Advert
Advert
Kuzey Irak (Kürdistan) Gezisi…
Hasan Baydilli

Kuzey Irak (Kürdistan) Gezisi…

Reklam

28.12.2012 Cuma günü saat: 17.00 sıralarında arkadaşlar tarafından önceden planlandığı üzere Kuzey Irak’a (Kürdistan) gitmek üzere yola çıktık. Diyarbakır-Mardin üzeri Silopi sınır kapısına vardığımızda saat 24.00’ü gösteriyordu. Giriş işlemlerinden sonra direk Erbil’e, yani Kürdistan’ın başkenti Hewler’e gidecektik. Daha 280 km. yolumuz vardı, Kürdistan’a ait ilk sınır kapısında pasaport işlemlerine başladık. Daha işlem yapılacak yere varmadan, dışarıda omuzundaki tüfek’ten asker olduğunu tahmin ettiğim nöbetçi bizi görünce gülümseyerek Kürtçe “ Hün bı xer hatın Kürdistan’ı”  diyerek sıcak bir karşılama yaptı.

 


Arkadaşlara giriş işlemleri için yol gösterdi. Dönüp bana da “ senin gitmene gerek yok, arkadaşların işlerini bitirip gelene kadar biraz konuşalım “ teklifi üzerine ikimiz yalnız kaldık ve Kürtçe sohbet etmeye başladık. İsmi “Lavin”di. Tanıştık, bende Kürt olduğumu söyledim. Daha da fazla bir samimiyetle yakınlık göstermeye başladı ve hemen telefon numarasını bana vererek “ Mutlaka sizi ailece Kürdistan’a bekliyorum, sizi misafir etmek bana onur verir” eliyle ışıltılı ve yakın bir yerleşim yerini göstererek “İşte ben burada oturuyorum, burası Zaho’dur.” diyerek sohbeti koyulaştırdık. Ta’ki arkadaşlarım giriş işlemlerini tamamlayana kadar. Telefonlarımızı karşılıklı biri birimize verdik. Vedalaşmak için tokalaşınca Lavin o candan ve sıcak samimiyeti ile elimi öpmeye kadar eğildi. Tabiki bırakmadım elimi öpmesini ve o sıcaklıkla cebimde bulunan çok güzel bir kalemimi hediye etmek istedim ancak, ısrarlarıma rağmen kalemi almadı. Ama bir insanlık hediyesi olarak yüreğimde kaldı Lavin…

 


Pasaport işlemlerimiz bitince yola devam etmeye başladık. Daha önce Kuzey Irak Kürdistan’ına birkaç kez giden arkadaşımız bize telkinlerde bulundu, özelikle aracı süren arkadaşa; yol güzergâhlarında önümüze çıkacak olan güvenlik noktalarında mutlaka aracı durdurarak, görevlilerin hal hatırını sormamızı tembihledi. Selam vermeden ve görevlileri sormadan yola devam etmemiz halinde kızabileceklerini veya alınganlık göstereceklerini belirtti.

 


Yola devam ediyoruz, önce Zaho, ardından Duhhok kentlerinin içinden geçtik… Vakit gece yarısını geçiyordu artık. Bir süre daha gidince nöbetçi noktalarını görmeye başladık. Araçların geldiğini gören güvenlikçiler kulübenin önüne çıkarak, gerçekten de arkadaşımızın dediği gibi araçta bulunanların kendilerini sormalarını bekliyorlardı. Bu şekilde 3-4 kulübenin önünden geçtik. İstisnasız her kulübenin önünde duruyor, nöbetçilerle selamlaşıyor ve hal hatırlarını sorduktan sonra yola revan oluyorduk. Onlarda çok kibar bir şekilde “ keremke “ diyerek elleri ile de buyurun şekilde işaret ederek bizlere yolu gösteriyorlardı. Çok kibar ve güler yüzle bizleri karşılıyor ve uğurluyorlardı.

 


Yaklaşık on saat’tir yoldayız. Son güvenlik kulübesinden geçişte, arabamızı süren arkadaşın yorgunluk ve dalgınlığından dolayı kulübenin önünde durmadan yola devam etmesi üzerine kulübenin önünde bulunan nöbetçi hafif kızgın bir şekilde aracımızın camını vurarak, Kürtçe “  Yahu insan bir selam verir, siz hiç demiyormusunuz gece yarısı bu adam burada ne yapıyor? Niçin burada bekliyor, insan durup bir hal hatır sorar. Bakın Kürdistan’a geliyorsunuz” diyerek bize sitem edince, bizde kendisine uzak yoldan geldiğimizi, yorgun ve dalgınlıktan dolayı kusura bakmamasını ifade edince, o da bize gülümseyerek sevgi ve hoşgörü ile elini yol güzergâhına doğru uzatarak “Kerem ke, şev baş” diyerek yol gösterdi.

 


Gün ağarınca belki yüzlerce Tır ve araçları geride bırakarak Erbil’e vardık. Bir arkadaşın kardeşi bizi karşıladı. Erbil tipik bir Anadolu şehri gibi, çok katlı binaların yeni yeni oluştuğu, hemen hemen her tarafta Türkiye’den giden müteşebbislerin ağırlığını hissetmeniz mümkün. Nereden geçersek geçelim; duvarlarda, bilbortlarda, panolarda, dükkân ve işyerlerinde Türkçe isimler gözümüze çarpıyordu. Sanki Türkiye’de her hangi bir şehirde geziyormuşsunuz gibi…

 


Dikkatimi çekti, caddelerde ve sokaklarda yürüyen insanlara pek rastlamadım, sebebi ise caddelerde alabildiğince son model pikap, jeep ve hiç görmediğim acayip şekilde taksiler. Hemen herkesin altında bu özel araçlardan görebilirsiniz. Toplu taşıt araçları dahi kullanmıyorlar.  Şehir içi araçların en düşük modeli ise son sistem Toyota marka taksiler. Araç ve yakıt fiyatları çok ucuz burada. Benzin fiyatı Türkiye’de 4,5 TL, Kuzey Irak’ta ise bizim paramızla 1 TL’yi buluyordu.

 


Neyse, çok yorgunduk sağ olsun arkadaşlar bize güzel bir kahvaltı yaptırdılar, biraz dinlendikten sonra saat; 10.00 sıralarında Erbil’i gezmeye gittik. İlk etapta Erbil Kalesini ve çarşısını gezecektik. İki taksi ile yola çıktık. Erbil çok büyük bir kent, nüfusu 2,5 milyonmuş. Erbil caddelerinde gezinirken bir ara yolu şaşırdık, diğer araçla yolumuz ayrıldı, bilmeden o kadar çok ciddi trafik ihlali yapıyorduk ki; sağ olsunlar hiçbir şekilde olumsuz bir tavır görmedik kimseden. Sürücüler çok kibar davranıyorlardı. Trafikte alabildiğince saygılılar, korna sesi pek işitmedik, sanki araçlarda korna yok gibi…

 


Trafik’te şehrin en işlek caddesinde araç sürücüsü arkadaşımız bir ara yanlışlıkla karşı yönden gelen araçlara, yani ters yöne doğru direksiyonu çevirince trafik polisi yaklaşık 20 metre uzaklıkta bulunduğu yerden bağırarak Kürtçe “ Lav mal xırap,tü nabini yasağı”  diyerek bize taraf koşması ve yabancı olduğumuzu anlaması üzerine karşılıklı gülüşmelere yol açmasına sebep oldu, daha sonra karşıdan gelen araçları durdurup, bize doğru yolu tarif ederek yolumuza devam etmemizi sağladı.

 


Nihayetinde arkadaşlarla bir araya gelebildik. Önce Erbil’in çarşısını gezecektik. Çarşıya ilk girişte elektronik malzemesi satan dükkânlar dikkatimizi çekti. Gerek elektronik malzemeler, gerekse sigara, içki ve çay fiyatları Türkiye fiyatlarına göre çok ucuz geldi bize. Esnaflarını dürüst, ilgili ve sevecen olarak gördüm. Altın fiyatlarının ucuz olduğundan bahisle bir kuyumcu dükkânına girdik. Fiyatları sorunca dükkân sahibi açık ve net bir ifadeyle          “Burada altın ucuz değil, sadece ayar farkından dolayı biraz ucuz görülebilir,bunun sebebi ise Türkiye’de altının ayarı 22,Kürdistan’da ise 21 ayardır.Bu yüzden küçük bir fark oluşmaktadır.Altın fiyatları dünyanın her yerinde aynıdır.Yanılgıya düşmeyesiniz” diyerek bizi uyardı.

 


Yine başka bir işyerine girdik, alacağımız hediyelik esnafın dükkânında yoktu, işyerini boş bırakarak yaklaşık 50 metre ilerideki başka bir esnafın dükkânına götürdü bizi “Dükkânını boş bırakma, istediğimizi arar buluruz” ısrarımıza rağmen “Burada hiçbir şey olmaz, canınız sağ olsun” diyerek bize rehber olması güzel bir jestti bizim için. Hangi işyerine gittiysek aynı ilgi ve alakayla karşılıyorlardı bizi…

 


Yorulmuştuk, Erbil çarşısı içerisinde bir camiye gittik. Camide bizi gören 30 yaşlarında bir genç yanıma gelerek Türkçe “ Abi Türkiye’den mi geliyorsunuz? “ sorusu üzerine Türkiye’den geldiğimizi belirttik, kendisinin de Kerküklü olduğunu söyledikten sonra tüm arkadaşlarımızı hep birlikte ısrarla eve yemeğe davet etmez mi? Zamanımızın olmadığını, dönmemiz gerektiğini belirtince bu kez boynunu bükercesine “ Ne olur, sizi misafir etmek istiyorum, biz kardeş değil miyiz” demesi ve bizi ısrarla misafirliğe davet etmesi beni 40-50 yıl öncesi Siverek misafirperverliğine götürdü. Bu coğrafyada yaşayan insanların halen örf, adet ve geleneklerini sürdürdüklerine, insanlığın ve manevi değerlerin korunduğuna, kısacası yozlaşmayan, saf, temiz ve bakir bir toplumun varlığına şahit oldum!

 


Camiden ayrılınca Erbil kalesine çıktık. Kale üzerinde daha önce yaşanılmış olan eski evlerin restore edildiği, tarihi kalıntıları ve kale üzerinden Erbil şehrini gözlemledik. Güzel ve tarihi bir yer olarak unutulması mümkün olmayan bir yerdi. Geziden sonra kaleden aşağı indik.

 


Yorgun düşmüştük, arkadaşlarla bir kahvehanede buluştuk. Kahvehane duvarları molla Mustafa Barzani, Mesut Barzani ve Kürdistan bayrakları ile süslenmişti. Çaylarımızı içtik, tekrar tekrar içtik.

 


 

Dikkatimi çeken şu oldu. Kahvehane sahibi girişte kendisine ait masasında oturuyor. Kahvehaneden çıkan müşteriler direk masada bekleyen kahvehane sahibine parasını ödeyerek gitmesi idi. Yani bizdeki gibi çay hesabı yapmadan ve her hangi bir fiş veya belge olmadan ne kadar veriyorsanız, kahvehane sahibi hesap yapmadan onu alıyordu. Bu durum esnaf ve müşteri arasındaki güvenin bir göstergesiydi. Yine dükkân önlerinde tezgâhlar üzerinde deste deste Irak dinarı satanlara rastlıyorsunuz, üzeri para dolu tezgâhlar bazen satıcılar tarafından boş bırakılmış vaziyette öylece duruyor. Kimse dönüp bakmıyor bile…

 


Akşam olmuştu, kalacağımız yere döndük, yemeğimizi yedikten sonra biraz dinlenmeye çekildik, daha sonra 4.yıldızlı bir otelde Türkiye’den gelerek Kürdistan’a yerleşen dostlarla bir bilgilendirme toplantısı yapılacaktı. Otele gittik, yaklaşık 20 kişi vardık. Türkiye’nin çeşitli yerlerinden gelerek Kürdistan’da iş kuran ve buraya yerleşen arkadaşlarla tanıştık. Çok güzel bir tanışma ve sohbet ortamı oluştu. Konuşmacı arkadaş Karadenizliydi. Kürdistan bölgesinin orta doğuda ve hatta dünyanın birçok bölgesinden daha güvenli olduğunu, hemen hemen tüm işletmelerin ve iş yerlerinin Türkiye’den gelenlerin elinde olduğunu, Türkiye’nin dünya ticari hacminin en fazlasını Almanya’dan sonra Kürdistan’la yaptığını, bölge halkının çok dürüst ve insancıl olduklarını, Kerkük’te her 15-20 metrede petrol çıktığını, bunun bir bölümünün Kürdistan Bölgesel Yönetiminin elinde olduğunu, bu nedenle yönetimin belli miktarlarda bir kısmının bedava (benzin, elektrik, kira yardımı ve sosyal yardım) adı altında çalışan vatandaşlarına verdiğini, bölge halkının refah düzeyinin yüksek olduğunu ve fiilen burada devlet yapısının oluştuğundan bahsetti. Konuşmalar iki saate kadar sürdü, çok kaliteli bir şekilde bilgilendirildik ve teşekkür ederek ayrıldık.

 


Erbil’i birde gece gözü ile gezdik. Büyük ve çok güzel bir alış veriş merkezine gittik. Biraz gezindikten sonra dinlenmek için yatmaya gittik. Çünkü yarın yine uzun bir dönüş yolculuğuna çıkacaktık.

 


30.12.2012 Pazar günü iki arabayla dönüş yoluna girdik ancak, diğer arabadaki arkadaşlar dönüş yolunu şaşırınca yanlışlıkla Irak sınırına ait kapıya gitmişler. Kürt oldukları anlaşılan arkadaşlarımız Iraklı görevlilerince tehdit edilmiş ve epeyi bir macera yaşamışlar. Biz ise Kuzey Irak (Kürdistan) sınırına gelene kadar akşamın kızıl rengi kararmaya başlamıştı. Onlarca araba kuyrukta bekliyor. Bizde beklemeye başladık. Neyse uzun bekleyişten sonra çıkışa doğru yerimizi aldık. Diğer arkadaşlarda yaşadıkları maceradan sonra bize ulaşmışlardı.

 


Çıkış için sınır kapısına geldiğimizde 63 plakalı aracımızı gören görevli gülerek ve alaylı bir şekilde Kürtçe “ Hun Urfalinın, kaçaxçinin, bı rasti bejen bağaje vede çen karton cığareyu viski hene” Bizde Kürtçe ne sigara içtiğimizi ne içki kullandığımızı ve nede kaçakçı olduğumuzu görevliye anlatmaya çalıştık ve aracımızda bu tür şeylerin olmadığını ifade ederek aracımızı aramalarını söyledik ayrıca, Siverekli olduğumuzu da belirtmeyi ihmal etmedik. Siverek bizim için bir dünya devleti ya (!) Zannettik ki bizi tanıyacaklar! Görevli Siverek’i anlamayınca, Amed Amed dedik. Bu kez görevli gülerek bize “ Şev baş,oğıraveya xerebı” diyerek bize yolu açtılar. Bu vesile ile Amed’in prestijini orada görmüş olduk. İkinci bir geçişte yine 63 plakamız heyecan yarattı! Görevlilerin gözünde 63 plakanın imajı çok kötü idi, bu plakalı herkesi kaçakçı olarak görüyorlardı. Hâlbuki hiçbir arkadaşımız sigara bile kullanmıyordu. Aynı durum Türkiye Silopi sınır kapısında da başımıza geldi. Aracımız arandı, x raydan geçirildi. 63 plakanın canı sağ olsun, yapacak bir şey yoktu…

 


Uzun bir yolculuktan sonra saat 22.00 sıralarında Cizre’de yemek molası verdik, yemekten sonra tekrar yola devam ettik. Saat 00.01sıralarında Siverek’e vardık. Her şeyi geride bırakarak, güzel anılarla yorgun bir şekilde anavatanımıza döndük sağ salim…

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Siverek'te Zırhlı polis aracı devrildi: 6 yaralı
Siverek'te Zırhlı polis aracı devrildi: 6 yaralı
PKK 23 yaşındaki öğretmeni Şehit etti
PKK 23 yaşındaki öğretmeni Şehit etti