Darbe; Millete Giydirilmiş Ateşten Bir Gömlektir
MEVLÜT BAYRAKTAR

Darbe; Millete Giydirilmiş Ateşten Bir Gömlektir

Reklam

12 Eylül darbesinden birkaç ay önce doğmuşum, çelikten ellerin yurdun dört bir yanında halkın iradesini ele geçirdiği zamanları hatırlamam, insanların bir sağdan, bir soldan asıldığı zamanları da hatırlamıyorum. Sokakta geçen insanların spor salonlarına dolduruşları, gözaltında yok oluşlarını da hatırlamıyorum.  Zar zor darbenin sonları aklıma geliyor, geldikçe çocukluğumda bana kalan korkularımla yüzleşiyorum.

Aklıma gelenlerin bile üzerinden 30 yıla aşkın zaman geçmiş, ama darbe denince içimi bir korku sarıyor. O günlerin psikolojisi olsa gerek, asker denince bende halen bir korku, bir nefret uyanıyor. Çünkü darbe zamanlarında asker gerçekten çok zalim ve gaddar oluyor.

Biz gördük ve böyle büyüdük ama çocuklarımız böyle büyümemeli, biz nefret ettik ama çocuklarımız nefret etmemeli, biz askerden kaçtık ama çocuklarımız ‘Asker abi bay bay’ demeli, elini sıkmalı. Asker çocuklara şeker dağıtmalı. Başlarını okşamalı. Çünkü asker biziz, ya komşumuzun oğludur, ya kardeşimizdir, ya amcaoğlumuzdur ya da kirvemizdir. Yani bizden bir parçadır asker.

35 ile 40 yaşlarında olanların azda olsa darbe hakkında bir malumatı bulunuyor ve bu yaştakiler darbenden az çok etkilenmiş ve yara almış insanlardır. Başta da yazdığım gibi 12 Eylül darbesinin başlarını hatırlamasam da darbenin sonraki seyri hep aklımın bir köşesinde duruyor.

Bir soğuk kıştı, köyde derme çatma evlerde yaşam mücadelesi veren zavallı köylüler ama onların üzerlerine ha bire gelen askerler ve çareyi kaçmakta bulan insanlar ‘ Askero yeno birem’ asker geldi kaç sözü kulağımıza aşina olmuştu artık.

Küçük yaşlardaydım ben zar zor kaçabiliyordum ama her şey o zamanlar bana oyun eğlence gibi geliyordu, istisnasız her gece köye baskın yapılır bizlerde ya komşumuza, yada samanlıklara kaçar oralarda saklanırdık ta asker köyü terk edene kadar.

Darbe zamanlarında kim haklı kim haksız kimseye bakılmaz, haram süt içmiş biri sizin hakkınızda bir iftirada bulunsa dahi birkaç ay hapse atılır, kimse sizin nerde olduğunuzu bile öğrenemez. İşte öyle bir zamandı 12 Eylül darbesi.

Bir ispiyoncu babamın da içinde bulunduğu birkaç kişinin ismini vermiş ve bunlarda çok yüklü silahların olduğunu iddia etmişti. Köylülerden her birinden bir silah istenirken babam ve birkaç köylüden birden fazla silah isteniyor ve bunların getirilip teslim edilmesi isteniyordu. Hatırlıyorum insanlar ellerindeki malı mülkü satar o zamanlarda pahalı olan silahları kaçakçılardan satın alır askere teslim ederdi. Kimin ismi yazılıysa ve hangi silah üzerinde yazılıysa mecburen gider ve o silahtan satın alır verirdi.

Çünkü başka kurtuluş çaresi yoktu. Sende yoksa dahi gidip arayacak bulacak satın alacak ve getirip teslim edeceksin, o kadar.

Babam istenen silahları bulamadığından bir kaç yıl kaçak yaşadı. Bizlerde her gece yapılan baskınlarla yaşamayı öğrendik, öyle basit değildi kimi bulsalardı alıp götürüyorlardı. Ondan dolayı her gece asker baskın yapınca kaçar ve komşulara sığınırdık. Öğrenmiştik kaçmayı, daha doğrusu bize kaçmayı öğretmişlerdi.

O zamanlar çocuk yaşıma rağmen zor zamanlardı. Hiç unutmam bir sabah vaktiydi, horozlar yeni yeni ötmeye, köy çobanları koyun sürülerini bırakmaya başlamıştı. Bizler tavşanlar gibi evde yarı uyanık yarı uykulu halde uyuyorduk, bu gece askerlerin baskınları olmadığından şaşırıyorduk, merak ediyorduk. Alışmıştık çünkü bir gece baskın olmadığında merak dahi eder olmuştuk.

Ama şaşırtmamışlardı bizi cuntacılar, sabahın seher vaktinde büyük bir baskın yapılmıştı, kadın çocuk yaşlı herkes köy meydanında toplatılıyordu. Soğuktu, bir çocuk olarak adımınızı dışarı atmaktan korkardık.

Cuntacı askerler, bizim için saray olan derme çatma tahtadan yapılmış evimizin kapısını kırarak o kirli postallarıyla içeri girmişlerdi, anlamadığımız bir dille bağırıp çağırıyorlardı, o körpecik bedenlerimiz sıcak yataktan çıkmamak için mücadele verse de, üzerimizden yorganları çekiştirerek dışarı çıkartmışlardı.

Hatırladığım kadarıyla annem üşümemem için üzerime bir çul atmıştı. Köy alanında esen soğuk rüzgârlar altında toplatılan köylüler ne oluyor, ne bitiyor bilmiyordu. Bende bilmiyordum ama her şey bana bir oyun gibi geliyordu.

Taki köyün yetişkin erkekleri bir kenara toplatıp, bunları yerlerde süründürttülerse, ne kadar ciddi bir şeyle karşı karşıya kaldığımı hatırlıyorum. O erkeklerin bağrışmaları halen kulaklarımda çınlıyor, koca koca adamlar hanımlarının önünde rencide ediliyor, dövülüyor ve tartaklanıyordu.

İşte o anlar bende 30 yıllık nefret ve kinin beynimde oluşmasına sebep olmuştu. Yıllardır ne yapsam ne etsem de o psikolojiden kurtulamıyorum.

Bu ülkenin insanları çok çekti, hele hele Kürtler çok daha fazla çekti. Bunun nedeni askeri vesayetin ülkenin yapısında kurduğu hâkimiyet ve halkın iradesinin hiçe sayılmasıydı. Darbe gerçekten halka giydirilmiş ateşten bir gömlektir, darbeye masum gözüyle bakmak, sesiz kalmak alçaklıktır…

O küçük yaşıma rağmen çok şeyler yaşadım, çok şeyler hatırlıyorum, psikolojik olarak çok etkilendim. Hepsi de darbelerin getirdiği yıkımlardır bunlar. İşte 15 Temmuz askeri darbe kalkışması tüm bunları bana tekrar hatırlattı.

Küçük yaşımıza rağmen Biz yaşadık, biz gördük, biz çektik ama bizim çocuklarımız yaşamamalı, çocuklarımız askeri eli kanlı zulümkar bir insan değil, vatanını, namusunu, malını mülkünü koruyan bir bekçi olarak bilmeli askerin önünden geçerken, yüzü yerde çabuk uzaklaşmaya çalışan değil, ‘asker abi bay bay’ diyebilmeli.

Çok şükür 15 Temmuz darbe girişimi başarılı olmadı ve insanlarımız kendi iradesine sahip çıktı. İnanıyorum ki artık Türkiye’de darbeler tarihide bir son buldu ve halkın kendi iradesiyle başa getirdikleri gibi, yine halk kendi iradesiyle düşürecek bir döneme geçmiş bulunmaktayız.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Minik Elif Muay Thai Türkiye Şampiyonu
Minik Elif Muay Thai Türkiye Şampiyonu
Siverek'te Necmettin Yılmaz İçin Gıyabi Cenaze Namazı Kılındı
Siverek'te Necmettin Yılmaz İçin Gıyabi Cenaze Namazı Kılındı