Advert
Advert

Özyönetim ilanları: Yıkım ve sükunet kardeşliği!

Geçtiğimiz Haziran’da yapılan genel seçimler sonrasında başlayan çatışma süreci ile birlikte KCK, “Özyönetim ilanı” çağrısında bulunmuş, Silopi ile start alan ilanlar Nusaybin, Cizre, Batman, Bitlis, Hakkâri, Gever, Varto, Bulanık, Erdemit, Özalp, İpekyol

Özyönetim ilanları: Yıkım ve sükunet kardeşliği!

Geçtiğimiz Haziran’da yapılan genel seçimler sonrasında başlayan çatışma süreci ile birlikte KCK, “Özyönetim ilanı” çağrısında bulunmuş, Silopi ile start alan ilanlar Nusaybin, Cizre, Batman, Bitlis, Hakkâri, Gever, Varto, Bulanık, Erdemit, Özalp, İpekyolu, Doğubayazıt, Sur, Silvan, Lice ve İstanbul’un Gazi’de ve Gülsuyu mahallerine yayılmıştı. Özyönetim ilanları ile çatışmalar kent merkezlerine yayılmış, çıkan olaylarda 113 sivil ile sayısı bilinmeyen polis/asker ile YDHG üyesi yaşamını yitirmişti. Barikatların kurulduğu, hendeklerin kazıldığı mahallelerde yüzlerce ev ve dükkan yakılmış, yoğun göçler yaşanmış, büyük maddi zararlar meydana gelmişti. Bir ayı aşkın devam eden olayların ardından durum sakinleşti.


Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Başkanı Emine Ayna, Özyönetim’in özerklik ile eş değer olduğunu ve bölge halkının bağımsızlığı değil devletle ortak yönetime katılmak istediğini açıklamıştı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ise, “Bu ülkede Türkiye Cumhuriyeti’nin dışında bir devlet asla kabul edilemez. Bu açıklamayı kimler yapıyorsa ağır bir bedel öderler”  diye yanıt vermişti. 2014 yerel seçimlerinde HDP/BDP’nin seçim sloganı “Özyönetim ile özgür kimliğe” idi. HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da Özyönetim’in meşru olduğunu ancak bunun silahla yapılmasını tasvip etmediğini açıklamıştı. Ancak Özyönetim ilan edilen Silopi, Şırnak, Cizre, Varto, Gever, Silvan, Bismil, Sur, Lice ve Nusaybin’de bu ilanlarla birlikte önce silahlı gençler mahallelerde hendekler kazarak barikatlar oluşturmuş, ardından devlet güçleri sokağa çıkma yasağı ilan ederek mahallelerde operasyonlara başlamıştı. Çıkan çatışmalarda çoğu sivil onlarca insan hayatını kaybederken, evler, dükkanlar yakılmış, binlerce insan göçerek, Özyönetim ilanlarına katılan DBP’li belediye eş başkanları tutuklanmış bir çoğu da görevden alınmıştı.


2011 yılının Temmuz ayında da DTK Eşbaşkanı Aysel Tuğluk yaptığı basın açıklaması ile Diyarbakır’da “Demokratik Özerklik” ilan etmiş, ardından çıkan ve iki yıl süren şiddet olaylarında onlarca asker ve gerilla yaşamını yitirmiş, ardından Tuğluk “keşke o açıklamayı yapmasaydık” demişti. 2014 yılında gerçekleşen yerel seçimlerin hemen ardından da Diyarbakır Belediye Eş Başkanı Gültan Kışanak bölgede “Demokratik Özerklik” için çalışmalara başladıklarını açıklamıştı.

KCK de Özyönetim ilanlarının ‘geç kalınmış bir adım olduğunu ve ödenen bedellere rağmen geri adım atmayacakları’ açıklamasında bulunmuştu. Kürdistan’a ağır fatura Özyönetim ilanları ardından meydana gelen olaylarda 113 sivil ve sayısı belirsiz asker, polis ve gerilla ile YGDH üyesinin yaşamını yitirdiği, onbinlerce sivilin göçmesi ve yüzlerce ev ile dükkanın tahrip edilmesi ve onlarca siyasetçinin tutuklanması ardından devlet güçleri mahallelere girerek, barikatları kaldırıp, hendekleri doldurdu ve yaşam nisbetten normale döndü. Geride korkunç bir fatura bırakan Özyönetim serüveninde yaşananları Şırnak Baro Başkanı Noşirevan Elçi, HDP Şırnak Milletvekili ve Hacı Lokman Birlik’in akrabası Leyla Birlik, PDK Bakur Başkanı Sertaç Bucak ve  CHP eski parlamenteri ve TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu eski üyesi Rıza Türmen BasHaber’e değerlendirdi.

“Özyönetim çatışmaların nedeni değil sonucudur”

Özyönetimin ilk ilan edildiği Şırnak’ta Baro Başkanı Noşirevan Elçi Özyönetim’in haklı bir çıkış olduğunu savunuyor. Özellikle yazın Rojava’dan cenazelerin 13 gün boyunca geçişine izin verilmemesi ve Kürdistan’daki ormanların dağların ateşe verilmesini Özyönetim sürecini hızlandırdığını savunan Elçi, “Halk ve seçilmişler son dönemlerde muhattap bulamadı. Cenazelerin günlerce kapıda bekletildiği dönemde halkın iradesi sayılan seçilmişler durumu konuşacak bir muhattap bulamadı. Nitekim orman yangınlarında da aynı sorun yaşandı. Aslında Özyönetim çatışmaların nedeni değil sonucu olarak ortaya çıktı” değerlendirmesinde bulunuyor.


Özyönetimin ilanlarının zamanlaması konusunu ise Elçi, şöyle değerlendiriyor; “Özyönetimin yaşamda gerçekten yer bulup bulmayacağı çatışma sürecinden sonra belli olacaktır. Barış Sürecinde ilan edilmiş olsaydı belki çok daha uygulanabilir olurdu. Aslında her iki tarafın kabulü ile geçerli olabiliecek bir yönetim. Özyönetim sadece Kürdistan kentleri için değil Türkiye geneli için gerekli bir yöntemdir. Ayrıca zamanlaması konusunda bir sorun olduğunu zannetmiyorum çünkü HDP/BDP’nin yerel seçim beyanlarında da özyönetime dair ibareler vardı. Bu durum her zaman konuşulan ve tartışılan bir durumdu. Halkın kendi yönetime karar vermesi demokratik bir uygulamadır. Sırf özyönetim ilanlarına katıldı diye belediye başkanlarının görevden alınmasını, tutuklanmasını kabul etmiyoruz çünkü Özyönetim devletin bölünmüşlüğü demek değildir.”

“Anayasal değişiklik olmadan olmaz”

CHP eski parlamenteri ve TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu eski üyesi Rıza Türmen ise Özyönetim için anayasal değişikliğin şart olduğunu ve tek taraflı kabul edilemeyeceğini söylüyor. Halkın kendisini yönetmesi, ihtiyaçlarına karar verecek ünitelerin oluşması için öncelikle bu durumun tüm boyutlarıyla ele alınması gerektiğini belirten Türmen, gerçek ve katılımcı demokrasi için iki tarafın kabulu ile Özyönetimin ilan edilebileceğini söylüyor.

 

Özyönetim ilanlarının “Kürdler bağımsızlık istiyor” olarak yorumladığını ifade eden Türmen, durumun gerçek Ademi Merleziyetçi sistemin konuşulmasına engel olduğu kanısında. Yanlış bir şekilde ilan edilen Özyönetim tartışmalarının yanı sıra bir de belediye başkanlarının görevden uzaklaştırılması ve tutuklanması durumu var. Bu konu için de Türmen, “Türkiye’deki baskıcı rejimin yansıması” diyor. Seçilmişlere oy veren halkın iradesinin hiçe sayıldığunı söyleyen Türmen, “Merkezi yönetimin yerel yönetimlere dokunmaması gerekiyor” değerlendirmesinde bulunuyor.

“Kürd halkı için ulusal bir yönetim biçimi değil”

PDK Bakur’un Başkanı Sertaç Bucak ise Özyönetimin Kürd halkı için ulusal bir yönetim biçimi olmadığı kanısında. Bu şekliyle ilanının kabul edilemeyeceğini vurgulayan Bucak, Tüm Kürd halkının önce süreç hakkında bilgilendirilmesi ve halkın her kesiminin katılması gerektiğini savunuyor.


Bucak Özyönetime dair şu eleştiride bulunuyor; “Eskiden Demokratik Özerklik deniliyordu şimdi Özyönetim. Tüm Kürd halkı tartışmaya katılmadan “biz ilan ettik kabul edin” şeklinde yaklaşım ve şimdiki haliyle ulusal bir yönetim biçimi olmadığını gösteriyor. Bu bir siyasal taleptir. Çatışmalı dönem içerisinde gündeme getirilmesi Kürd halkının zararına oldu. Çatışmalı ortam bu işi mahvettiği gibi artık halk Özyönetimi değil kazılan hendekleri, sokak aralarındaki mayınları ve nasıl göç edebileceğini düşünüyor. Bu süreçte ortaya çıkan tablo ilerleyen dönemlerde halkın bu yönetim şekline negatif yaklaşmasıyla sonuçlanacak ve kimse özyönetim şekline itibar etmeyecek. Zamanlama ve ilan edilme yöntemi yanlış oldu.”

“Özyönetim halkın kararıydı”

Son olarak HDP Şırnak Milletvekili Sibel Bilir ise Özyönetimin halkın kararı olduğunu söylüyor. HDP’nin yüzde 90’nın üzerinde oy aldığı kentlerde 7 Haziran sonrası yaşanan “devlet şiddetinin”, Kürdistan’da dağların ve ormanların ateşe verilmesinin, Rojava’dan gelen cenazelerin Kuzey Kürdistan’da toprağa verilmesine engel olunmasının bu süreci hızlandırdığını savunan Bilir, “Halk ‘irademiz tanınmıyorsa gençlerimiz her gün gözaltına alınıp tutuklanacaksa biz de devletin resmi kurumlarını tanımıyoruz’ demek zorunda kaldı. Çünkü 7 Haziran sonrasında Kürdistan kentlerine dönük ciddi şiddet yönelimleri oldu. Halk Özyönetimi ilan edip Özsavunmasını geliştirmeye mecbur kaldı” diyor.


Özyönetim şeklinin son anda ortaya çıkmadığını ve 2005 yılından bu yana tartışılır bir durum olduğunu savunan Bilir, “HDP’nin, BDP’nin ve DBP’nin beyannamelerinde de Özyönetim modeline dair ibareler vardı. Ayrıca Türkiye yerel yönetimler şartnamesine imza atmış bir ülke buna rağmen Özyönetime yönelik hukuksuzca tutuklamaları ve yaklaşımları doğru bulmuyoruz. Halkın iradesine saygısızlıktır. Yeri geldiğinde talep edilecek bir durumdu. Ve halk zamanı geldiği için bunu ilan etme gereği duydu” değerlendirmesinde bulunuyor.

“Hacı’ya yapılanlar ne ilk ne de son”

Şırnak’ta yaşanan çatışmalar sırasında öldürülen Hacı Lokman Birlik’in cenazesinin polis panzerleri arkasında Şırnak sokaklarında sürüklenmesine dair görüntü ve fotoğraflar Kürdlerde infiale yol açmıştı. Başbakan Ahmet Davutoğlu bu konuda soruşturma başlattıklarını söyledi. Hacı’nın yaralı ele geçirildikten sonra öldürüldüğü, otopsi raporunda 28 kurşunla öldürüldüğünü ortaya çıkması savaş hukukunun çiğnendiğini gösteriyor. Ana akım medyada bu vahşet, bomba düzeneğine karşı önlem şeklinde yorumlanmıştı. HDP’li Sibel Birlik Hacı Lokman Birlik için de şöyle konuşuyor; “Hacı’ya yapılanlar ne ilk ne de sondu. Kürd halkının 90’lı yıllardan bu yana yaşadığı zulmün vücut bulmuş haliydi.

Kürd halkını korkutmak, iradesini kırmak ve sindirmek için o fotoğraf görüntüleri servis ettiler. Bu toplumsal infaali değil tam tersine mücadele hırsını arttırdı. Hacı’ya yapılanlara sessiz kalan herkes bu işin ortağıdır.”

Berfin Mijdar
 
Kaynak: BasNews

özyönetim
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Ali EFE     0000-00-00 NE KADAR ÖLEN VARSA HEPSİNİN KATİLLERİ ÖZ YÖNETİMİ İLAN EDENLERDİR. ALLAH BELALARINI VERSİN. BU ZALİMLERİ ALLAH KAHRETSİN, KÜRTLERE SIKINTI VERİYORLAR
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
AK Parti İlçe Teşkilatında Bayramlaşma
AK Parti İlçe Teşkilatında Bayramlaşma
Siverek'te Zırhlı polis aracı devrildi: 6 yaralı
Siverek'te Zırhlı polis aracı devrildi: 6 yaralı