YERYÜZÜNÜN KEDERLİ CİNSİ KADINLAR

Yazarımız Ayşe Tanas 8 Mart kadınlar gününde, kadınları yazdı

YERYÜZÜNÜN KEDERLİ CİNSİ KADINLAR

Bu gün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü.

    Kadınların daha az ötelendiği daha az şiddete taciz ve tecavüze maruz kaldığı daha az onurlarının kırılıp namus kavramına kurban edildiği kara parçalarında bu günü coşkuyla ve neşeyle elbette kutlayabiliriz.

    Ancak Orta Doğu’da, bu kanlı coğrafyada ve nefret tohumlarının içimize ekildiği bu ülkede bu günü 8 Mart dünya emekçi kadınlar günü olarak kutlayabilir miyiz?

    İstisnasız tüm kadınların hayatında en az 1 defa fiziksel ya da sözlü tacize maruz kaldığı bu coğrafyada yılda 1 günün 364 güne denk getirilmeye çalışılıp biz kadınlara göstermelik ayrılması içimizi soğutur mu?

     Meydanlara coşkuyla değil yasla çıkmamız gerektiği bu gün sistemin köleleri tarafından saçlarımızdan tutulup yerlerde sürüklenirken "sen git erkeğin gelsin" sözcüğü içimizde ki öfkeyi mi biler yoksa merhametimi perçinler?

    Erk zihniyete göre kara bir delikten ibaret olan biz kadınlar için 8 Mart'ın ehemmiyeti nedir sahi?

   Yalnızken sesi keklik gibi çıkan kadınların yılda bir gün erkin kontrolünde aslanlaşmasına ayrılan bu tek gün oldukça cömert bir hediye zannımca bize bu günü bahşedenler için.

   Dünya nüfusunun yarısından fazlasını oluşturan kadınların mutsuzluğu toprağın bağrını bile delip geçerken daha yaşanılır, umut dolu bir gelecekten ve hasretle beklenen bahardan söz edilebilir mi?

    Cinsiyet ayrımı yapmaksızın sözlükteki anlamı ile baktığımızda "mutlu" olarak tanımlanabilecek insanların sayısı bir elin parmaklarını geçmez diyeceğimiz günleri geride bırakalı çok oldu. Bu kavramın kullanımının zaman aşımına uğrayıp yerini kederle değiştirmesi tarafımızca sorunsuz kanıksandı çok şükür. Kadının rahminden doğmuş ve onun gözündeki yaşla yoğrulmuş bu coğrafya beşikten mezara hem kader hem de kederdir bizim için. Hayatı boyunca insani arzularının yanı sıra doğal ihtiyaçlarını dahi kontrol altında tutma eğilimi en çok bu topraklara has bir durum olsa gerek.

    Kadın olmanın dayanılmaz yalnızlığını bir kenara bırakıp üzerimize dikilen ölçüsüz kaftanı çıkardığımızda anlamaya başladık karşı koymanın kendimizi keşfe açılan çiçekli bir patika olduğunu. Varlığımızdan yokluğumuza karar verme hükmünü kendine hak görenlerin bize biçtiği ömür kadar çile doldurduk içimizi. Öyle ki ilk kahramanımız olan babalarımız dahi dünyadaki tüm erkeklerin ellerine "kadınları kullanma kılavuzu" tutuşturulmuş ve her şey bu kılavuza uygun yaşanmaktaydı sanki. Bu kılavuzlar kadının toplumun mihenk taşı olduğu gerçeğini alaşağı etmekle kalmayıp onu dizginlenmesi gereken şehevi duygulardan ibaret bir canavar olarak göstermekteydi. Yüzyıllardır aynı kılavuzu rehber edinen erk zihniyet için kadın varla yok arasında yarı yarıya hayatta kalmayı çoğu zaman şans eseri başarabilmişti.

   Sözüm ona dünyanın teknolojik anlamda altın çağını yaşadığı bu parlak yüzyılda kadınların toplum nezdinde ki değeri istatistiklere yansıdığı kadarıyla bile içler acısı. Varlığı bir harf ve yokluğu bir rakam olmaktan öteye geçememiş biz kadınlar son beş yılda 1134 defa kardeşlerimiz, eşlerimiz, babalarımız, oğullarımız, sevgililerimiz ya da yabancı erkekler tarafından katledildik. Bu cinayetlerin 235’i ayrılık ve boşanma aşamasında yaşandı. Öldürme gerekçesinin ‘saçını kızıla boyatmak’, ‘yeni elbise almak’,’tuzluğu uzatmamak’,patates köfte yapmamak’, veya sadece ‘gıcık olmak’ olduğu saptandı. Son beş yılın taciz ve tecavüz vakalarının sayısal değeri 1000'in üzerinde. Bunun yanı sıra aile içi şiddete nerdeyse 10'umuzdan 7'miz sistematik bir şekilde maruz kalmaya devam ediyoruz. Şairin pekte güzel söylediği gibi biz kadınlar ölümü ceketimizin sol cebinde sevgilinin resmi gibi taşıyoruz. En dayanılmaz olanı ise parmak izlerinin her yere bulaştığı katillerimiz kravat takmaktan tutunda takım elbise ile duruşmaya çıkmaya kadar iyi halden indirimle ve şartlı tahliye ile serbest kalıp yeni kurbanlarının avına çıkıyorlar. Basına yansıyan haberlerin istisnasız 10 da dokuzu kadına yönelik istismar şiddet ve cinayet içerikli. Ayrıca erk zihniyetin tüm resmi kurumlarında meşrulaştırılmış kadına şiddet taciz ve tecavüz öldürülmemizin doğal gerekçesi olarak kabul görmekte. Tüm bunların yanı sıra kapitalist sitemin en ciddi sacayağını oluşturan reklamlardan tutunda porno sektörüne kadar tüm ticari faaliyetlerde kadın bedeninin alınıp satılabilen taşınır malların içerisinde yer almasından bahsetmek başlı başına bir yazı konusu olur takdir edersiniz ki. Zira doğal ihtiyaç olan beslenme reklâmlarında bile bedenlerimiz köftenin ya da asitli içeceklerin içine şehvet ve sahip olma arzusu olarak serpiştirilmiş durumda. Özet olarak anlayacağınız adımızın harfleriyle yazılan akrostiş şiirler ve güzelliğimize yakılan ezgiler kadar kıymet yüklü bir cins olamadık. Elinde camdan ayakkabıyla bizi arayan prenslerimiz ayakkabıyı ayağımıza geçirince bıçağı narin boynumuza dayayıp kalemimiz kırıyorlar.

 

Ayşe TANAS

07.03.2016

https://twitter.com/aysetanas

aysetanas@hotmail.com

Ayşe Tanas
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Ömer     2016-03-09 APO'nun kadınları özgürleştirmesine yer vermemişsiniz. Mesela kitaplarından alıntılar yaparak bizi aydınlatabilirdiniz. Yoksa APO'dan örnek vermeye korkuyor musunuz? Kürtleri özgürleştirdiği gibi kadınları da özgürleştirdi. Siz de Kandile gitseniz bayağı özgürleşip gelirdiniz.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Romanov Çiftliği Açıldı
Romanov Çiftliği Açıldı
Siverek'te Silahlı Kavga: 3 Ölü
Siverek'te Silahlı Kavga: 3 Ölü