Bir Oy İncelemesi
Ramazan Çetiner

Bir Oy İncelemesi

“Kim nerelerde, kimlerden, nasıl oy aldı?” diye sorular yöneltiriz seçimlerden sonra. Yalnız, savunduklarımızın bazı yerlerden oy almaması ile hüsrana uğrar ve bu yerleri olumsuz eleştirilere boğarız. Ancak o oyları(insanları) neden kazanamadığımızı sorgulamayız çoğu zaman.

Artık siyasetçilerin, yakın gözüken seçimlere yönelik yol güzergâhlarını, taktiklerini belirleyeceği ayların arifesindeyiz. Tabii ki siyasetçileri, yöntemlerini ve uzayıp giden seçim yorumlarını özetleyip sunmayacağım. Öncelikle sıkça kullandığımız oy sözcüğünün etimolojisine bakmalı.

Oy nedir? Oy; rey, görüş, düşünce, hüküm, mütalaa yahut tutulacak yol için, bir iş için söylenen söz, fikir veya bir görüşü belirten kâğıt, işaret manalarına gelir. Sözlük anlamlarına baktığımızda özet olarak fikir belirtmek olarak kabul edebiliriz.

Fikir belirtmek, belli bir birikim sahibi olmak olgunluğuna ulaşmaktır. Ve dünya ülkelerinin çok büyük bir çoğunluğu bir seçme yaşı belirlemiştir. Çoğu devlete göre, seçilen eşiğin altındaki bireyler, bağımsız olarak oy verme kapasitesine sahip değildirler. Avusturya’da seçme yaşı 16 iken vatandaşı olduğumuz ülkede 18, ilk Osmanlı anayasasında 25 olarak belirlenmiştir. Dikkat edildiğinde demokrasinin ülkelere yerleşmesine göre seçmen yaşı belirlenmiştir.

Ve bulunduğu ülkenin siyasi yaşamında savunduğumuz kişi ve grupların, oyu kullanan kişiye giderken neye dikkat etmesi gerekir bilinci ile aldıkları başarı oranı arasındaki denkleme dikkat ettiğimizde alt seviyelerdeki siyasi birikimiyle oy kullanma yeterliliğine kavuşmuş kişiye üst perdeden savurduğumuz/belirttiğimiz düşüncelerin düşlerimizi gerçekleştirmediğini görürüz. Bu da demokrasi birikimlerini ya da na-demokrat grupları analiz edemediğimizden kaynaklanır. Ve kitleyi bir bütün olarak ele almaktansa belli kademelere ayırmakta fayda olduğu görüşündeyim.

Birinci kademenin fizyolojik güdülerin ve kaygıların ötesine geçememiş –bu ülkede- büyük bir yığın olduğunu fark edebiliriz. Ve bu kitlenin belleğinde klişe birkaç slogandan başka bir şey olmadığını görürüz. Eğitim seviyesi düşük bu grup ilkel demokrasi ve anaç(anaerkil) yapısını dikkate almayan her yöntemin başarısız olduğunu ve olacağını ifade edebiliriz.

İkinci kademede kapital ve emeğin sömürüldüğü bir sistemin acı meyvesi olan kitleyi görürüz. Bu kitle aldığı eğitimle yaşadığı deneyimlerle tadına vardığı tokluk duygusu ile hareket edenlerden oluşur. Katı hiyerarşiyi savunan bu grup, değişimlere ve dönüşümlere karşı çıkarken en büyük korkularının Ya Rabbi Şükür musluğunun tükenmesi olduğunu sezinleriz. Erk, otonom sahibi olmadıkça bu gruptan –eğitilmeden- oy alınamayacağı bilinmelidir.

Üçüncü kademe de görünürde okuryazar kesimdir. Benimsediği fikirlere göre tercihlerde bulunur. Ve ilkel empatiye sahiptir. Kendisine dokunmadıkça börtü böcek ve haşerat sürüsünü görmezden gelir. Fikirleri ile makam mevki edinmiş üçüncü sıradaki bu yığın, fikirlerine hapsolmuştur. Ve alışmışlığa dönüşmüş yaşam tarzını değiştirmek ne kadar zorsa oy tercihlerine etkide bulunmakta o derece imkânsızdır bu kademenin.

Bir elin parmaklarını geçmeyen rind’lere(kendini gerçekleştirmiş/üstinsan) değinmeden geçmek olmaz. Bu azınlık halindeki değerler, sayı bazında her ne kadar az ise de yönlendirmeleri ile okuyucu/izleyici olan üçüncü kademedeki insanları etkileme imkânına sahiptir. Yalnız dezavantaj özelliği olan bu grup birinci yığından yok edilme tehditleriyle yaşarken ikinci kademe yığınları ile de ilişkisiz yaşamaktadır.

İster sınıf başkanı seçimlerine bakın ister kurumdaki yönetici yahut genel temsilci seçimlerine. Dikkat etmemiz gereken şu:

Birinci kademeyi ilahi adalet ve anne içgüdüsünden doğan eşitlikle kazanabiliriz. İlkel olmayan yöntem korku ve tehdittir. Bilinmelidir ki korku dönemi dinlerin doğuş dönemlerinden sonra tamamlanmıştır.

İkinci kademenin pragmatik bakışı analiz edilmeden herhangi sıcak ve babacan tavır suiistimallere kapı aralar. Bu grup ancak ekonomi ile kazanılabilir.

Üçüncü kademe ise dördüncü kademeye ulaştırılarak kazanılabilir. Ve bu da sancılı bir dönemdir. Dördüncü azınlık ise tarafsız olduğundan hiçbir zaman misafir gidenden olmayacağı gibi misafiri aldatandan da olmayacaktır.

Hedeflen kitleyi tanımadan onları benimsemeden onlarla tanış olmadan kendini onlara benimsetmeden ve özellikle ilk iki yığından bir kazanım elde edilemeyeceği bilinmelidir.

Ramazan ÇETiNER(Azadiice)

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Siverek’te Zihinsel Engelli Öğrenciler Hem Eğlendi Hem Eğlendirdi
Siverek’te Zihinsel Engelli Öğrenciler Hem Eğlendi Hem Eğlendirdi
Siverek'li Öğrencilerden Şehit Annesine Mektup
Siverek'li Öğrencilerden Şehit Annesine Mektup