Yeni Ortadoğu ve Yeni Türkiye Denkleminde Kürdistan

İran, Türkiye ve bu iki devletin hegemonyasında varlık alemine adım atmaya hazırlanan bir Kürt ve Kürdistan gerçeği vardır.

Yeni Ortadoğu ve Yeni Türkiye Denkleminde Kürdistan

Yeni Ortadoğu ve Yeni Türkiye Denkleminde Kürdistan

Ali GÜLSOY

Yıllardır hazırlığı yapılan Ortadoğu’nun yeniden şekillenmesine dair hamleler netice vermek üzeredir.

İslam ve Arap coğrafyasında taşlar yerine oturmadan yeni fotoğrafı görmek zordu ve nitekim taşlar yerine oturuyor.

Arap alemi devletler, rejimler ve toplumsal bazda kaos olarak nitelenebilecek bir süreci yaşıyor.

Dini anlayıştaki farklılıklar, mezhepler üzerinden fiiliyata dökülen terör ve savaş, rejimlerin çapsızlığı, göç dalgaları, Avrupa ve ABD’deki terör saldırıları beraber değerlendirildiğinde; müdahaleye en açık alanlardan birinin de Arap coğrafyası olduğu görülmektedir.

Bu ortamda İran, Türkiye ve bu iki devletin hegemonyasında varlık alemine adım atmaya hazırlanan bir Kürt ve Kürdistan gerçeği vardır.

İran ve Türkiye hem Kürtleri kendi emelleri için kullanmaya ve hem de Kürdistan’ın bağımsızlığını engellemeye matuf ciddi hamleler yapmaktadırlar.

İran, kontrol ettiği Doğu Kürdistan’ın yanı sıra, Irak-Bağdat ve Kürt partileri YNK ve Goran üzerinden Güney Kürdistan’ı, PKK-PYD üzerinden Rojava ve Kuzey Kürdistan’ı ciddi olarak etkilemektedir.

Rojava ve Kuzey’deki gelişmelerin bir kısmı da İran’ın Türkiye devleti ve hükümeti ile yaşadığı anlaşmazlıkla ilgilidir.

PKK’nin, Kürdistan halkının maslahatına olmayan adımları, Suriye’de İran ve bağlı bulunduğu Rusya, Çin blokuna ters düşen Erdoğan ve Türk devletine karşı verilen cevaplarla ilgili gibi gelmektedir.

Cizre’de, Silvan’da, Diyarbakır’da sergilenen pratiğin Kürtlerin maslahatına olmadığı düşünüldüğünde, PKK’nin vekalet savaşı verdiği söylenebilir.

Bu böyledir diye Türk devletinin İŞİD ile ittifakını görmemek basiretsizlik olur. Türkiye’nin amacı da Suriye’de Kürtlerin statü kazanmasını engellemek veya olacaksa bunun PKK’nin denetiminde değil de ya Suriye’nin bütünlüğü ya da Barzani’nin, yani Güney Kürdistan’ın güdümünde olmasını ister.

Çünkü Rojava Güney’in denetiminde olursa Türkiye açısından rahatlamaya sebep olur. Bir çelişki de budur.

Lakin İŞİD’in Kobani, Şengal ve Güney’e saldırması karşısında, Türkiye’nin ilk günler ve haftalarda sessizliğini muhafaza etmesi, Barzani’ye yardım etmemesi; Güney Kürdistan hükümetinin kuşkulanmasına, Türkiye’ye ilişkin güven bunalımına sebebiyet vermiştir.

Barzani şu anda Türkiye’ye de güvenmemektedir. Bu konuda AB ülkeleri ve ABD daha güvenilirdir. G-20 toplantısında Türkiye’nin “Güvenli Bölge” talebinin kabul görmemesi de önemli bir gelişmedir. Yani ne Rusya, İran ve Esad; ne de ABD, AB ülkeleri Türkiye’ye güvenmektedirler. Türkiye, Suriye meselesinde oynadığı büyük kumarı kaybetmiş gibidir. Lakin buna rağmen, Türkiye Kürtlerden daha güçlüdür. Bu gücünü de NATO üyeliğine, AB ile olan aday üye statüsüne borçludur.

PKK, eğer hızlı bir şekilde kararını vermezse, ABD ve AB tarafından HDP ve PYD muhatap alınacak, Güney ve Rojava’nın statüsü karşılığında Türkiye ile uzlaşacak gibidirler.

Kuzey Kürdistan’ın ise bu şartlarda özerkliğinden ziyade, Anayasal çerçevede tanınacak haklar karşılığında ‘beraber yaşama’ seçeneği devreye girecektir.

NATO’ya rağmen Türkiye’nin parçalanması zor olduğu gibi, son mülteci olayı da AB’yi Türkiye’ye mahkum etmiştir. Elbette bu mültecileri kaçakçılar ve istihbarat üzerinden AB’ye yönlendiren Türk devletinin kendisidir. Amaç, Suriye’de kendi çözümünü dayatmak idi. Türkiye bunu başaramadı ama para almayı ve AB’den başka tavizler koparmayı başardı. 

Kaynak: http://www.haberdiyarbakir.com

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İhtiyaç Sahibi Öğrencilere Kırtasiye Yardımı
İhtiyaç Sahibi Öğrencilere Kırtasiye Yardımı
Siverek'te Yangın Korkuttu
Siverek'te Yangın Korkuttu