ŞAİR DEDİ Kİ; 2’nci Kürt treni istasyonda!

2007'de Fransız dilinin en önemli şiir ödülü olan Mallarmé Şiir Ödülü’nün yanısıra birçok ödül alan Kürt şair Şeyhmus Dağtekin, Kürtler’in son yüzyılda ilk treni kaçırdığını ve şimdi ikincisinin geldiğini vurguladı.

ŞAİR DEDİ Kİ; 2’nci Kürt treni istasyonda!

2007'de Fransız dilinin en önemli şiir ödülü olan Mallarmé Şiir Ödülü’nün yanısıra birçok ödül alan Kürt şair Şeyhmus Dağtekin, Kürtler’in son yüzyılda ilk treni kaçırdığını ve şimdi ikincisinin geldiğini vurguladı.

 

Uzun zamandan beri rüyalarının çok dilli, çok renkli ve çok coğrafyalı olduğunu söyleyen Dağtekin, “Bağımsız Türkiye, bağımsız İran, bağımsız Arabistan varsa ve olmaya devam edecekse, bağımsız Kürdistan’ın olması da şarttır” dedi.

 

Kuzey Kürdistan’da meydana gelen olaylardan dolayı ise Değtekin, “PKK, devleti alt etmek istiyor, Devlet PKK’yi imha etmek istiyor. Ama kimse kimseyi alt edemez”diye konuştu.

 

Kürt şair Şeyhmus Dağtekin Rûdaw’ın sorularını yanıtladı...

 

Adıyaman’ın Harun köyünde doğdunuz. Kaç yaşında köyden ayrıldınız. Halen köyle bağlantınız var mı?

 

İlkokulu bitirince köyden ayrıldım. Türkiye’yle, Adıyaman’la en önemli bağım, köyümle olan bağımdır. Başka da bağ/bağlantı bilmem. Çünkü budadığım, sürdüğüm, üzümünü yediğim bağ, köydeki bağımdı. Önemli olan da bu. Gezdiğin dağla, sürdüğün bağla bir aidiyet duygusu geliştirirsin. Gezmediğin dağa, bakmadığın bağa uzaktan sahiplik etmeye kalkışmak, insana ne dağ verir, ne de bağ. Olsa olsa insanın doğasını bozar.

 

Şiir yazmak, zor bir sanat dalı olarak biliniyor. Siz ise sonradan öğrendiğiniz Fransızca’yla, hatta kısa sürede şiir yazmaya başladınız. Bunu neye bağlıyorsunuz?

 

Okurken, yaşarken bu konulara yaklaşımım, insan olan, insanın olan hiçbir şeyin bana yabancı olmadığıdır. Bizi insanca varolmaya götüren her şey ortak malımızdır. Diller, kültürler, bu ortak alana, düşünceye, sanata, etiğe açılan kapılardır. Yani birer araçtır. İhtiyacın varsa, kullanmasını da öğrenmişsen, alır kullanırsın. Ama nasıl ki aracı kullanmak bir meslekten geçmeyi gerektiriyor, büyük çaba istiyorsa, sanat da, şiir de sonu gelmez bir uğraşı ister, büyük iş, büyük gayret ister.

 

Fransız dilini değiştiren şairler arasına girerek, ödül aldınız…

 

Kelimenin iyisi insanı değiştirir. Kişideki canavarı uyutur/köreltir, kişideki insanı ise daha bir zinde kılar. Şiirin amacı o iyi kelimeye yaklaşmak, o kelimeyi daha bir güzel söylemektir. Bu Fransızca da olur, Kürtçe de olur, Türkçe de olur… Bilinmedik, söylenmedik daha çok şey var. Bunların bana düşen kısmını en güzel şekilde nasıl söyleyebilirim, tasam bu.

 

Ürettiklerinize baktığımızda, ayağınızın doğduğunuz topraklarda, gözünüzün dünyada olduğunu söyleyebilir miyiz?

 

İnsan küçükken, dünyayı kendi sokağından, kendi köyünden ibaret sanır. Doğru olanı da budur, bütün dünyayı, bütün varlığı kendi köyümüz, kendi evimiz gibi bilmek. Ve “var olan”a bu bilinçle, bu sorumlulukla yaklaşmak. Çocukluğumuza doğru çıkabilirsek, içimizdeki şairi, içimizdeki insanı buluruz. Büyüklerin, kendini büyük sananların canavarlığına daha az katlanırız o zaman.

 

Bir de bizim bundan başka dünyamız, bundan başka hayatımız yok. Hayatımızı, varsa mutluluğumuzu bizimle aynı günü paylaşan kimse, onlarla kuracağız, onlarla yaşayacağız. Yani günü ve zamanı, yani hazır olanı nimet bilip, dünyaya ve varlığa doğru korkmadan yürümek. Her devrin Esad’ı, Saddam’ı, darbecisi olacaktır. Ama herşeye rağmen aramızdaki korkuyu kaldırmalıyız ki sevgi şiir aşk gibi güzel şeyler hayatlarımızdaki yerlerini alabilsin ve canavarlıklarımızı dindirsin.

 

Kürtçe’yle aranız nasıl?

 

Benim de Kürtçem, ‘anamın ağzımdaki ak sütüdür’ ama birileri, pintiliğinden olsa gerek, bunun böyle olmasını istemediğinden, biz de o koşulları yeterince oluşturamadığımızdan, bu süt bizi yeterince beslemedi. Ve kendimize başka besinler, başka yollar bulmak zorunda kaldık. Ama yine de Kürtçenin sesi/soluğu, atı/toprağı beni besledi ve besler. Şimdi önemli olan, bulunduğumuz yerin hakkını vermek, ve bizden diğerlerine yeni yollar açmak, birbirimize giden yolları çoğaltmak. Dillerimizle, insanlarımızla daha iyi evriliriz belki o zaman.

 

Türk medyasında “Türk şair” olarak tanıtılıyorsunuz. Bu konuda düşünceniz nedir?

 

Onu yapan da mı var? Bilmediklerindendir diyelim. Ahmet, Mehmet neyse de, Şeyhmus’tan Türk ve Türk ismi çıkarmak daha zor. Annem/Babam iyi isim seçmişler. Şaka bir yana ama birbirimizi farklılıklarımızla kabul etmek en iyisi.

 

“Bağımsız Kürdistan”hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

Bağımsız Türkiye, bağımsız İran, bağımsız Arabistan varsa ve olmaya devam edecekse, bağımsız Kürdistan’ın olması da şarttır. Yok, ulus devletler zamanı geçti, daha değişik yapılanmalara gidelim deniyorsa, mutlak eşitlik ilkesinden hareketle daha demokratik ve adil yapılar denenebilir. Önemli olan, tahakküme dayalı, ötekileştirici/vahşileştirici yapılarımızdan çıkmak. Tahakküm dünyası ben seni yedim dünyasıdır, vahşettir. Tahakkümden/vahşetten çıkıp insanlığa doğru yol almak, hem yiyilenin, hem de yiyenin hayrınadır. Yani hem Kürt’ün, hem de Arap’ın, Türk’ün, Pers’in hayrınadır.

 

Bir Kürt şairi ve aydını olarak, sizce Kürdistan devleti kurulacak mı?

 

Devlet ve tarih işlerine biraz uzaktan bakmak gerek ama kurulmaması için herhangi bir neden yok. Osmanlı İmparatorluğu’nun çözülme süreçi sonuna kadar gidebilseydi, Kürdistan devleti XX. yy başında kurulabilirdi. Ama zamanın güçlüleri bunu böyle istemedi. Veya biz Kürtler yaslanabileceğimiz bir güç bulamadık ve treni kaçırdık. 90’lı yıllardan bu yana, Dünya soğuk savaş dolabından çıkınca, Ortadoğu yeniden hareketlenmeye başladı. Ve ufukta yeni bir Kürt treni belirdi. Bu treni kaçırıp kaçırmayacağımız bugünün güç dengelerine, bugünün güç merkezlerinin tavrına ve biz Kürtler’in bu güçlerle kuracağımız ilişkiye bağlı.

 

Yine de, Dünya bir diller, devletler, medeniyetler mezarlığıdır ve dünyadaki yerlerimiz çabuk değişir. Bıraksak, herkes/her şey yaşayıp gidecek ve kimsenin kimseyi öldürmesine gerek kalmayacak ama insan muhteris ve sabırsızdır. Üç yüz yıl önceki, bin yıl önceki, üç bin yıl önceki dünyayı düşünün. Sarayda olan Med, dışarıda olan Pers, sarayda olan Arap, dışarıda olan Türk. Ve tarih gittikçe hızlanıyor. On yıl sonra, otuz yıl sonra, üç yüz yıl sonra olabilecekleri kim öngörebilir. Doğal kaynak yetersizliği, iklim değişikliği derken, insanın tür olarak bile hayatı tehlikede. Ama bu hengamede, Arap’ı-Türk’ü-Pers’i birbirini yemekle, mümkünse Kürt’ü de yok etmekle meşgul. Beraber varolmanın yollarını aramaktansa, birlikte yok olmak istiyoruz sanki.

 

Kürdistan Bölgesi hakkında düşünceniz nedir?

 

Kürdistan Bölgesi sözünü ettiğim güç dengelerinin en açık örneği. Amerika Saddam’a, uçaklarını bu bölgeden öteye uçurtamazsın demeseydi, Saddam Kürtler’e bölge falan bırakmazdı. Kürtler de ilkin birbirleriyle kavga ettiler, kavga sonuç vermeyince, beraber bir yönetim inşa ettiler. İyi de ettiler. Ve bugün Kürdistan Bölgesi yanmakta olan Ortadoğu’da bir vaha durumunda. Ama etraftaki yangını söndüremezsek, hepimizi yakma ihtimali var, ne yazık ki.

 

Kürt kentlerinde meydana gelen olayları nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Türkiye’nin yüz yıllık bir Kürt takıntısı, Kürt’ü tam olarak insan saymama, Türk’ü –Kürt’ten üstün sayma deliliği var.  Ve Kürt’ü kendimle eşit görürsem kaybolurum korkusu. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu delilikten ve korkudan çıkmak istemiyor. Şimdiki olaylar bu deliliğin kriz anlarından bir tanesi. Keşke sonuncusu olsa.

 

Bugünkü olaylarda herkes gücünü sınamakla meşgul. PKK, devleti alt etmek istiyor, Devlet PKK’yi imha etmek istiyor. Ama kimse kimseyi alt edemez, kimse kimseyi imha edemez. Ama bunun faturası her iki taraf için de çok ağır olur. Dağdaki savaşla kıyaslanamayacak ölçüde ağır olur. Ve en büyük bedeli de, her zaman ki gibi, millet öder. Kürt milleti yeni bir zindan dönemine girer, Türk milleti de zindan bekçiliğinde bir daha tükenir.

 

Onun için Kürt sorununu iktidara oynayanların tekelinden çıkarmak gerekir. Bu zindan halini bitirecek olan, soruna milletin, oy kullananın, vergi verenin, çocuğunu dağda veya askerde kaybedenin sahip çıkmasıdır. Türkiye’nin ‘Rabiacı’sı ‘Gezici’si sokağa dökülüp, “Kürt benimle eşittir, benimle aynı haklara sahip olmalıdır. Kürt kardeşlerimin haklarını ‘Dağ’la/’Ada’yla pazarlık konusu yapma” diyecek ki Kürtler’de de yeni bir birlik ve kardeşlik hevesi yükselsin ve bu kördüğüm çözülsün. Yoksa kendi iktidarını, kendi komutasını korumak adına birileri diğerlerinin çocuklarını ölüme göndermeye, birilerini zindanda tutmaya diğerlerini zindan bekçiliğine talim ettirmeye devam edecek.

 

Kürt, yazar ve şairler arasında kimi daha çok beğeniyorsunuz?

Kürt’ün kaç tanesi Kürtçe yazabiliyor ki? Ama çoğul ve geniş anlamda, bu coğrafyada, bütün diğer coğrafyalarda olduğu gibi, büyük bir ruh var. Gılgamış destanından Cemal Süreya/Sezai Karakoç şiirine, Mem û Zin’den/Ahmede Xani’den Yılmaz Güney sinemasına, Hallac’dan/Rumi’den Sadık Hidayet’e/Mahmud Derviş’e, bu ruh kendisini çok zengin bir şekilde dışa vurur. Bize, bizden sonraki kuşaklara düşen, bu geçmişi hakkıyla yoğurup geleceğe yeni kapılar açmak.

 

PORTRE/ Şeyhmus DAĞTEKİN

 

1964 yılında Adıyaman’ın Harun köyünde doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne bağlı Basın Yayın Yüksek Okulu'nu 1986’da bitiren Şeyhmus Dağtekin, 1987 yılında Fransa’ya gitti. Paris'te yaşayan Dağtekin, Fransızca'nın yanı sıra, Türkçe ve Kürtçe de yazmaya devam ediyor.

 

Şimdiye kadar Fransızca sekiz şiir kitabı, bir de romanı bulunan Kürt şair, 1992'de yayımlanmış Aşkın Yalın Hali adlı romanıyla da büyük beğeni aldı.Dağtekin, ayrıca “Juste un pont sans feu” (Ateş Olmadan, Sadece Bir Köprü) ile 2007'de Fransız dilinin en önemli şiir ödülü olan Mallarmé Şiir Ödülü’nü, 2008'de Fransız Akademi'sinin Théophile Gautier Şiir Ödülü’nü kazandı.

 

“Les chemins du nocturne” adlı kitabı ile Uluslararası Yvan Goll Şiir Ödülü’nü de kazanan Dağtekin’in 2010 yılında Doğan Yayınların’dan Varlığın Öteki Yüzü adıyla bir çevirisi çıkan À la source, la nuit romanı ise 2004 yılında Fransızca'nın 5 Kıtası Özel Ödülü’ne layık görülmüştü.

kaynak: rudaw

Şeyhmus Dağtekin
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Nurettin GÜN     2016-01-02 Sayın sahmus dagtekin ben 1977 de ülkü ocaklarındaydım adana dogumluyum aslen babam ergani,den ceyhan,a gelmiş partide kürt kökenli kardeşlerimizin nasıl dışlandıgına çok kez şahit oldum MHP ye kürt kökenli biri geldigi zaman eski millet vekili fatin özdemir türk olan kardeşlerimizin gözüne bakım sohbeti kestiriyordu ablamın oglu ahmet kaya çankırı sporda oynuyordu kardeşi halil kaya,yı ceyhan sporda oynatmak için MHP ceyhan belediye başkanı hüseyin sözlü,nün yardımcısı alemdar öztürk söz verdi oynatmadılar ve sedat sözlü,yle görüştüm oda ülkücülükle bu iş olmaz dedi oysa partide bunlar kürt,tür oynatmıyalım dediler bizim kime zararımız olmuşki.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Hizmet Almayan Bir Köyün Gençleriyle Sohbet
Hizmet Almayan Bir Köyün Gençleriyle Sohbet
Siverek’te Muay Thai Şampiyonları Yetişiyor
Siverek’te Muay Thai Şampiyonları Yetişiyor