Advert
Advert

Sur’da, Cizre’de, Silopi’de, Yüksekova’da, Nusaybin’de Yaşananlar Kerbela gibi

1991 yılında babası Kontr gerilla tarafından katledildikten sonra, yurt dışına çıkan, El Ezhar Üniversitesi’nde İslam Hukuku ve Medeni Hukuk üzerine yüksek eğitim yapan, halen Kürdistan İslam Topluluğu’nun da başkanlığını yürüten, aynı zamanda Demokratik İslam Kongresi’nin üyeleğini de yapan Hafız Ahmet Turhallı Özgür Gündem gazetesine konuştu

Sur’da, Cizre’de, Silopi’de, Yüksekova’da, Nusaybin’de Yaşananlar Kerbela gibi

1991 yılında babası Kontr gerilla tarafından katledildikten sonra, yurt dışına çıkan, El Ezhar Üniversitesi’nde İslam Hukuku ve Medeni Hukuk üzerine yüksek eğitim yapan, halen Kürdistan İslam Topluluğu’nun da başkanlığını yürüten, aynı zamanda Demokratik İslam Kongresi’nin üyeleğini de yapan Hafız Ahmet Turhallı Özgür Gündem gazetesine konuştu

DAİŞ ve benzeri örgütler, yine kendisini İslami olarak tanımlayan devletler ve siyasi iktidarlar yaptıkları bu İslam dışı vahşetlerin kültürel alt yapısını nereden alıyorlar?

DAİŞ bir sonuçtur. Bunun daha önce arka planında kültürel alt yapı var. Dinin iktidara bulaştırılmasının alt yapısı Muaviye döneminde hazırlandı. İslam’da mutlak iktidar diye bir şey yok, din adına iktidar diye birşey yok. Mesela Kuran’da “mele ve mutrefin(?)” diye iki kavram geçer. Bu kavram “din adına hareket eden dini taife” diye isimlendirilir ve Kur’an’daki İslam buna şiddetli eleştiri getirir: “Siz din adına iktidar olamazsınız, alimlik adına iktidarın sözcülüğünü yapamazsınız.” Bu bahsettiğimiz tabi 1300 yıllık bir süreç, yani bugünden düne giden bir süreç değil. Bu kendini örgütledi, kendine Şeyhul İslamlar, kendine göre güce dayalı medreseler, güce dayalı kültürel altyapı oluşturdu. Buna karşı çıkanlar oldu tabi. Onlar da maalesef hayatlarıyla ödediler. Mesela bizim Ehli Sunne dediğimiz dört imamın hepsi öldürüldü. İmam Şafi’yi sabah namazından sonra odun parçasıyla kafasına vurarak öldürdüler. Şia’nın da, 12 mezhep imamının da hepsi öyle zehirlenerek öldürüldü. Anlatmak istediğim şey şu: Din iktidara bulaştırıldığı günden sonra dini, din olmaktan çıkardılar. İktidarın aracı haline getirdiler.

Peki, iktidar bağlamında İslamı en çok kullanan AKP hükümetinin uygulamalarını nasıl değerlendirirsiniz?

İslam’da zulme karşı direniş esastır ve zalimin kimliğine, dini yapısına, etnisitesine bakılmaz. Hatta Hz. Muhammed bu konuda bir hadis rivayet eder: Sahabelerle sohbet ederken der ki, ‘Kardeşinize yardım ediniz, ister zalim, ister mazlum olsun. Sahabiler şaşırıyorlar, ‘Ya Resulallah mazlumu anladık da Kur’an-ı ilkelerden, zalime nasıl yardım edeceğiz?’ ‘Onun da elini kıracaksınız, durduracaksınız. En büyük yardım budur ona’ diyor. Tabi bu kültürel alt yapı elbise değiştirdiğinden bugün DAİŞ ortaya çıkıyor, iktidarlaşmış şekli oluyor. Eğer bu kültür doğru anlaşılmazsa birkaç gömlek sonra ya da birkaç adım sonra hepimizin varacağı sonuç bu. İktidara bulaşıyor, kendisini güçlü hissediyor, kendine göre bir yapı oluşturuyor. AKP ve benzerleri bunu para ve iktidar için kullandıklarından dolayı mutlak vahşi bir iktidar görüntüsü vermiyorlar, bunu içerden çürüterek yapıyorlar. Mesela para boyutuyla bunu yapıyorlar.

Böylesine vahşileştiren bu iktidar kültürüne karşı müslümanlar ne yapmalı? Nereye bakmalı?  

Ana kaynak Kur’an, peygamberin vefatından sonra artık dini otoritenin geleceği bir kaynak da kalmamıştır. İslam burada akla önem veriyor. Mesela yöneticilik yapanlara dönük 5 ilke koyuyor. Bunu toplumun aklına göre olgunlaştırması gerekiyor. Birincisi hakkaniyet. Hakka dayalı olmayan bir yönetim biçimini İslam ve Müslümanlar kabul etmemeli. İkincisi adalet. Adil olmayan bir yönetim Müslümanlar tarafından kabul görmemeli. Bu ekonomik olur, siyasal olur, sosyal olur, cinsel olur. Eğitsel olur. Nerede adaletsizlik varsa Müslüman burada tavır göstermeli. Çünkü Kur’an ve Hz. Muhammed’in ilkeleri var. Üçüncüsü meşvelet-danışma. Danışma bugün batının getirdiği, bizim demokrasi diye adlandırdığımız seçme ve seçilme olayı. İstişare etme, insanlara gitme, sorma. Dördüncüsü merhamet. Yönetici insanlar merhamet sahibi olurlar. Ama bakıyoruz, bizde öyle değil. İnsanlar öldürülüyor, doğa tahrip ediliyor, köyler yakılıyor, kadınlar her gün sokak ortasında öldürülüyor. Fakat merhamet ilkesi işlemiyor. İşlemediğine göre biz İslam’ın ‘İ’ harfinden bile bahsedemeyiz. Beşincisi ehliyet. Ehliyet demek işin sahibi, işten anlayan. Bizde bir hastalık var. Adam köyü yönetemiyor. Geliyor devlet yönetiyor. ‘Ben bilmiyorum’ demiyor, bir ahlak oluşmuş bizde. Bu ahlak yapılanması yoksa, İslam’da yöneticilik vasıflarını kaybeder ve Müslümanlık buna karşı koyar. Biz şöyle söyledik: Küfre karşı mücadele tebliğledir, ama zulme karşı mücadelenin araçları değişebiliyor. Çok cihadistlerin kullandığı, ‘Biz gidip cihad ediyoruz’, cihad sadece zulme karşı yapılabilir. Onun ismi de cihad değil, mukadeledir, savaşmak. Çünkü adam sana fırsat vermiyor, sana hiçbir yol yordam bırakmıyor, sen kendini savunmak için doğal olarak, her canlının kendisini savunması gibi, İslam da burada insanlara kendisini savunması için cevaz veriyor.

İktidar bu dinin doğasıyla mı oynadı?

Soru şu hangi dine inanıyoruz? Mesela Rum Suresi Ayet 30 diyor ki, ‘Ey Muhammed! İnsanları doğal olarak yarattığım dine çağır’. Doğallıkta yalan yoktur, doğallıkta iktidar yoktur, doğallıkta paylaşım vardır, doğallıkta kardeşlik vardır. Doğallıkta doğayı tahrip etmek yoktur. Ve diyor ki ‘Allah sizi hangi doğal koşullar üzerine yaratmışsa insanları o dine çağır’. İktidar bunun doğasıyla oynuyor. Bu dinin doğasıyla oynuyor. Dikkat edin Hz. Ebubekir bir yıl yaşamış, diğer üç halifenin hepsi hunharca katledildiler. Tek bir sebebi var. Mesele din falan değil. Öldürülmelerinin tek sebebi iktidardır. Hz. Ali iktidara bulaşmadı, onu da götürdüler. Dedi ki ‘Bunlar doğru değil’. O halde bu tepkilerin oluşmamasının altında yatan neden şu: İslam dini yok. İktidar dini diye bir din oluşturulmuş. İndirilen din kitaptadır, raflarda saklı bekliyor. Mezarlarda ölülere okuyoruz, sanki hayatla hiçbir bağı yokmuş bu dinin. Fakat iktidar sahipleri o dinin boyasına batıp, çıkıyorlar, renkleri değişiyor.

Siz Sûr ilçesinde doğdunuz, orada yaşadınız. Bugün Sûr’un tanklarla vurulduğuna dair haberler geldi. İslami camiada yaşanan bu sesizliği nasıl değerlendiriyorsunuz?   

Bunu konuşurken bile farklı duygular yaşıyorum, çocukluğumun geçtiği bir yer. İnsan tabi öfkeleniyor, ‘Acaba Hz. Muhammed’in dini bu mu, Kur’an’ın dini bu mu?’ Eğer biz bu dini tanımazsak, bu dini terk ederiz. Diğer taraftan camiye gidip namaz kılan bir insan camiyi yıkıyorsa, ayette de Allah diyor ki, ‘Camiyi, havrayı, kiliseleri inşa edenler Allah’tan korkan insanlardır. Siz bu kadar yıl geçmiş tarihi bir yerde ne Cami, ne Kilise ne de Havra bırakmıyorsunuz. Tankları sürüyorsunuz, topları sürüyorsunuz. Diğer taraftan da Kabe’ye dönüp namaz kılıyorsunuz. Burada bir sorun yok mu? Tabii ki bir sorun var. Müslümanların ses çıkarmamalarının sebebi de kanımca biraz daha derinlikli anlatmaya çalışırsak; iman problemi yaşıyoruz, inanç problemi yaşıyoruz. İnandığımızı zannediyoruz. Çünkü iman demek harekete geçmek demek. Eğer bu olup bitenler karşısında harekete geçilmiyorsa orada imanı aramak zorlaşıyor. Siz bildiğiniz, inandığınız değerler doğrultusunda hiçbir güce boyun eğmiyorsunuz Allah’ın dışında. Ama bugün paraya boyun eğme var, rahata boyun eğme var, iktidara boyun eğme var. Bütün bunlar imanın eksikliği demeyelim, neredeyse bittiği noktasına gelmesindendir. Ben Kurşunlu Camii’de Hz. Süleyman Camii’nde bu dini okuyup öğrendim. O halde burada Kur’an yakılıyorsa ses çıkarılmıyorsa, ‘beni alakadar etmez’ diyoruz. Müslüman, Kur’an’a inanan insan tavır sahibidir. Bir şehir yerle bir ediliyor, kimseden ses çıkmıyor.

İslami camiada yaşanan bu sesizlikte iktidarın yaptığı çarpıtmaların bir etkisi var mı?

Tabi var. Allah karakterlerden bahsederken, zalimlerin karakterlerini şöyle söylüyor: ‘Onlar doğru sözü, yalan sözle karıştırırlar.’ Bugün adam camiyi yakıyor, top atıyor, tankla, helikopterle ateş ediyor, şunu söylüyor: ‘Hayır oradakiler yaptı.’ Biraz akıllıca düşünün. Kendi mevzisi olsa nasıl kendi mevzisini yakacak. O kadar bizimle alay ediyorlar ki. ‘Oradan ateş ediyorlardı’ diyor, bir de ‘ateş ettikleri yeri kendileri yaktılar’ diyor. Bu akıl kârı mı?

Demokratik İslam Kongresi olarak uzun bir süredir ciddi çalışmaları yürütüyorsunuz.  Bu soruna nasıl bir çare düşünüyorsunuz, neler yapacaksınız?

Biz bu kongreyi kirletilen bu dinin yeniden berraklaştırılması için önce kültürel alt yapısını oluşturulmasını çalışmalarımızın temeline oturtacağız. Bizim bilgi dediğimiz Kur’an’dan alarak, peygamberin sahih hadislerinden alarak; oluşturulan dini ortadan kaldırmaya, indirilen dini açığa çıkarmaya çalışıyoruz. Bizim fikri çalışmalarımız bu yönlü olacak. Diğer boyutuyla insanları eğiterek, ortalıktaki bu dinin İslam diye bilinen dinin din olmadığı, aslında başkalarının oluşturmuş olduğu bir din olduğunu, böyle bir yöntemle insanları aydınlatmaya çalışacağız. Üçüncüsü, şimdi diyelim ki çok acil şeyler var. Mesela insanlar ölüyor, şehirler yakılıyor, buna karşı tavır sahibi olacağız. Bunun bedeli tabii ki olacak. Biliyoruz, iktidara, iktidarlara karşı birşey söylerken, bedeli oluyor. Nasıl ki Kürtler iktidarın yaptıklarını kabul etmediklerinden dolayı öldürülüyorlar, çıplak olarak sokaklara atıyorlar ses yok, panzerler peşinden sürükleniyorlar ses yok, şehirler yakılıyor ses yok, şehirler yakılıyor ses yok. Bu sessizlik şunun da delaletidir: ‘Gün gelecek bunlar da beraber gömülecekler.’ Kur’an’da onlarca örnek verilir.

 Sûr ve özyönetim alanlarında yaşanan uygulamaları Kerbela’ya benzettiniz. Biraz daha açar mısnız?

Aslında yapılanlar Kerbela... Kerbela hadisesinin bir benzeri ve bunu yaparken Muaviye şunu söylüyordu; ben doğru İslamı temsil ediyorum ama kendisi bitti. Dikkat edin karekteri aynı hatta neredeyse ugulamalar bile tıpa tıp. Peygamberimiz (AS) bir sözü ile noktalayalım. Diyor ki “zulme karşı sessiz kalan dilsiz şeytandır.” Bunun daha büyüğü yok, insanlar ölüyor, çocuklar öldürülüyor. İşte düşünün bir anne Cizre’de kendi öz evladının cenazesini, yemeğini koyduğu buzdolabının içine saklıyor günlerce. Bu Filistin’de olmuş olsaydı kıyametleri kopartırdık bu da iki yüzlülüktür. Ortadoğu’da, İslam aleminde huzur ve barış istiyorsak, Kürt halkına yaptığımız bu ikiyüzlülükten kurtulursak belki bir çıkış olabilir.

23 yıl sonra ülkeye döndünüz, son olarak neler söylemek istersiniz?  

Umarım ve dilerim ülkemize islam alemine adil bir barış gelir. Adil bir barış gelmezse sorunlar bitmez. İslamda insan halifedir. İnsan onuru ile oynandığı yerde islam zaten yoktur. Demokratik İslam Kongresi olarak da bu vazifeyi üstlenmişiz. Dine inanan kalbinde imanın yer ettiği, beyninde mantığın aklın çalıştığı bir insan topluluğu oluşturursak başarma ihtimali var.  Çünkü Allah diyor ki nice küçük kabileler, gruplar vardı ki onlar inandığı için başardılar. Şunu söyleyip öyle bitireyim Allah diyor ki Ali İmran Suresi’nde üzülmeyin, gevşemeyin, eğer gerçekten iman etmişseniz  başaracaksınız. Yani bu  mahzunluk ve gevşeklik bizde olmamalı bu milletin hakkı haktır bu dine inanan insanların yürüttüğü mücadele de haktır. Bu mücadele başaracak. Eğer başarmazsak da bu da bizim eksikliğimizden kaynaklıdır. Onu da aklılla tartışıp yeni bir şey ortaya koymak açısından önemli. Başaracağız çünkü Allah mazlumların yanındadır.

Din Muaviye’den bu yana hapiste

 Zulme karşı mücadele etmeyenlerin bir süre sonra varolan zulmün onları da yok ettiğini mi söylüyorsunuz?

Evet. Hitler için ses çıkarılmadı sonuç ne oldu. O da dedi ki ‘Bunlar Yahudidir, zengindir, bizi sömürüyorlar, birşey olmaz’. Sonra dedi ki, ‘Bunlar komünisttir, dine inanmıyorlar, ateisttir’, sonunda o zulüm herkesi sardı ve Hitler’in zulmü karşısında “Bağırmak istediğinde mahallede kimse kalmamıştı.” Allah şunu söylüyor: ‘Zulme meyletmeyin, ateş sizi yakar.’ Ateş nasıl yakıyor... Ateşin yakıcılığı şurada kalacak, burada kalacak diyorlar. Hayır. Yayılacak. Bu ateş, ses çıkarmayan herkesi yakacak, yakıyor da. Eskiden köylerde vardı, ses çıkmadı, şehirlere geldi. Şehirlerde durduramazsak bunu, devletin her tarafına sıçrayacak. Türk-İslam sentezcilerin arasında öyle bir manipülasyon var ki, adam hakkını savunana ırkçı diyor. Ben bir Kürt Müslüman olarak diyorum ki, ‘Kürtlerin hakkı var’; o diyor ki ‘Bu ırkçı’. Irkçılığın tarifini peygamber yapmış. Siz kendi ırkınızı başka ırklara hakim kılmaya çalışırsanız ırkçı olursunuz. Bana göre din, Hz. Muhammed’den sonra yara aldı, muaviye döneminde hapsedildi, hala hapistedir. Ne yapıp edip biz Müslümanların bu dini bu hapishaneden çıkarması gerekir. İktidar öyle bir şeydir ki Hz Muhammed’in torunlarını Kerbela’da yaşadıkları ortada. İşte bugün Sur’da, Cizre, Nusaybin’de yaşananlar aynı. Hz Muhammed evlatlarının etrafını sardılar ne ekmek ne su bırakmadılar. Sur’da, Cizre’de, Sılopi’de, Yüksekova’da olan da bu değil miydi? Halka elektirik gitmiyor, su gitmiyor, ekmek gitmiyor ve bunu yapan kendine müslamın diyor.

Kaynak: özgur gundem

sur cizre silopi nusaybin kerbela
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Ali     2015-12-22 Kur'an müşriklerin vasıflarından bahsederken onlar için zalim ifadesini de kullanırki zülüm Kur'ana göre bir nevi küfürdür.Bir müminden beklenen de zülmün hertürlüsüne kimden gelirse gelsin karşı koymaktır. Surda Cizirde Geverde Farkiyndeki kerbelayı yaratan türk yezidler kadar buna sebep olan Kürdistanın şehirlerine sokaklarına hendek kazan, Kürd çocuklarının oynadığı sokak başlarına bombalar yerleştiren Kürt yezidlerde suçludur.
İsmail     0000-00-00 "Hz Muhammed bu konuda bir hadis rivayet eder" bu cümle bile tek başina cehaletini ortaya koyuyor. Zulumden bahsediyorsunuz ama Kürtlere en büyük zülmü siz yapiyorsunuz. Suruda cizreyide nusaybinide deriğide silvanida siz ve marksist suç ortaklariniz olan turk solu yakti.Dinden imandan bahsetmeye hakkiniz bile yok. Siz akepeden ,devletten daha çok suçlusunuz
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
PKK 23 yaşındaki öğretmeni Şehit etti
PKK 23 yaşındaki öğretmeni Şehit etti
Valiler Kararnamesinde Şanlıurfa Valisi değişti
Valiler Kararnamesinde Şanlıurfa Valisi değişti