Ölümlere Alışmayacağız!
MEVLÜT BAYRAKTAR

Ölümlere Alışmayacağız!

Farkında mısınız? Son birkaç yılda gerek toplum, gerek coğrafya olarak ölümlere ne kadar çok alıştık biz?

Günün her saatinde hemen hemen bütün haber kanallarında ölüm haberini izlemek sıradanlaştı ve ilginçtir ki bu ölümler bağırdığımız da sesimizin ulaşacağı mesafeye kadar gelmiş durumda. Yani her hâlükârda bu ölümleri bizler yaşıyoruz, bizler işliyoruz.

Hatırlıyorum, çok eski değil 6 yâda 7 yıl öncesine kadar bu ölümler ne kadar uzaktı bize.

Irak’ta, Afganistan’da ve daha dünyanın dört bir yanında patlayan bombalar, parçalanan bedenler, öksüz kalan çocuklar vardı ama uzaktı bizden hem de çoooook uzakta.

Bazen bu ölümler bir masal olur, anlatılırdı sohbetlerde. Ağzı açık kalan yaşlılar, analar ve gençler inanmazdı ‘Yok canım olur mu?’ derlerdi. Böyle ölümler olurmuş, hem de iliklerimizde his edene kadar, bu yangın evimizde tutuşana kadar.

Ben ne zaman ölümü his ettim biliyor musunuz? Kobani’ye barbarların saldırdığı ve bir birkaç saat içinde binlerce insanın sınıra akın ettiği zamanda. Aslında ölümün ne kadar yakın olduğunu his ettim, bir toplum, bir millet olarak iliklerimize kadar his ettik.

Sonra daha da yakınlaştı ölüm bize. Sürüne sürüne, inleye inleye caddelerimizde, sokaklarımızda kol gezmeye başladı ve hendekler arasında abluka içinde gördüm ölümü.

Ahmet Altan ‘Şarkı söyler gibi öldürüp, şarkı söyler gibi acı çekmeye başladık. Öldürmeleri, ölümleri, acı çekmeler sıradanlaştı bizim için. Haberlerde ölüm haberleri artık bizi rahatsız etmiyor. Şarkı dinler gibi öldürme ve ölme haberlerini seyrediyoruz, kahvelerimizi, çaylarımızı yudumlayarak’ diyordu bir yazısında.

Beraber Çanakkale’de, Sarıkamış’ta sırt sırta, düşmana karşı göğüs göğüse savaşan, şehit düşen insanların çocukları ve torunları bugün bir inat, bir heves ve bir hiç uğruna birbirini öldürüyor… Hiç diyorum, çünkü dünya üzerindeki hiçbir şey bir insan canı kadar değerli değildir benim gözümde. Kim olursa olsun, nasıl ve ne şekilde düşünürse düşünün, eğer bir can bir ruh taşıyorsa en kutsal şey odur benim gözümde. Ha Türk olmuş, ha Kürt olmuş, ha Ermeni olmuş ne fark eder, onu da yaratan Allah değil mi? Yaratıcı onu da bir can ile süslemişse bize düşen şapka çıkartmak olmalıydı ama ‘heyhat’ diyoruz ‘heyhat’….

Yaşamı Allah kutsadı, ölümü şeytan, sevgiyi Allah, nefreti şeytan ve nedense şu insanoğlu hep şeytanı örnek aldı, şeytana taptı, öldürdü, nefret etti, kin besledi, ne için ne amaçla bilmeden…

Müzik gibi acıları ve ölümleri seyrederken, anaların koç gibi evlatlarını toprağa gömdüklerine şahit oluyorum, minnacık çocukların öksüz kaldıklarını, elleri kınalı gelinlerin dul kaldıklarını izliyorum. Yanı başımızda, ta yanı başımızda bunlar oluyor ve bir müzik eşliğinde bir dizi filmi seyreder gibi seyrediyoruz…

Savaşı dahi beceremiyoruz, barışı beceremediğimiz gibi. Mutlu olamıyoruz, mutsuzluğu beceremediğimiz gibi. Ellerimizi dört kıtanın suları ile de yıkasak temizlenmeyecek bu kir bulaştı artık ellerimize.

Allah’ım nasıl bir toplum olduk, nasılda bizi ölmeye ve öldürmeye alıştırıyorlar.

Kime yakışır ölüm? Hiç kimseye… Ama birileri bu ölümler üzerinden rant elde etsin diye, ölümleri süslüyorlar, ölülülere şahadet, öldürenleri kahraman ilan ediyorlar.

Her acının bir nedeni var, her ölümünde bir nedeni var biliyorum. Uzaydan yâda Kafkaslardan yazmıyorum ama böylesi acı trajedilerin bu topraklarda yeşermesini istemiyorum. Kardeşin kardeşi boğazlamasını, yüzlerce yıllık bir dayanışmanın, kaynaşmanın böylesi kirli emeller uğruna ayrışmasını istemiyorum. Sorunu çözmek öldürmekle, yakmakla, yıkmakla olamayacağını artık hepimiz öğrenmeliydik, öğrenmeliyiz artık. Ya kardeşçe birlikte yaşamalı, yâda mertçe yolları ayırmasını bilmeliyiz. Bu toplum, bu insanlar karar vermeli ama öldürerek değil, kardeşçe. Çünkü bu coğrafyada beraber olsak ta, ayrılsak ta bizim her zaman milletler olarak birbirimize ihtiyacımız var. Moskof Kafkaslardan saldırsa, nasıl ki bir Diyarbakırlı ile Edirneli aynı cephede savaşacaksa, Yunan’lar Çanakkale’ye saldırsa yine bunlar yine omuz omuza bunlarla savaşacak. Ayrıda olsalar, gayri de olsalar bundan başka çıkar yol yok.

Haydi, alışmamalıyız ölümlere, müzik dinler gibi ölümleri dinlemeliyiz ve birinin burnu kanadığında isyan etmeliyiz, kabul etmemeliyiz.

Ölüme giderken Sezar’ı selamlayan lejyonerler gibi olmayacağız artık. Ucuz kahramanlıklar veya ucuz kahramanlar uğruna harap etmeyeceğiz dünyamızı. Şehirlerimizi ölüme inat yaşatacağız, yaşatacağız kendimizi ve geleceğimizi.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İhtiyaç Sahibi Öğrencilere Kırtasiye Yardımı
İhtiyaç Sahibi Öğrencilere Kırtasiye Yardımı
Siverek'te Yangın Korkuttu
Siverek'te Yangın Korkuttu