenizden şikâyet etme lüksünüz yoktur. Devleti oluşturan bireylerin hareket tarzı ve dünya görüşü nasıl ise devletin insana bakışı da öyle olur.


İnsanların suçlularla değil de suç ile mücadele etmesi gerektiğini söyleyen Ortadoğu Halklarının Birliğini Koruma, Kalkındırma Derneği Başkanı Burhan Hedbi, Bizim burada mücadele etmemiz gereken firavun değil, firavunluk, Ebu Cehil değil Ebu Cehillik, Nemrut değil Nemrutluk olması gerektiğini vurguladık. Biz bunu yapmadığımız takdirde; bir Ebu Cehili öldürsek, yeni bir Ebu Cehil olur. Bir Firavun gider başka bir Firavun gelir. Halen Nemrudlar, Firavunlar, Ebu Cehiller var. Bizim burada sembollerle mücadele etmemiz lazım, kişilerle değil. Suçluyla değil, suçla mücadele etmemiz lazım. Eğer biz suçluyla mücadele edersek suç ortada kalır. Bu yüzden suçun işlenmesine zemin hazırlanacak sebepleri ve bahaneleri ortadan kaldırmamız lazım." diye konuştu Hayvanlar aleminde sorunların çözümü güce dayalıdır. Bu bağlamda güç, olmazsa olmazdır ve en güçlü iktidardır. Fakat insanlık alemine döndüğümüzde adaletin kanatları altında olmayan gücün çözüm yerine çatışma ve sorunlar ürettiğini görmekteyiz. Bu bağlamda insanlar arasında iktidarın adalet olması gerekir ki güç çözüm üretebilsin.


Hedbi, çalıştaya katılan AB ve BM'den temsilcilerine de, "Bu düşüncemizi gittiğiniz yerlere ve kurumlara da aktarmanızı çok önemsediğini vurguladı. Oralarda da paylaşılıp, tartışılması yararlı olacağı kanısındayım. Umarım ki hayırlara ve dünya barışına vesile olur" dedi.


NEMRUDLAR FİRAVUNLAR BURHAN HEDBİ
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
ASIL HEDEF ERDOĞAN!
ASIL HEDEF ERDOĞAN!
Fettahlı'dan Siverek İçin Önemli Talepler
Fettahlı'dan Siverek İçin Önemli Talepler